asit.gen.tr https://www.asit.gen.tr Asit, Kullanımı ve Faydaları tr-TR hourly 1 Copyright 2018, asit.gen.tr Sat, 14 Mar 2015 00:00:00 +0000 Wed, 12 Dec 2018 00:00:00 +0000 60 Gümüş Nitrat https://www.asit.gen.tr/gumus-nitrat.html Tue, 02 Oct 2018 03:46:58 +0000 Gümüş Nitrat, Renksiz ve ağır kristallerden oluşan önemli gümüş tozlarından biri olan gümüş nitrat, birçok hastalığın tedavisinde kullanılan bir kimyasaldır. Fotoğrafçılıktan saç boyası yapımına kadar birçok Gümüş Nitrat, Renksiz ve ağır kristallerden oluşan önemli gümüş tozlarından biri olan gümüş nitrat, birçok hastalığın tedavisinde kullanılan bir kimyasaldır. Fotoğrafçılıktan saç boyası yapımına kadar birçok alanda kullanılan bu bileşim, gümüş ile nitrik asitin birleşmesiyle meydana gelir. Bu nedenle bileşimi anlamak için ilk olarak gümüş ve nitrik asit hakkında kısaca bilgi verelim.

Gümüş Nedir

Simgesi Ag olan ve periyodik cetvelde soy metaller grubunda yer alan gümüş, beyaz ve değerli bir elementtir. İlk olarak Romalılar tarafından işlendiği iddia edilmiştir. Atom numarası 47 ve doğada çıkarılırken en beyaz kalan element olarak bilinir. Atomik ağırlığı ise 107,87 olarak saptanmıştır. 

Nitrik Asit Nedir

Kuvvetli bir asit olan nitrik asit, bir hidrojen, bir azot ve 3 oksijenin birleşimiyle ortaya çıkar. Halk dilinde kezzap olarak bilinen nitrik asit, konsantrasyonu arttırıldıkça daha da tehlikeli olan bir maddedir. Dinamit ve benzeri patlayıcıların yapımında kullanılır.

Gümüş Nitrat Nasıl Oluşur

Cehennem Taşı olarak bilinen gümüş nitrat, en önemli gümüş tuzlarından biridir. Gümüş nitrat sentezinin formülü ise şu şekildedir:
       
Ag + 2 HNO3 → AgNO3 + NO2 + H2 Benzaldehit https://www.asit.gen.tr/benzaldehit.html Tue, 02 Oct 2018 13:25:37 +0000 Berrak ve renksiz bir yapıya sahip olan benzaldehit önemli bir aromatik aldehitler grubuna girer. Kokusu birçok kaynakta acı badem yağını andırmaktadır. Bu bileşenin kimyasal formülü ise C6H5CHO elementle Berrak ve renksiz bir yapıya sahip olan benzaldehit önemli bir aromatik aldehitler grubuna girer. Kokusu birçok kaynakta acı badem yağını andırmaktadır. Bu bileşenin kimyasal formülü ise C6H5CHO elementlerinin bir araya gelmesinden oluşmaktadır. Ayrıca toluen kimyasalının sıvı ile gaz klorlanmasıyla sentetik olarak da elde edilen aromatik bir yapıya sahiptir. Doğada saf halde bulunması durumunda zehir yapıcı etkisi bulunmaktadır. Bu durum birçok canlı açısından tehlike yaratmaktadır. Gaz halinin solunması durumunda ağır düzeyde boğaz ve solunum yolları enfeksiyonu sorunlarıyla karşılaşılabilir. Genel itibariyle benzaldehit renksiz ve uçucu bir likirt olduğunu söyleyebiliriz. Son yıllarda ilaç sanayinde az miktarda kullanılmasıyla kanseri önleyici yönü üzerinde çalışmalar yapılmaktadır. 

Benzaldehit Temel Bileşenleri ve Özellikleri

En basit ve en düşük seviyede aromatik aldehit içeren bu bileşen aldehit grubunun bütün tepkimeleri üzerinde etkili olduğunu söylemek mümkündür. Benzaldehitin moleküler ağırlığı 106.12 mol/g iken kaynama noktası 179 santigrat derece olarak tespit edilmiştir. Su içerisinde çözülme durumu oldukça az olan benzaldehit su buharıyla damıtılması söz konusudur. Eter, alkol ve yağlarda ise rahatlıkla çözülebilmektedir.Doğada birçok bitkisel yağın içerisinde bulunan bu bileşen dikkat edilmediği takdirde zehirlenmelere yol açabilir. Zira çevreye yayılımı oldukça kolaydır. Ayrıca benzaldehitin toprağa yayılımı oldukça hızlı bir şekilde gerçekleşmektedir. İnsan derisine nüfuz etmesi de aynı şekilde oldukça hızlı olup akciğerlere ulaşımı çok seri bir şekilde gerçekleşmektedir. Bu yönüyle tehlikeli olduğunu söyleyebiliriz. 

Benzaldehit Kullanım Alanları 

Doğada benzaldehitin oldukça yüksek oranda zehirli olduğunu belirtmiştik. Bununla birlikte solunum yolu sorunlarına da yol açabilir. Ancak tüm bu olumsuz yönlerine rağmen benzaldehit kanseri önleyici etkisi bilim adamları tarafından araştırılmaktadır. Bu bakımdan oldukça değerli bir bileşen olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca kozmetik sanayinde de kullanıldığı bilinmektedir. İçerisinde yer alan yüksek orandaki toluen kimyasalı sayesinde etkileşimi kolay olup tekstil sektöründe sarı renk elde edilmek için kullanılmaktadır. 7 farklı kozmetik üründe de benzaldehit kullanıldığı bilinmektedir. Son olarak bu bileşenin tatlandırıcı olarak kullanıldığını söyleyebiliriz. 
]]> Nükleotit https://www.asit.gen.tr/nukleotit.html Wed, 03 Oct 2018 07:36:45 +0000 Nükleotit, beş karbonlu şeker, fosfat, ve azotlu organik bazların oluşturduğu kimyasal bileşime nükleotit adı verilir. Nükleik asitlerin en önemli yapıtaşlarından biri olan nükleotitler, ismini taşıd Nükleotit, beş karbonlu şeker, fosfat, ve azotlu organik bazların oluşturduğu kimyasal bileşime nükleotit adı verilir. Nükleik asitlerin en önemli yapıtaşlarından biri olan nükleotitler, ismini taşıdığı bazdan almaktadır. İsim veren bazlar ise iki grupta incelenmektedir. Pürin bazlar adenin, timin adını alırken pirimidinler ise sitozin, guanin ve urasil olarak ikiye ayrılmaktadır. Ayrıca koenzimlerin yapısında da nükleotitler bulunmaktadır. 

Nükleotitlerin Yapısı

Nükleik asitlerin oluşması için nükleotitler, üst üste dizilip kovalent bağla birleşerek ortaya zincir bir yapı ortaya çıkar. Nükleotitler nükleik asitleri oluştururken nükleik asitler de RNA ve DNA'ın yapısını oluşturur. RNA zincirli bir yapıda iken DNA ise birçok bağlantılı zincirden meydana gelir. Nükleotitlerin şeker kısımlarına ise riboz ve deoksiriboz adı verilir. Eğer nükleotit içinde fosfat yoksa bu yapıya nükleozit adı verilir. 

Nükleotitler, birbirine bağlanırken bazlardan yardım alırlar. Pürin bazlar her bağlanmada pirimidin bağlarını da karşısına alırlar. Nükleotitler bağlanırken zayıf hidrojen bağı kurarlar. Birçok canlının yapısında bulunan bu bağlara canlıların yapıtaşı dersek yanlış olmaz. 

Nükleotitlerin Bağları

Nükleotitlerin oluşumunda fosfat ve şeker arasında ester bağı bulunurken şeker ve baz arasında ise glikozit bağı bulunmaktadır. 5 karbonlu olan DNA şekeri  deoksiriboz ismini alırken eğer bu nükleotit RNA ise riboz şekeri adını alır. 

Adenin, timin, guanin, sitozin DNA'da bulunan bazlardır. RNA'da ise adenin, guanin, sitozin ve urasil bazları bulunmaktadır. DNA'nın yapısında bağ kurulması halinde adenin bazının karşısına timin, sitozin bazının karşısına ise guanin bazı gelir. Eğer bu işlem RNA sentezi işlemi ise adenin bazının karşısına urasil gelir. 

Nükleotitlerin nükleik asitleri oluşturduğunu söylemiştik. Canlılarda bulunan nükleik asitler ise iki grupta incelenir. 
  • DNA: Nükleik asitlerden iki zincirin hidrojen bağı ile birbirine bağlanması sonucu meydana gelir. En önemli özelliği kendini eşleyebilmek olan DNA, çok hücreli canlılarda çekirdek, kromozom ve mitokondride bulunur. Tek hücreli canlılarda ise DNA, sitoplazmada bulunur. DNA polimeraz enzimi sayesinde kendini eşleyebilen DNA, canlı soylarının aynı kromozomda kalmasını sağlar. 
  • RNA: Tek sıra halinde oluşan RNA, nükleotit birleşimiyle meydana gelir. En önemli görevi ise protein sentezi yapmaktır. Kendini eşleyemediği için DNA üzerinde oluşan bilgiye göre RNA molekülleri sentezlenir. Özellikle kas hücrelerinde bulunan RNA, mitokondri, ribozom, kloroplast ve çekirdekte bulunur. 
]]>
Sodyum Klorit https://www.asit.gen.tr/sodyum-klorit.html Wed, 03 Oct 2018 09:45:50 +0000 Sodyum klorit genellikle temizlik, dezenjekte edilme, içme sularında ve gıda sektöründe karşımıza çıkan bir kimyasal bileşen olup hayatımızın birçok alanında kullandığımız bir bileşen maddedir. Suların temizlenmesind Sodyum klorit genellikle temizlik, dezenjekte edilme, içme sularında ve gıda sektöründe karşımıza çıkan bir kimyasal bileşen olup hayatımızın birçok alanında kullandığımız bir bileşen maddedir. Suların temizlenmesinde ve özellikle de temizlik malzemelerinde sık sık kullanılan bu maddenin dikkatli kullanılması oldukça önemli bir husustur. Sodyum klorit ayrıca tekstil ürünlerinde de kullanılan bir bileşendir. Görüldüğü üzere hayatımızın birçok alanında kullandığımız bu bileşen oldukça berrak bir sıvı olup genellikle sarı rengiyle bilinmektedir. Bu yazımızda sodyum klorit bileşeninin kullanıldığı alanları, içerisinde yer alan bileşenleri ve nasıl kullanıldığı konusunda bir takım bilgiler vereceğiz. 

Periyodik Cetveldeki Yeri

İsmi sürekli olarak sodyum klorat ile karıştırılan bu kimyasal bileşen periyodik cetvel üzerinde de sodyum ile kolaritin bir araya gelmesiyle oluşmaktadır. Sodyum bilindiği üzere NA kısaltmasıyla bulmacalarda sık sık karşımıza çıkmaktadır. Klorit ise CIO2 bileşenlerinin bir araya gelmesiyle oluşmaktadır. Sodyum kloritin kimyasal bileşeni ise NACIO2 bileşeni olarak bilinmektedir. Moleküler ağırlığı 90.5 g/mol olup kokusu tipik kategorisine girmektedir. Toplam alkalit düzeyi maks 3 seviyesinde olup ph değeri 11.0 ile 12.5 değerlerindedir. Bu değer oldukça yüksek olması sebebiyle temizlik malzemelerinde ve dezenfekte işlemlerinde sıklıkla kullanılmaktadır. Sodyum kloritin ph değeri bakımından oldukça yüksek olması bu bakımdan oldukça önemli bir husustur. 

Kullanım Alanı

Son olarak da Sodyum Klorit ile ilgili olarak en merak edilen hususa yani kullanım alanına geldik. Bu bileşenin günlük hayattaki kullanımı oldukça yaygın olup birçok alanda kullanıldığını görmek mümkündür. Birçok temizlik malzemesinin bileşenlerine baktığımız zaman sodyum kloriti görebiliriz. Özellikle deterjanların içerisinde yer alıp kullanılan alanlarda küflerin oluşumunu önleyici etkisi bulunmaktadır. Biyolojik atıkların doğaya daha kolay karışmasında sık sık sodyum klorit kullanılmaktadır. Özellikle endüstriyel ürünlerin atık haline geldikten sonra strilize edilmesine ve oluşan kötü kokunun bastırılmasında kullanılmaktadır. Amonyak tesislerinde kullanılan atıkların klorlanma işlemi mümkün olmadığı yerlerde sodyum klorit tercih edilmektedir. 

Bu güçlü bileşen aynı zamanda da tuzlu deniz sularının dezenfekte edilmesinde kullanılmaktadır. İçme sularının arıtılmasında ve keskin kokusunun azaltılmasında kullanıldığı bilinmektedir. Sodyum klorit aynı zamanda tıpta bir takım tedavi araçlarıyla beraber kullanılmaktadır. Özellikle de ameliyat malzemelerinin dezenfekte edilmesinde kullanıldığı bilinmektedir. Lenslerin solüsyon yöntemiyle kirletmesini önlemek için de kullanılmaktadır. 

Beyazlatıcı Etkisi ve Suların Temizlenmesindeki Yeri

Sodyum kloritin en sık kullanıldığı alanlardan birisi de gıda ürünlerinin işlenmesi sırasındaki kullanımıdır. Özellikle mantar ve küf önleyici bir etkisi bulunması sebebiyle gıda sektöründe meyvelerin ve sebzelerin temizlenmesinde sıklıkla kullanılmaktadır. Şeker, nişasta, wakslar ve merhem gibi ürünlerin beyazlatılmasında sık sık sodyum klorit kullanılmaktadır. Tekstil ürünleri arasında özellikle kağıdın beyazlatılmasında endüstriyel bir ağartıcı olarak bilinmektedir.

Sodyum kloritin bu yönlerinin yanı sıra ayrıca suların temizlenmesindeki yeri de oldukça önemlidir. Su arıtımında suyun saflaştırılması ve defenzektasyonu işlemlerinde oldukça etkili bir kimyasaldır. Suda yosun oluşumuna karşı da etkisi görülmektedir. Bu bakımdan kanalizasyon sularındaki yosunu temizlemesi ve oluşan kötü kokuyu önlemek amacıyla sodyum kloritin kullanıldığı bilinmektedir. Son olarak hijyenin en çok önemsendiği yer olan hastanelerde de bu kimyasal bileşenin sıklıkla kullanıldığını söyleyebiliriz. 
mandelik asit https://www.asit.gen.tr/mandelik-asit.html Wed, 03 Oct 2018 22:29:20 +0000 Mandelik Asit, Alfa hidroksi asitlerinin bir çeşidi olan mandelik asit, birçok konuda glikolik asite benzemektedir. Bademlerin acı olanlarından meydana gelmektedir. Bir tür meyve asidi olan mandelik asit, bazı besinlerin yapısı Mandelik Asit, Alfa hidroksi asitlerinin bir çeşidi olan mandelik asit, birçok konuda glikolik asite benzemektedir. Bademlerin acı olanlarından meydana gelmektedir. Bir tür meyve asidi olan mandelik asit, bazı besinlerin yapısında organik bir şekilde bulunur. Genellikle cildi güzelleştirmek ve yenilemek amacıyla kullanılır.

Mandelik Asit Faydaları Nelerdir
  • Cildin yumuşamasını sağlar ve parlak bir görünüm verir. 
  • Ciltte ortaya çıkan kırışıklıkları ve çizgileri yok eder. 
  • Ölü hücrelerin temizlenmesini sağlayarak cildin daha genç kalmasını sağlar. 
  • Antibakteriyel özelliği bulunan mandelik asit, sivilce ve akne tedavisinde de kullanılmaktadır.
  • Özellikle yüzde oluşan hiperpigmentasyonu engeller.
  • Cildin tahriş edilmesini engeller.

Mandelik Asit Nasıl Kullanılır

Sivilce veya eğer bir akne tedavisi söz konusuysa mandelik asit uygulanacak yerlerin temiz olması gereklidir. Genellikle bir pamuk yardımıyla sürülebileceği gibi eğer daha küçük bir alana uygulanacaksa bir kulak çöpü sarılarak sürülebilir. Bu işlemi yaparken mandelik asitin taşmamasına dikkat edilmelidir. İşlemi gerçekleştirdikten sonra 3 dakika beklenir ve tekrar mandelik asit bölgeye pamuk yardımıyla uygulanır. Yine 3 dakika bekledikten sonra cildin bol su ile yıkanması gereklidir. Ayrıca bu işlem 15 günde bir 6-7 seans şeklinde uygulanması gerekir. 

Mandelik asit, cilde uygulandıktan sonra ilk 24 saat içinde cilt, sabun ile yıkanmamalıdır. Güneş ve aşırı sıcak ortamlardan uzak durulması gerekmektedir. Bazı nemlendiriciler ile cilt desteklenebilir. Son olarak mandelik asit işlemi uygulandıktan sonra ciltte kabuklanmalar meydan gelecektir. Bu kabukların kendi kendine dökülmesi beklemelidir. Kişi kendi bu kabukları soymamalıdır.

Mandelik Asitin Yan Etkileri Nelerdir

Henüz tamamen kanıtlanmış bir yan etkisi bulunmasa da mandelik asit işlemi sonra güneşe çıkılması oldukça tehlikelidir. Ayrıca güneşe çıkıldığı zamanlarda 30  ve üzeri SPF olan güneş kremleri kullanılmalıdır. Bu konuya dikkat edilmemesi halinde ciltte kızarıklıklar, yanmalar ve lekelenmeler ortaya çıkabilir. 
]]>
Kükürtlü Asit https://www.asit.gen.tr/kukurtlu-asit.html Thu, 04 Oct 2018 20:46:47 +0000 Kükürtlü Asit, Bir kükürt,iki oksijen ve suyun birleşimiyle oluşur. Kükürtlü asitin tanımı, kimya dilinde ise şöyle yapılır:     SO2  + H2O → H2SO Kükürtlü Asit, Bir kükürt,iki oksijen ve suyun birleşimiyle oluşur. Kükürtlü asitin tanımı, kimya dilinde ise şöyle yapılır:     SO + H2O → H2SO3

Kükürtlü asit
hakkında bilinçlenmemiz içi ilk olarak bu reaksiyonu oluşturan bileşenleri inceleyelim. Kükürtlü asit su ile kükürt dioksit bileşenlerinde oluşur. Su hakkında bilgimiz olduğunu varsayarsak ikinci bileşen olan kükürt dioksit hakkında biraz bilgi verelim. 

Kükürt Dioksit Nedir

İki oksijen ve bir kükürtten meydana gelen kükürt dioksit, şeker endüstrisinde kullanılmaktadır. Renksiz, aynı zamanda keskin kokulu olan kükürt dioksit, termik santraller ve endüstriyel alanlarda kullanılır. Ayrıca asit yağmurlarına ve hava kirliliğine sebep olan kükürt dioksit, sağlık açısından insanlara zarar vermektedir. Özellikle astım hastaları, bazı akciğer hastalıklarına sahip insanlara oldukça zarar vermektedir.  

Kükürtlü Asit Hangi Alanlarda Kullanılır

Özellikle tarım alanında kullanılmakta olan kükürtlü asit, fıstık ve elma ağaçları yetiştirilen alanlarda, arazide ağaca gelecek zararları azaltmak için kullanılmaktadır. Ayrıca demir ve çinko eksikliğinde de kullanılır. Son olarak bazı bileşenlerin eritilmesinde kullanıldığı bilinmektedir. 
]]>
Efedrin ( Ephedrine ) Nedir https://www.asit.gen.tr/efedrin--ephedrine--nedir.html Fri, 05 Oct 2018 13:41:07 +0000 Efedrin (Ephedrine) Nedir, kafeine benzer hafif uyarıcı bir stimülant ilaçtır. Efedrin, kişide solunum güçlüğü oluşturan akciğer hastalıklarında, astım bronşit hastalığına bağlı solunum bozukluklarında ve göğüs s Efedrin (Ephedrine) Nedir, kafeine benzer hafif uyarıcı bir stimülant ilaçtır. Efedrin, kişide solunum güçlüğü oluşturan akciğer hastalıklarında, astım bronşit hastalığına bağlı solunum bozukluklarında ve göğüs sıkışması gibi akciğer ile bağlantılı olarak ortaya çıkan belirtilerin geçici olarak tedavi edilmesinde kullanılan bir tür ilaçtır. Ayrıca sadece akciğer hastalıkları için değil, doktorun öngördüğü takdirde birçok farklı nedenden dolayı efedrin (ephedrine) kullanılabilir. 

Efedrin (ephedrine) nedir sorusunu şu şekilde açıklayabiliriz: Akciğerin rahatsızlanması sonrasında solunum sisteminde bazı zararlı maddeler birikebilir ve bu zararlı maddeler nedeniyle solunum sisteminin işleyişinde aksamalar başlar. Efedrin (ephedrine) ise biriken bu zararlı maddeleri temizlemekle görevli olan dekonjestan grubu bir ilaçtır. 

Efedrin (Ephedrine) Ne İşe Yarar
  • Astım bronşitte, hastalık dolayısı ile daralan bronşları genişletmek suretiyle tedavide büyük yer kaplar.
  • Bronkodilatasyon (kaslarda genişlemeyi sağlama işlemi) görevi gördüğünden, akciğerlerdeki havalandırma deliğinin genişlemesini sağlayarak hasta olan kişinin daha rahat nefes alabilmesini sağlar. 
  • Akciğerde solunum sistemini tıkayan maddeleri temizleyerek solunumun rahat işlemesini sağlar.
  • Ayrıca son yıllarda efedrin kullanımının hızlı kilo verdirdiği farkedilmiştir. Bu nedenle de kilo vermek isteyen kişilerin diyet programlarında sıkça yer almaya başlamıştır. Sadece diyet programlarında artış değil, takviye üretici firmalar tarafındanda kilo verdirme iddiasıyla efedrin (ephedrine) satışları artmaya başlamıştır. Ancak FDA'nın güvenlik tedbirleri kapsamında 2006 yılından itibaren efedrin ilacının kilo verdirme amacıyla kullanımı ve satışı yasaklanmıştır. 
Efedrin (Ephedrine) Nasıl Kullanılır

Efedrin (ephedrine) ilacını kesinlikle doktor reçesi ile ve doktorunuzun önerdiği şekilde kullanmalısınız. Almanız gereken dozu unuttuğunuz takdirde, hatırladığınız an kaçırdığınız dozu kullanınız. Ancak ilacı almayı unuttuysanız ve bir sonraki ilaç zamanınız gelmişse unuttuğunuz dozu almamalısınız. Bir seferde kesinlikle iki doz efedrin (ephedrine) kullanmamalısınız. 

Efedrin (Ephedrine)'in Kullanım Uyarıları ve Yan Etkileri Nelerdir

Efedrin (ephedrine) adlı ilacı kullanmadan önce şu uyarılara dikkat edilmesi gerekir:
  • İlacın etken maddesine karşı alerjiniz olduğun biliyorsanız bu konuda dokturunuzu bilgilendiriniz ve ilacı kullanmayınız.
  • Aşırı hipertansiyon (yüksek tansiyon), taşikardi (hızlı kalp atışı) ve kalp-damar hastalıklarından birine sahipseniz bu ilacı kullanmayınız. 
  • Geçmişte veya şuan tümör, diyabet, felç, göz tansiyonu, hipertiroid, prostat ile ilgili herhangi bir rahatsızlk geçirmişseniz doktorunuzu bilgilendiriniz. 
  • Son iki hafta içerisinde MAO grubu herhangi bir ilaç kullandıysanız kesinlikle efedrin (ephedrine) kullanmayınız. Ayrıca efedrin (ephedrine) kullandığınız süre içerisinde ve ilacı bıraktıktan en az iki hafta sonrasına dek yine MAO inhibitör grubu ilaç kullanmayınız. MAO grubu ilaçlar vücudunuzdan yaklaşık iki haftada tamamen temizlenir ve ilaç vücudunuzdan tamamen atılmadan kullandığınız takdirde hayati tehlike oluşturabilecek yan etkilere maruz kalabilirsiniz.
  • Yaşlı ve çocuk yaş grubunda efedrin kullanımı konusunda daha dikkatli olunmalıdır.
Efedrin (ephedrine)'in olası yan etkileri şunlardır: 
  • Kurdeşen, 
  • Karın ağrısı, 
  • Dudaklarda dilde veya boğazda şişlik oluşması, 
  • Solunum güçlüğü,
  • Hipertansiyon, 
  • Ritim bozukluğu, 
  • İdrar yapmada zorluk, 
  • Mide bulantısı, 
  • İştahta azalma.
]]>
hipoklorik asit https://www.asit.gen.tr/hipoklorik-asit.html Fri, 05 Oct 2018 17:17:05 +0000 Hipoklorik Asit, hipoklorik formülü ClO olan bir iyon köküdür. Bileşiklerinde ise kök her zaman bir elektron alır. En fazla kullanım alanı HClO hipokloroz asit elde edilmesi içindir. Bunun dışında dezenfektasyon, deodorant ve bey Hipoklorik Asit, hipoklorik formülü ClO olan bir iyon köküdür. Bileşiklerinde ise kök her zaman bir elektron alır. En fazla kullanım alanı HClO hipokloroz asit elde edilmesi içindir. Bunun dışında dezenfektasyon, deodorant ve beyazlatıcı maddelerin formüllerinde kullanılır. Bunlardan en yaygın olanı NaClO kimyasal formülü olan sodyum hipoklorittür. Bu oldukça iyi bir dezenfektan olan ve yaygın kullanım alanına sahip bir kimyasaldır. Sıvı halde olan sarı yeşilimsi sulu çözelti şeklinde ve güçlü bir klor kokusuna sahiptir. Evlerde kullandığımız çamaşır suyu bu kimyasaldır. İçeriğindeki klor oranı genellikle % 15-% 16 lık sulu çözelti halinde ticareti yapılır. Bu şekilde sulu çözelti olarak çamaşır suyu, sıvı klor, javel suyu hipo ağartıcı temizlik maddesi olarak adlandırılır.

Hipoklorik asit nedir

Hidrojen ve klorun birleşimiyle meydana gelen asit hidroklorik asit olarak tanımlanır. Kimyasal formülü HCl olan asidin molekül ağırlığı da 36,4 tür. Renksiz bir sıvı olup, oldukça keskin kokuya sahiptir. bu asidin kokusu kişinin nefes almasını zorlaştıracak düzeydedir. Bu kokuya maruz kalanlar etkili bir öksürük nöbeti geçirebilirler. Bu yüzden hipoklorik asit kokusuna maruz kalan kişilerin en kısa sürede açık havaya çıkarılması ve ciğerlerin bol miktarda oksijenle doldurulması gerekir. Özellikle astım hastası olanlar bu asidin kokusuna çok duyarlı olur. Kokuyu içlerine çektiklerinde astım nöbetleri geçirebilirler.

Hidroklorik asit demir çelikten, PVC alanına, gıda sektöründe, organik madde üretiminde pek çok alanda kullanılmaktadır. Ticaretteki derişik hidroklorik asit içeriğinde % 37 oranında hidrojen klorür vardır. Bu madde basınç altında kolay şekilde sıvılaşabilir. Saf olan hidrojen klorür renksiz, berrak bir sıvıdır. Bunun içine herhangi bir kirlilik unsuru girerse renksiz bir halden sarı bir kimyasala döner.

Hipoklorik asit elde etme yöntemleri

Hipoklorik asit elde edilmesi için önce hidrojen klorür gazı elde edilmelidir. Sanayide hipoklorik asit tuzun üstüne dökülmüş ısıtılmış sülfürük asit nedeniyle açığa çıkan hidrojen klorür gazının suya gönderilmesiyle elde edilir. Bu yönteme Leblanc denir. Bu yöntemle sodyum sülfat ta elde edilir. bu tepkime için döner tabanlı mekanik fırınlar kullanılır. Bu asit halk arasında tuz ruhu olarak bilinir. 

Tuz ruhunun sarı renkte olmasının nedeni içeriğindeki demir lll klorüründen kaynaklanır. Yapı itibarıyla oldukça yakıcı ve keskin kokuludur. Mermer bir yüzeyi bile eritecek kadar etkili bir asittir. Eğer ciltle temas ederse üçüncü derece yanıklara, kalıcı izlere neden olur. Ayrıca kişinin nefes almasını zora sokar, öksürüğe neden olur. Özellikle astım hastalarını ciddi derecede etkiler. Uzun süre asidin solunması halinde asit zehirlenmesi ortaya çıkabilir. Bu olumsuz etkilerine rağmen evlerde tuvalet temizliğinde kullanılır. Ancak gebe kadınların bu asidi kesinlikle solumaması gerekir.

Hidroklorik asit elde etme yollarından biri ise elektrolizle elde edilen klorun hidrojen atmosferinde yakılması sonucunda oluşan hidro klorürürün sudan geçirilmesiyle olur. Buna Solvay yöntemi denir. Bunun yapılması için ergitilmiş silisten yapılan kaplar kullanılmaktadır. Bu şekilde elde edilen asit oldukça saftır. Sanayide ayrıca organik moleküllerin klorlanması sırasında da bolca hidrojen klorür ortaya çıkar. Bu gazlardan da hidroklorik asit elde edilebilir.

Hidroklorik asidin aktif metallerle kolay tepkimeye girmesi, bunların klorür tuzlarını yapma olanağı sağlar. Bunun sonucunda hidrojen açığa çıkar. Hidroklorik asit ile çinkonun tepkimeye girmesi, laboratuvarda hidrojenin elde edilme yöntemidir.Permanganat, mangan dioksit gibi maddeler hidroklorik asitten klorun ayrışmasını sağlar.

Hipoklorik asit özellikleri nelerdir

Ametaller bu asitle tepkimeye girmezken, cıva, altın, bakır, gümüş gibi metaller ise hidroklorik asitten e]]> Pikrik Asit https://www.asit.gen.tr/pikrik-asit.html Sat, 06 Oct 2018 01:51:12 +0000 Sarı renkteki kristal katı bileşen olan pikrik asit adının Yunanca acı anlamına gelen pik ve ros kelimelerinin birleşiminden almaktadır. Gerçekte de bu bileşenin tadı oldukça acıdır. TNP kısaltmasıyla bilinen asit yapıl Sarı renkteki kristal katı bileşen olan pikrik asit adının Yunanca acı anlamına gelen pik ve ros kelimelerinin birleşiminden almaktadır. Gerçekte de bu bileşenin tadı oldukça acıdır. TNP kısaltmasıyla bilinen asit yapılı bir kimyasal bileşendir. Pikrik asit genellikle patlayıcı maddelerin TNT içerisinde yer alan bir bileşen olup etkisi oldukça kuvvetlidir. Bu sebepten ötürü bilimsel deneylerde kimyasal patlamalar gerçekleştirmek amacıyla sıklıkla kullanılmaktadır. Ayrıca renginden ötürü sanayi kuruluşlarında ve tekstil ürünlerinde sarı rengi elde edebilmek amacıyla da kullanıldığı bilinmektedir. İlaç sektörü açısından sıklıkla antiseptik amacıyla kullanılırken aynı zamanda da tarım ilaçlarının yapımından sentez işleminde kullanılmaktadır. 

Pikrik Asitin Tarihçesi ve Günlük Hayattaki Kullanımı

Pikrik asidin ilk olarak ortaya çıkması 1711 yılında ünlü kimyager Woulfe tarafından tarafından keşfedilmiştir. 1799 yılında ise bir başka kimyager Welter tarafından tuzlarına ayrışma işlemi keşfedildi. Bu işlem sonrasında pikrik asidin hem patlayıcı yönü hem de sanayi ürünlerinde kullanılabilmesine olanak sağladı. Son olarak ise 1842 Laurent tarafından birçok özelliği ortaya çıkarıldı. Özellikle de üzerinde etkisini gözlemlendiği ipek, yün, indigo ile anilin gibi maddelerde denenerek olumlu sonuçlar alınmaya başlandı. Sonrasında ise patlayıcı madde yapımında da kullanılmaya başlandı. Tüm bu süreçler sanayi devrimiyle birlikte pikrik asitin önemine daha çok ihtiyaç duyulduğunu gösterdi. Günümüzde de hala etkin bir şekilde sanayi ve tekstil gibi endüstriyel alanlarda sıklıkla kullanılmaya başlandı. İlaç sektöründeki etkisini oldukça fazla olup yanıklarda kullandığımız merhemlerin içerisinde daha hızlı ve etkin bir şekilde yarar sağlaması için pikrik asit kullanıldığı bilinmektedir.

Pikrik Asitin Genel Özellikleri

Pikrik asit sarı renkteki billursu bir yapıya sahip katı bileşendir. Kimyasal formülü C6H3N3O7 olarak bilinmektedir. Tirinitrofenol adıyla da bilinmektedir. Moleküler kütle değeri 229.1 g/mol. dür. Yoğunluğu ise 1.76 g/cmolarak tespit edilmiştir. 122 santigrat derecede erir ve yün işlenmesinde sarı rengini bu sıcaklığa ulaştıktan sonra vermeye başlar. İçerisinde yer alan ve pikrat adı verilen tuzlu bileşen sayesinde patlayıcı etki göstermektedir. Bu sebepten ötürü de patlayıcı maddelerde kullanımı oldukça yaygındır. Özellikle de amonyum pikratın kullanılması en çok tercih edilen bileşendir. Eski dönemlerde ağır ve hareket ettirmesi oldukça güç olan topların mermilerinde de pikrik asit türünün kullanıldığı bilinmektedir. 
]]>
Hidrojen İyodür https://www.asit.gen.tr/hidrojen-iyodur.html Sat, 06 Oct 2018 12:45:16 +0000 Hidrojen iyodür, bileşeni aynı zamanda hidroiyodik asit olarak bilinen ve oldukça keskin bir koyuya sahip kimyasal bir bileşendir. Bu bileşenin içerisinde yer alan iyot gazı sebebiyle havada oldukça hızlı bir yayılım hızı b Hidrojen iyodür, bileşeni aynı zamanda hidroiyodik asit olarak bilinen ve oldukça keskin bir koyuya sahip kimyasal bir bileşendir. Bu bileşenin içerisinde yer alan iyot gazı sebebiyle havada oldukça hızlı bir yayılım hızı bulunmaktadır. Genel olarak sentetik ilaçların içerisinde gördüğümüz bu bileşen hayatımızın bir çok noktasında kolaylaştırıcı bir etkisi bulunmaktadır. Suda rahatlıkla çözülebilmesi sebebiyle gaz yayılım etkisinin yüksek olduğunu söylenebilir. Kimyasal formülü "HI" olup renksiz bir gaz olarak bilinmektedir. 

Hidrojen İyodür Hakkında Temel Bilgiler

Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi buhar yayılım düzeyi oldukça yüksek olup buhar basıncı 53.32 Pa düzeyindedir. Bu düzey oldukça yüksek olması sebebiyle en düşük sıcaklıkta dahi etkisini göstermektedir. Erime derecesi ise -50.8 derece olup bağıl yoğunluğu su içerisinde 5.23 seviyesindedir. Hidrojen iyodür yanıcı gazlardan birisi olup moleküler ağırlığı 127.93 olarak bilinmektedir. Özellikle asitlerin sulu çözeltisinde kullanılmaktadır. Bu bakımdan bir diğer adının hidroiyodik asit olarak adlandırılması söz konusudur. 

Sulu Çözeltiler Üzerindeki Etkisi

Genellikle sulu asit çözeltisinin ayrışmasında bu gaz kullanılmaktadır. Yukarıda da değindiğimiz gibi hem gazlarda hem de sulu çözeltiler açısından yayılma hızı oldukça yüksektir. Bu durumun temel sebeplerinden birisi de elektron yükünün +1 yüklü bir atom olmasıdır. Hidrojen iyodür atomu bir elektron ve bir proton molekülünden meydana gelmiştir. Bu yüzden sulu çözeltiler için oksonyum ya da hidronyum gibi bileşenlerle etkileşimi sonucu H3O+ meydana gelmesi söz konusudur. Bu durum yalnızca sıvı asit çözeltileri için geçerli olmayıp hidrojen iyodür bileşeninin aynı zamanda gazlar üzerindeki etkisini de göstermektedir. 

Günlük Hayatta Kullanım Alanı

Yukarıda da değindiğimiz gibi hidrojen iyodür aynı zamanda ilaç sanayisinde sık rastlanılan bir bileşendir. Bu gazın genellikle çok yüksek düzeyde olmasa da yanıcı etkisi ile sıvı çözeltiler üzerinde etkileşiminden yararlanılmaktadır. Asitler üzerindeki aşındırıcı etkisi birçok endüstriyel alanda kullanılmasına imkan sağlamaktadır. Sanayide platinin katalize sentezini oluşturmada kullanılmaktadır. İlaç sektöründe ise oksitlenmeyi önleyici etkisinden ötürü günlük hayatta hidrojen iyodürü görmek mümkündür. Özellikle de ilaçların kapak kısımlarında yer alan ve ilacın uzun süreli olarak bozulmasını önleyen yapıda yine bu gaz bileşeninden elde edilen bir madde bulunmaktadır. İlaçların ham maddesinde de kullanılmaktadır. Özellikle mantar ilaçlarında hidrojen iyodür çözeltisini görmemiz mümkündür. 
]]>
Perasetik Asit https://www.asit.gen.tr/perasetik-asit.html Sun, 07 Oct 2018 05:02:54 +0000 Perasetik Asit, yarısı sudan oluşan yarısı ise hidrojen peroksit maddesinden oluşan ve tamamen eşit olan karışımlardır. Bu madde tamamen karışımlardan oluşsa bile tamamen berrak ve ilk bakışta farklı gelecek berraklıkta bir Perasetik Asit, yarısı sudan oluşan yarısı ise hidrojen peroksit maddesinden oluşan ve tamamen eşit olan karışımlardır. Bu madde tamamen karışımlardan oluşsa bile tamamen berrak ve ilk bakışta farklı gelecek berraklıkta bir rengi vardır. Perasetik asit kokusuyla sizi oldukça etkileyebilir. Çünkü bu asit türünün çok keskin bir kokusu vardır. Genellikle durgun olmayan bir yapısı vardır. Bu madde çevreye olumsuz etkilerde bulunan maddeler için parçalanmasa bile su ve diğer bazı asit türlerine tamamen parçalanır bir özellik göstermektedir. Ticari olarak satışı bulunan bu madde, seyreltilmiş çözelti olarak satılabilmektedir. Yani perasetik asidi saf bir şekilde bulmanız oldukça zordur. Cildinize ve insan sağlığına zarar verebileceği için bu şekilde satılmamaktadır. Alüminyuma temas etiğinde koroziv etkisi yaratmaktadır. İnsan vücuduna çeşitli etkiler yapabilmektedir. 

Perasetik Asidin İnsan Vücuduna Zararları:
  • uzun süre solunduğunda, solunum yollarında tahrişlere neden olarak solunum yolu ile zehirlenme adı verilen vaka gerçekleşecektir. Bu vaka sonrasında iyileşme süreci son derece uzun olacaktır ve kişi ömrü boyunca kimyasal soluduğunda solunum yollarında yanma hissedecektir. Tabi ki bu durum yanma derecesine bağlı olarak değişebilir. 
  • Cilde uzun teması halinde küçük yanıklara neden olsa bile bir süre sonra bu yanık şiddeti kısa bir süre içerisinde artarak ciddi cilt irritasyonuna neden olabilmektedir. Bir süre sonra ise ciltte kabarıklıklar oluşacaktır. Bu durum da cilt hassasiyetine bağlı olarak değişecektir. 
  • Gözle temasında aşırı yakıcı bir halde göz kaybına neden olabilmektedir. Bu nedenle perasetik asit için gerekli önlemler alınmadan çalışma yapılmamalıdır.
Kullanım alanları:
  1. Kimya alanında birçok deneyin yapılmasında ve yeni solisyonlar üretilmesinde sıkça kullanılan asit türlerinden biridir. Özellikle bilimsel araştırmalarda bu madde çok sık kullanılmaktadır.
  2. Sıvı, gaz ve buhar formlarında birçok farklı üretici firma dezenfeksiyon amacı ile perasetik asit kullanmaktadır. Bu asit ciddi anlamda temizleyici özellik göstererek birçok bakteri ve mikrobu öldürmektedir.
  3. Yine bir diğer kullanım alanı ise tekstildir. Tekstil firmalarında kumaşların ağartılmasında bire bir perasetik asit kullanılmaktadır. Çok kısa bir sürede ağartma işlemi bu asit sayesinde yapılabilmektedir.
  4. Madencilik alanında da madenlerin renginin açılmasında ciddi anlamda bu asit türünden faydalanılmaktadır. Bu şekilde yapılan iş oldukça kısaltılsa bile tehlike artmaktadır. 
  5. İlaç ve paketleme sektöründe sık bir şekilde perasetik asit kullanılmaktadır. Bu asit sayesinde paketleme sırasındaki dezanfektasyon çok rahat bir şekilde sağlanır.
  6. Son olarak kozmetik ürünlerde, metalik yüzey oluşturmada, metalurji firmalarında bu asit türü detaylı olarak kullanılmaktadır. 
]]>
Boraks https://www.asit.gen.tr/boraks.html Sun, 07 Oct 2018 09:39:16 +0000 Boraks, günümüzde çok büyük önem taşıyan ve son derece doğal olan bir oluşumdur. aslında bu mineralin önem kazanması ve kullanım alanının geniş olması, tamamen doğal olmasına bağlanabilmektedir. Boraks, günümüzde farkl Boraks, günümüzde çok büyük önem taşıyan ve son derece doğal olan bir oluşumdur. aslında bu mineralin önem kazanması ve kullanım alanının geniş olması, tamamen doğal olmasına bağlanabilmektedir. Boraks, günümüzde farklı farklı alanlarda kullanılmaktadır. Temin edilmesi bir hayli kolay olan bu mineral, oldukça da ucuzdur. İnsan vücudunda da birçok farklı faydası olan bu mineral dışarıdan ancak doktor reçetesi ile alınabilir. Bu mineral, hem bitkilerde, hem toprak içerisinde hem de insan vücudunda zaten belli bir miktarda bulunmaktadır. Eksikliğinde ve artışında farklı farklı belirtiler yaşayabiliriz. Günümüzde satılan birçok boraks, genellikle topraktan çıkarılarak kullanıma hazır hale gelmektedir. Ülkemizde de belli bir miktarda üretim olduğu için temin edilmesi oldukça kolaydır. Boraks, tek başına bir mineral değildir. İçerisinde "su, oksijen, sodyum ve en önemlisi bor" bulunmaktadır. Bilindiği gibi bor miktarı da dünyadaki toplam borun %70'i Türkiye'dedir. Bu nedenle topraklarımızda boraksın çok fazla olduğunu söyleyebiliriz.

Boraks nerede Bulunur Fiyatı Nedir

Ülkemizde boraks temini oldukça kolaydır. Boraksı kullanacağınız alana göre temin etmeniz gerekmektedir. Örneğin toprak içerisinde kullanacaksanız kilo ile satın almanız gerekmektedir. Bunun için tarım malzemeleri satan zirai ilaç satan dükkanlarda bulabilirsiniz. Eczanelerde satılan boraks tamamen insan vücudu için üretilmiş olduğu için daha da arındırılmıştır. 

Boraksın fiyatına bakacak olursak genel bir fiyat vermemiz daha sağlıklı olacaktır. Günümüzde 1 kg kadar boraks tarım malzemeleri satan iş yerlerinde 10 tl gibi rakamlar ile satılmaktadır. Ancak eczanelerde satılan boraksların fiyatları tamamen değişiklik göstermektedir. Ancak fiyat hemen hemen aynı olsa bile miktar değişerek satılabilmektedir. 

Boraksın Kullanım Alanları:
  • Duş, küvet, lavabo gibi alanların temizliğinde boraks çok ciddi anlamda etkili bir temizlik ürünü olacaktır. Daha ilk kullanımlarda bile bu maddenin faydalarını görmeniz mümkündür. Bu alanlarda özellikle de sararmış olan banyo, mutfak ve tuvaletler için boraks bire bir etkiler gösterecektir. Ayrıca doğal olduğu için sağlığınıza ciddi zararlar da vermeyecektir. 
  • Evinizde bulunan fırça ve tarak temizliğinde de yine doğal bir temizlik ürünü olarak yardımınıza koşmaktadır. Bu mineralle yapılan temizliklerde oldukça büyük bir hijyen elde edebilirsiniz.
  • Sabun ve deterjan üretimlerinde bir miktar boraks kullanılmaktadır. Temizleyici özelliği ile bu ürünler için bire bir katkı maddesi olarak kullanılır. 
  • Buzdolap temizliğinde ve küflenmiş ürünlerin küflerini çıkarmada boraks bire birdir. Bu nedenle gönül rahatlığı ile kullanılabilir. 
  • Halılarınızdaki kötü kokular ve yapışkan lekeleri çıkarmada da boraks kullanabilirsiniz. Bunlarla birlikte mobilya temizliğinde de rahat bir şekilde kullanabilirsiniz. 
  • Boraks böcek savar olarak da kullanılabilmektedir. Evin belli kısımlarına bir miktar sürmeniz ya da temizlik yapmanız durumunda fare ve böcekleri de uzak tutabilirsiniz. 
]]>
Organik Baz https://www.asit.gen.tr/organik-baz.html Sun, 07 Oct 2018 11:37:11 +0000 Organik Baz, organik baz, nükleoitlerin yapısında görev alan ve bulunan bir moleküldür. Nükleoitleri ise bir fosfat, bir riboz şekeri, bir azotlu organik baz veya bir deoksriboz birleşek oluştururlar. Organik baz, H, O, C ve Organik Baz, organik baz, nükleoitlerin yapısında görev alan ve bulunan bir moleküldür. Nükleoitleri ise bir fosfat, bir riboz şekeri, bir azotlu organik baz veya bir deoksriboz birleşek oluştururlar. Organik baz, H, O, C ve N atomlarından meydana gelmekle birlikte, organik moleküllerdir. Organik bazlar, tek halkalı (primidinler) ve çift halkalı (pürinler) olmak üzere iki gruba ayrılır.

Primidinler
  • Sitozin (Deoksribo Nükleik Asit ve Ribo Nükleik Asitte bulunur.)
  • Urasil (Yalnızca RNA'da bulunur.)
  • Timin (Yalnızca DNA'da bulunur.)
Pürinler
  • Adenin
  • Guanin (DNA'da ve RNA'da bulunur.)
Sitozin: Guanin, adenin ve timin ile birlikte DNA ve RNA'da bulunan temel organik bazlardandır. Heterosiklik aromatik halka (bir tane) ve substituenten (iki tane) oluşan primidin türevidir. Watson-Crick adlı baz eşleşmesine göre üç hidrojen bağı ve guanin ile bağlanmış bağ çifti kurabilmektedir.

Timin: Yine DNA'da bulunan ve nükleik bağlı asitlerden biri olan timin, adenin ile bağ çifti oluşturabilmektedir. Timin ve adenin arasında oluşan bu bağ çiftinde iki adet zayıf hidrojen bağı bulunur.

Eğer timin, deoksriboz ile bağ kurarsa, birleşirse nükleosit olan timidin haline gelir, oluşturur. Bir, iki veya üç fosforik asit grubuyla birleştiği taktirde de timidin monofosfat (TMP), timidin drifosfot (TMP) veya timidin trifosfat (TTP)'yi oluşturur.

Urasil: Urasil ise diğerlerinin aksine sadece RNA'nın yapısında bulunan, su içinde çözülebilen organik bazdır. Sitozin ve timin ile birlikte üç primidinden biridir. DNA'da ise urasil yerine timin organik bazı kullanılır. Urasil de timin gibi iki hidrojen bağı ve adenin ile bağ çifti oluşturabilir. Urasil, timine kıyasla sitozinde daha kolay bozunabiir ve urasilin timinden en önemli farkı, timinde bulunan metil grubunun urasilde bulunmamasıdır.

Adenin: Toplamda iki adet bulunan pürin bazlarından ilkidir. DNA ve RNA'da bulunan nükleik asitlerin nükleotidlerinde bulunmaktadır. Adenin, DNA'da bulunan timinle ve RNA'da bulunan urasil ile hidrojen bağları sayesinde bağ kurarak içlerinde bulunduğu nükleik asidin yerini, yapısını sabitleştirir.

Hücre metobolizmamızın tepkimeler sırasında enerji taşınmasının en temel yöntemlerinden biri olan ATP, adeninin çeşitli şekillerde bağ kurmasıyla oluşur. Eğer adenin, riboza bağlanırda adenozin; deoksriboza bağlanırsa deoksiadenozin; adenozine ise eğer üç fosfat grubu bağlanırsa adenozin trifosfat yani yukarıda bahsettiğimiz ATP oluşur.

Guanin: RNA ve DNA nükleik asitlerinde bulunan guanin, beş tane bulunan asıl organik bazlardan biridir. Guanin bir pürin türevidir ve Watson-Crick baz eşleşmelerinde üçlü hidrojen bağı ile sitozin ile bağ kurabilir, eşleşebilir. Guaninin nükleotitine de guanozin adı verilir.
]]>
Asitlerin Zararları https://www.asit.gen.tr/asitlerin-zararlari.html Mon, 08 Oct 2018 07:28:40 +0000 Asitlerin zararları: Asitler çok kuvvetli kimyasal yapılardan oluşmaktadır ve oldukça zararlıdır. Kuvvetli kimyasal asitlerin etki derecesi artırılıp azaltılabilmektedir. Asitler içerdikleri hidrojen iyonlarının tepki verecek ya Asitlerin zararları: Asitler çok kuvvetli kimyasal yapılardan oluşmaktadır ve oldukça zararlıdır. Kuvvetli kimyasal asitlerin etki derecesi artırılıp azaltılabilmektedir. Asitler içerdikleri hidrojen iyonlarının tepki verecek yapıda olan bileşikler olarak ifade edilmektedir. Asitlerin geneli su ile birleştiklerinde asit içerisinde bulunan iyonlar nedeni ile hidrojen gazı ortaya çıkmaktadır. Asit özelliği taşıyan maddeler metallerle bir araya geldiğinde kimyasal etkileşim oluşmakta ve ortaya hidrojen gazı çıkmaktadır. Asitler özellikleri nedeni ile tehlikeli maddeler grubunda yer almaktadır. Asit özellikleri arasında yer alan aşındırma ve tahriş asit yapısının ne kadar tehlikeli olduğunu anlatan bir göstergedir. Asitlerin insan vücudu üzerindeki zararları herkes tarafından bilinmektedir. Her türlü asitin vücuda temas etmesinden kaçınmak gereklidir. Asitlere dokunmanın yanı sıra asitleri solumakta kişi sağlığı üzerinde büyük tehlike oluşturmaktadır.

Zararlı asitlerden bazıları:
  • Sülfürik asit: Sülfürik asit vücutta veya temas ettiği bütün her şeyde aşındırma ve tahrişe yol açmaktadır. Vücuda temas ettiğinde ciddi zararlar oluşturabilen bir asittir. Üstelik vücuda verdiği zararlar kısa sürede iyileşme gösteremeyecek ve hatta iz kalabilecek bir asittir. 
  • Nikrik asit: Nikrit asit yine insan vücuduna temas ettirildiğinde tehlikeli sonuçlara neden olabilen bir asittir. Nikrik asit solunum yoluyla solunduğunda veya deriye temas ettiğinde yine ciddi problemlere neden olan bir ait türüdür. Sıcaklığı yüksek seviyelere ulaşırsa zehirli bir duman salgılamaktadır. Nikrit asitin ısı derecesinin yükselmesi nitrojen oksit buharının ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Kişi bu buharı soluduğunda tehlikeli sonuçlar ortaya çıkabilir.
  • Hidroflokorikasit: Hidroflokorikasit zayıf özellikte olan kimyasal bir maddedir. Ama asitin zayıf olması zararlı olmasına engel teşkil etmemektedir.Zayıf bir asit olmasına rağmen cilde temas ettirildiğinde derin yanıklara neden olmaktadır.bu asitin ortaya çıkardığı dumanın solunum yolu ile vücuda alınması son derece tehlikelidir.
  • HCN asit: Hcn asit yine zayıf özellikli bir asittir. Ama tehlikesi oldukça yüksektir.kişide hemen zehirlenme oluşturabilir. Cilde temasından kaçınmak gereklidir.
Kişi üzerinde asitlerin zararları:
  • Sülfürik asitlerin gözle temas etmesi gözde yaralanmalara neden olmaktadır.
  • Asitler cilt ile temas ettirildiğinde ciltte yanıklara ve yaralanmalara yol açmaktadır.
  • Asitlerinin sıcaklığı yüksek seviyelere ulaştığı zaman asitten çıkan duman kişide zehirlenmelere yol açmaktadır.
  • Asitlerinin solunum ile ciğerlere çekilmesi hayati tehlike taşımaktadır ve bazı durumlarda ölümle sonuçlanabilmektedir.
  • Özellikle hcn asitlerini kişinin soluması kişide zehirlenmeye, solunum kaybına, kan basıncının düşmesine ve bilinç kaybı yaşanmasına neden olmaktadır.
  • Kişinin kimyasal asitlere maruz kalması boğaz ve solunum yollarında hasar oluşmasına neden olmaktadır.
  • Asitler gözlerde sulanmaya nefes almada güçlüğe ve boğazda tahriş olmuşçasına öksürüğe neden oluyor ise hemen doktora başvurmalısınız.
]]>
Mide Asiti Nedir https://www.asit.gen.tr/mide-asiti-nedir.html Mon, 08 Oct 2018 20:32:03 +0000 Mide Asidi Nedir, Midemiz gün boyu yemiş olduğumuz yemekleri sindirebilmek için özel bir asit bileşeni üreterek yiyecekleri bağırsaklarda sindirebilir bir hale getirmektedir. Ancak asit miktarı çoğalır ise midede ülser ile Mide Asidi Nedir, Midemiz gün boyu yemiş olduğumuz yemekleri sindirebilmek için özel bir asit bileşeni üreterek yiyecekleri bağırsaklarda sindirebilir bir hale getirmektedir. Ancak asit miktarı çoğalır ise midede ülser ile gastrit gibi hastalıklar meydana gelir. Eğer asit miktarı tam tersi azalır ise bu seferde hazımsızlık sorunu yaşamaya başlarsınız. Eğer salgılanan asit yeme borusundan kaçar ise bu sefer de reflü gibi rahatsızlıklar ortaya çıkar. Mide asidi ile alakalı herhangi bir probleminiz olup olmadığını değişik yollar ile anlayabilirsiniz. Eğer mide asidi çok salgılanıyor ise mide ağrıması ve yanması gibi sorunlar ortaya çıkar. Bu arada mide asidinin Ph değeri 3.5 ve 1.0 civarında olur. Bu civarın altına düşmesi yada üstüne çıkması midede bazı sıkıntıların yaşanmasına sebep olur. Belirtileri ise şöyledir: mide zafiyeti ve mide yanması yemek yemeye başladıktan kısa bir zaman sonra başlayarak devam eden mide ağrısı, mide iltihabı ve on iki parmak ülseri yemek yedikten kısa bir zaman sonra başlayan mide ağrıları, mide ülseri yemek yedikten sonra en az iki,üç saat sonra başlayan mide ağrılarıdır. Mide asidi eğer az ise bu zamanda kabızlık, şişkinlik ve hazımsızlık gibi sorunlar yaşamaya başlarsınız. 

Mide Asidi Nasıl Giderilir

Midenizde eğer asit fazlalığınız var ise yapmanız gereken ilk şey hemen bir doktora giderek doktorun tavsiye edeceği ilaçları almanızdır. Doktorun size önereceği asit önleyici ilaç midede bulunan asidi emici ilaçlardır ve sizi çok rahatlatır. Ayrıca mide asidini kontrol altında tutabilmek için dikkat etmeniz gereken bazı noktalar vardır: yemeğe taze meyve yada çiğ salata yiyerek başlayın, yemeği çok iyi çiğneyin ve yavaş, yavaş yiyin, sofradan mideyi tıka basa doldurarak kalkmayın, yemek yer esnasında ve yemek yedikten sonra aşırı su içmeyin, yediğiniz yemeğin sıcaklığı da oldukça önemli bir etken olduğundan dolayı yemeğiniz ne çok soğuk nede çok sıcak olmalı, yemek yedikten sonra tam bir saat kadar dinlenin ve yemek saatlerini çok geç saatlere bırakmayın.

Mide Asidini Azaltan Yiyecekler Nelerdir

Mide asidini azaltmak için lif açısından oldukça zengin olan bütün sebzeler mideye çok iyi gelir. Lif bakımından oldukça zengin olan bu sebzeler aynı zamanda da uzun zaman süren tokluk hissi vererek zayıflamaya yardımcı olur. Lif bakımından oldukça zengin olan sebzeler ise enginar, brokoli, şalgam, patlıcan ile marul şeklinde sıralanır. Aynı zamanda yağsız protein almanızda mide asidini düzenlemeye yardımcı olur. Ancak içerisinde protein var diye de yağlı dana eti tüketir iseniz bu zamanda tam tersi olur mide asidi çok daha fazla artar. Protein almak için kuru fasulye, balık ve mercimek yemeniz daha sağlıklı protein almanıza yardımcı olur. İçinde asit oranı yüksek olan mandalina, greyfurt ile portakal gibi meyvelerde mide asidini yükseltir iken karpuz, elma, kivi, ahududu ve böğürtlen gibi meyveler ise mide asidini dengeler ve sizi çok rahatlatır. Ayrıca mide asidini artıracak olan asitli içeceklerden ve fast food yiyeceklerden uzak durun.
]]>
Sönmüş Kireç https://www.asit.gen.tr/sonmus-kirec.html Tue, 09 Oct 2018 12:18:12 +0000 Sönmüş kireç, sönmemiş haldeki kuru kirecin, su ile etkileşimi ile kalsiyum hidroksit adı verilen sönmüş kireç elde edilir. Sönmemiş kireç akışkan bir formdadır. Kireç CaO hali ile kullanılmaz. Özel CaO sönd Sönmüş kireç, sönmemiş haldeki kuru kirecin, su ile etkileşimi ile kalsiyum hidroksit adı verilen sönmüş kireç elde edilir. Sönmemiş kireç akışkan bir formdadır. Kireç CaO hali ile kullanılmaz. Özel CaO söndürme kutularında su ile işlem görmesi şarttır. Sönmemiş kireç su ile işleme girdiğinde 300-400 derece ısı açığa çıkar. Reaksiyon gerçekleşebilmesi için kirecin ağırlığının 1/3 ü kadar su gerekir. Kirecin söndürülmesine hidratasyon adı verilir.

Kirecin söndürülmesi sırasında dikkat edilmesi gereken hususlar vardır,

Kirecin söndürülmesi işleminde % 100 oranında hacim artışı meydana gelir. Kireç söndürülürken kaynar vaziyette kabarcıkların meydana gelmesi bundandır. Söndürülme işlemi yapılmadan direk kullanılan kireç, söndürülme işlemi sırasında yapacağı reaksiyonu kullanılmış olduğu yerde meydana getirerek hacmin artmasına ve kullanıldığı yerde hasar meydana gelmesine neden olur. Böyle bir durum yaşanmaması için kireç taşının inşaat yapılacak yerdeki kireç havuzlarında en az 15 gün boyunca su ile reaksiyonunun tamamlanması gerekir. Kirecin suyu iyi ayarlanmaz ise kireç su kaybederek tekrar CaO haline dönüşebilir. Bundan dolayı kireç söndürme işleminde suyu azar, azar vererek her kabarma işleminden sonra gerekli su miktarını tekrar, tekrar ayarlamak gerekir.

Tehlikeli bir işlem olduğundan dolayı kireç söndürme işlemi alelade herhangi bir yerde yapılamaz. Bu işlem için hazırlanan özel kireç kuyularında veya fabrikalarda  suyu püskürtme sureti ile yapılır. İlkel kuyularda yapılmış olan kireç söndürme işlemi fazla su ile yapıldığından dolayı yağlı kireç olarak ortaya çıkar. Fabrikalar da söndürülmüş kireç ise Ca(OH)2 ismini alıp ince bir toz şeklinde özel çimento torbalarında satılmaktadır. Torbalarda satılan kirece hidrate ismi verilmektedir.  

Sönmüş kireç nerelerde kullanılır

  • İnşaatlarda, yol yapımında asfalt katkısı olarak, gazbeton üretiminde, kalsiyum silikat içeren tuğla üretiminde, harç ve sıva yapımında bağlayıcı olarak kullanılır. Asfalt dayanıklılığını artırarak asfaltın daha az nem tutarak soyulmasını engeller.
  • Madencilik sektöründe bakır, çinko, kurşun gibi cevherlerin ph değerlerini ayarlamada demirin peletlenmesin de bağlayıcı olarak, altın madeninin kazanılmasında ph ayarlayıcısı olarak kullanılır.
  • Kağıt sanayinde kağıt atık sularında bulunan katıların çöktürülmesi işleminde kullanılır.
  • Kimyasal olarak kullanıldığı yerler ise, hipo klorit üretimi, sitrik asit rafinasyonu, krom kimyasallarının üretiminde nötrleştirici özelliğinden faydalanılarak, propilen glikolin üretiminde kullanılır.
  • Baca gazındaki bazı ağır metallerin temizlenmesinde, baca gazında oluşan HCI nın temizlenmesinde faydalanılır.
  • İçme suyu arıtmak için, sudaki karbonat sertliğini gidermek için, asidik suların nötrleştirilmesi için, sudaki ph seviyesini artırmak için, ve bazı bakteri ve enfeksiyonların yok edilmesi amacı ile kullanılır.
  • Atık sularda ise, katı maddelerin çökertilmesinde atık sudaki fosfor ve azotun giderilmesinde kullanılır.
]]>
Collagen https://www.asit.gen.tr/collagen.html Wed, 10 Oct 2018 01:11:11 +0000 Collagen, kolajen cilt yaşlanmasını durduran geciktiren, kırışıklıkların oluşmasını engelleyen, saçları ve tırnakları daha güçlü daha esnek ve daha sağlıklı hale getiren doğal bir aminoasittir. Collagen Collagen, kolajen cilt yaşlanmasını durduran geciktiren, kırışıklıkların oluşmasını engelleyen, saçları ve tırnakları daha güçlü daha esnek ve daha sağlıklı hale getiren doğal bir aminoasittir. Collagen insan vücudunda saç, tırnak ve ciltte kıkırdak dokusu proteinlerinin yaklaşık % 80 ini oluşturan bir proteindir. Collagen birbirinin üzerine sarılı 3 adet zincirden oluşur. Bu zincirlerden her biri  1400 amino asit uzunluğunda olup 3 amino asidin tekrarlanması ile dengeli bir yapı oluşturmaktadır. En dışta prolin ve hidroksiproline bulunur. üçüncü amino asit ise gliserine olup içerde kalır.

collagen ne işe yarar

Vücudumuzdaki tüm proteinlerin dörtte biri collagen den oluşmaktadır. Collagen moleküler tellere şekil vererek tendonları güçlendirir boşlukları doldurur. Cildimizin ve iç organlarımızın esnek olmasını sağlar. Kemikler ve dişler de buna dahildir. Vücutta bu kadar çok işlevi olan collagen basit bir proteindir. Collagen vücudumuzu yaşlanmaya karşı koruyarak taze güzel ve ışıltılı görünmemizi sağlar. Ancak saydığımız tüm bu güzel özelliklere rağmen collagen çok kolay zarar gören narin bir proteindir.

Yapılan araştırmalara istinaden collegende ki azalma gözle görülür şekilde kendini belli etmektedir. Ciltteki kuruluk, kırışıklık ve donukluğun nedeni collegenin azalmasına bağlıdır. Seneler ilerledikçe güneş ışınlarındaki zararlı etkilere bağlı olarak cilt yaşlanır. Cilt yaşlanmasındaki en büyük etkiyi güneş ışınları oluşturmaktadır.

Cildimizin en üst tabakasını epidermis oluşturmaktadır. Epidermis ise 3 tabakadan oluşur. Ciltteki collagen güneş ışınlarının etkisi ile azalırken epidermis te canlılığını yavaş yavaş kaybeder. Böylece ciltteki tabakada sarkmalar, çatlamalar, kurumalar ve neticesinde yaşlanma ortaya çıkar. Ciltteki kırışıklıkların ortaya çıkma sebebi tamamen collagen in azalmasıyla doğru orantılıdır. Bundan dolayı yaşlandıkça azalan bu proteini beslenme yolu ile gıdalardan temin etme yoluna gidebiliriz. Collagen kırışıklıkları ve yaşlılık belirtilerini gidermenin yanında saç ve tırnak içinde hayati önem taşımaktadır. Collagenin gıda yolu ile takviye edilbildiği kanıtlanmış bir gerçektir. Collagen takviyesi için geliştirilmiş enjeksiyonlar, maskeler yolu ile cilt doğal yoldan doldurularak daha esnek ve sıkı dolgun bir cilt elde edilebilmektedir.

Maalesef cilt 30 lu yaşlar dan itibaren esnekliğini ve canlılığını kaybetmeye başlamaktadır. Çünkü bu yaşlar itibari ile vücuttaki collagen üretimi otomatik olarak yavaşlamaktadır. Kozmetik ürünlerde collagen içermektedir fakat kullanılan collagenin cilt ile uyumlu olması maksimum faydayı sağlamanıza yardım eder. Aksi takdirde etki göstermez. Almış olduğunuz ürünün içeriğindeki collagenin cildinizde collagen üretimini artırıyor olması gerekir.   l

Collagen içeren ürünleri dışarıdan takviye olarak alacaksanız bu konuda mutlaka uzman bir doktordan görüş aldıktan sonra onun önerisi ile kullanmanızda fayda var.

]]>
Okzalik Asit https://www.asit.gen.tr/okzalik-asit.html Wed, 10 Oct 2018 01:11:32 +0000 Okzalik Asit, bitki kökenlidir ve en bilindik organik asitlerden birisidir. Okzalik asidin kimyasal formülü ise (COOH) ikidir. Okzalik asit tabiatta sodyum tuzu şeklinde kuzukulağı bitkisinde, kalsiyum tuzu olarak da ravent Okzalik Asit, bitki kökenlidir ve en bilindik organik asitlerden birisidir. Okzalik asidin kimyasal formülü ise (COOH) ikidir. Okzalik asit tabiatta sodyum tuzu şeklinde kuzukulağı bitkisinde, kalsiyum tuzu olarak da ravent bitkisinde ile daha birçok farklı bitkinin hücre öz suyunda bulunmaktadır. Okzalik asit bitkisel birçok kaynakta içerik olarak bu organik asit kullanılır. Bu bitkisel içerikler ise ıspanak, kuzukulağı ve domatestir. Asit olması ortamda bulunan bir iyonlu tuz oluşturmasını beraberinde getirmektedir. Biyolojik canlı sistemine veya vücuda girmiş olan okzalit asit bu iyonlar ile tuzu meydana getirir. Kalsiyum okzalik asit tuzludur en çokta vücutta özellikle de üriner sistemde yani böbrekte birikmeye neden olur. Okzalik asit özellikle de böbrek taşı oluşmasında en etken nedendir. Bal arılarında varroa mücadelesinde kullanılan Okzalik asit kimyasal formülü C2H204-2H2O okzalit asit dihidrat olur. Kesinlikle ağır metal ve kalıntı riski olan ürünler kullanmayın daima güvenilir kaynaklardan temin edilen Okzalik asit dihidrat tercih edin. 

Okzalik Asit Uygulama Alanları

Okzalik asit (iki sulu) okzalik asit titrasyon düzeyi olarak alkalimetri ile manganometride, keza kalsiyumun kantitatif analizinde çok azda toprak metallerinin ayırt edilmesinde kullanılır. Endüstri alanında okzalik asit ile antimonlu tuzları ise tekstil boyamada mordan olarak kullanılır. Tüm bunların haricinde gıda alanında konvansiyonel ve organik arıcılık alanında Varroa mücadelesinde de kullanılmaktadır. Bizi asıl alakadar eden kısmı arıcılık alanında varroa mücadelesindeki uygulamalarıdır. 

Okzalik Asit Uygulama Metotları

Buharlaşma Metodu;

Okzalik asit dihidratın teknik özelliklerinden yararlanarak üstüne ısı uygulandığında katı olan kıvamdan direk olarak gaz şekline geçmesi yani sublimleşme özelliğini kullanarak yapılmakta olan bir mücadeledir. Bu uygulamaları uygulayabilmek için kovan içerisine açıkta buharlaştırma aparatları olduğundan dolayı okzalik asit dışarı da buharlaşarak bir boru sayesinde kovan içine göndermek amacı ile yapılan uygulamalardır. Uygulanan bu metodun olumlu yönleri ise oldukça fazladır bunlar;
  • Arılar hiçbir şekilde ıslanmakdıklarından dolayı sindirim sistemi ve üşütme sistemini olumsuz yönde etkilemez. 
  • Yıl içinde birden daha çok uygulama yapılabilir.
  • Kovan kapağı hiç açılmadan arının bulunduğu düzeninin hiç bozmadan uygulama yapabilirsiniz.
  • Uygulama sırasında arı üstünde çok fazla stres yapmıyor.
Çözelti Biçiminde Sıvı Damlatma Metodu;

Bir miktar okzalik asidi ılık su ile hazırlanan şeker şerbeti içine karıştırıp dış ortam ısısının tam on derece altında olan sitenilen 0+5 derece arasında salkımda olduğu ve kapalı yavrunun olmadığı anlarda arıla üstüne damlatma biçiminde uygulanmaktadır. Çözeltiyi yapar iken su oranı aynı ancak okzalik asit dihidrat oranı bölgesel sıcaklık değişikliğine göre farklılık göstermektedir.
  • Senede sadece bir kez uygulanması tavsiye edilir. 
  • Zayıf olan kolonilerde salkım ısısının dengesi bozulduğundan dolayı zayıf iç çerçeveden az olan kolonilerde uygulanması hiç önerilmez.
  • Her kısımda aynı reçete geçerli olmaz.
]]>
Etil Alkol Fermantasyonu https://www.asit.gen.tr/etil-alkol-fermantasyonu.html Wed, 10 Oct 2018 04:16:13 +0000 Etil alkol fermantasyonu, Hans Buchner ve Eduard Buchner adlı bilim adamlarının fermantasyon üzerine yaptığı sayısız çalışma bulunmaktadır. Çalışmalarında meyveleri marmelat ve reçel hâlinde sakkaroz içinde saklamay Etil alkol fermantasyonu, Hans Buchner ve Eduard Buchner adlı bilim adamlarının fermantasyon üzerine yaptığı sayısız çalışma bulunmaktadır. Çalışmalarında meyveleri marmelat ve reçel hâlinde sakkaroz içinde saklamayı düşünmüşler, sakkarozu meyve özlerine  ilave etmişlerdir. Bu sırada, sakkarozun fermantasyonla kısa bir zamanda etanola dönüştüğünü tamamen bir rastlantı neticesi gözlemlemişlerdir. O güne kadar fermantasyonun sadece canlı hücrelerde ve canlılara  özel  bir mekanizmayla gerçekleşebildiği düşünülüyordu.

Fermantasyonun canlı hücre dışında da gerçekleşebileceğini ispatlayan Eduard Buchner bu çalışmasıyla 1907 yılında Nobel Kimya Ödülü'nü kazanmıştır. Bu buluş, zamanımızdaki modern biyokimya anlayışına ve biyoteknolojiye açılan ilk kapıyı oluşturmuştur.

Yapılan biyokimyasal çalışmalar bitki tohumları, bazı bakteri ve maya hücrelerinin oksijensiz ortamda fermantasyonla enerji üretilebileceğini göstermiştir. Etil alkol fermantasyonunda çoğunlukla glikoz kullanılır. Glikoz, önce glikoliz tepkimeleriyle iki  molekül pirüvata kadar parçalanır. ATP sentezi glikoliz aşamasında gerçekleşir. Pirüvattan CO2 çıkması neticesi asetaldehit oluşur.

Asetaldehit glikoliz sırasında meydana çıkan NADH+H+ den hidrojenleri alarak etil alkolü oluşturmaktadır. Glikozdan etil alkolün oluştuğu ve enerjinin ortaya çıktığı bu kimyasal tepkimeler dizinine etil alkol fermantasyonu ismi verilir. Hidrojenlerini pirüvata aktaran NAD+molekülü yükseltgenir. Yükseltgenmiş NAD molekülünün oluşumu aynı anda glikolizin de devamlılığını sağlar. Fermantasyon tepkimeleriyle ortamda pirüvat ve hidrojen molekülünün birikimi de önlenmiş olur. Etil alkol fermantasyonu neticesinde bir molekül glikozdan molekül etil alkol, iki molekül CO2 ve dört molekül ATP oluşurken bir miktar da ısı açığa çıkar.

Sirke oluşumu, üzümden alkol elde edilmesi etil alkol fermantasyonuyla gerçekleştirilmektedir. Ayrıca etil alkol fermantasyonu sırasında ortaya çıkan CO2 bira ve şampanyanın köpüklenmesini sağlamaktadır. Unlu mamul üretilirken kullanılan mayaların gerçekleştirdiği fermantasyon neticesinde açığa çıkan CO2 hamurun kabarmasını sağlar. Fermantasyon tepkimeleri neticesinde açığa çıkan etil alkol oranı %18'i geçerse hücreler üzerinde zehir etkisi yapar. Bu sebeple etil alkol birikiminin yoğun olduğu durumda etil alkol fermantasyonu yapan canlılar bile yaşayamaz.
]]>
Bakır Sülfat https://www.asit.gen.tr/bakir-sulfat.html Wed, 10 Oct 2018 12:13:51 +0000 Bakır sülfat: Bakır sülfatın diğer adı küprik sülfat olarak bilinir. Kimyasal formülü cuso4 ifade edilen bir bileşiktir. Tuzun hidrasyon derecelerine bağlı olmasına göre bir dizi bileşikleri mevcuttur. Susuz şekilde açık Bakır sülfat: Bakır sülfatın diğer adı küprik sülfat olarak bilinir. Kimyasal formülü cuso4 ifade edilen bir bileşiktir. Tuzun hidrasyon derecelerine bağlı olmasına göre bir dizi bileşikleri mevcuttur. Susuz şekilde açık yeşil ya da griye benzeyen bir toz olmasına rağmen en çok bilinen Pentahidrat formu parlak mavi renktir. Çok az miktardaki Pentahidrat çevreye oldukça fazla zarar verebilir. Cildi ve gözleri tahriş edebilir. Yutulduğunda ise boğaz tahrişine yol açar. Bakır sülfat oktahedral moleküler, geometri ve paramanyetik özelliğe sahiptir. Ekzotermik olarak suda çözümlenmeleri (cu(h2o)6) kompleksini oluşturur. Bakır sülfat kimyasal anlamda göz taşı ya da mavi vitri yol olarak da bilinir.

Doğada nasıl bulunur

Bakır sülfat, kimyasal olarak bakır oksit sulandırılmış sülfirik asit yada bakır metalinin derişik sülfürik asit ve sıcaklık ile muamele edilmesi sonucunda oluşur. Derişik sülfürik asidin yükseltgen etkisinden uzaklaşmak ve verimliliğini arttırmak için tepkime koşullarında değişikliğe gidilerek sulandırılmış sıcak sülfirikasiti  ve yükseltgen olarak da bol miktarda hava ile reaksiyona geçirmesi ile üretim gerçekleşir. Bakır sülfatın susuz formu Kalkosiyanit olarak bilinir ve doğada nadir olarak bulunmaktadır. Hidratlı bakır sülfat olarak da heptahidrat olarak bilinir.

Kimyasal tepkimeleri nasıl oluşur

Bakır sülfat pentahidrat erimeden önce 180 derecede bozulur, 63 derecede bulunan bu iki su formülünü, daha sonra 109 derecede iki formülü ve son olarak da bu iki su formülünü 200 derecede kaybeder. Bakır sülfat 650 derecede kükürtdioksit ve bakır oksit halinde bozulur. Bakır sülfat farklı derişik hidroksit asit ile tepkimeye girer. Tepkime sonucunda çözeltisinin mavi rengi tetrachloroethylene oluşmasından dolayı yeşil rengini alır.

Bakır sülfat nasıl yapılır

Geri dönüşüm için biriktirilen bakır klima boruları, telefon kabloları gibi saf bakır odasından başlayarak bakır sülfat üretilebilir. 1 kilo ağırlığındaki bakır sülfat yapmak için 250 gram elektronik saflığından bakır sülfirik asit eritilir. Mavi renkli bir çözelti oluşur. Çözeltideki bakırın yüzde 33'ere çıkması için normal hava şartları yeterli değildir. Sülfirik asit ve içinde bulunan metalik bakır malzeme ısıtılarak bakırın sülfirik asit de daha etkili bir şekilde erimesini sağlar. Erime sırasında bol miktarda oksijen verilerek kazanının içindeki metalik bakırın yüzeyinin oksitlenmesi ve oksitlenen yüzeyin sülfirik asit çözeltisi daha hızlı erimesine sağlayacaktır. Sülfirik asit daha etkili bir şekilde bakır eridebilir. Bunun yapılmasının amacı bakırın sülfirik asit çözeltisinde erimesini sağlamaktır. Bu işlemi yaparken oldukça uzun bir süre gereklidir. Süreyi kısaltmak için nitrik asit katılabilir.

Bakır sülfat nerelerde kullanılır

Bakır sülfat fungisit, herbisit, pestisit olarak kullanılabilir. Funguslar yüksek düzeydeki iyonlarını rahatlıkla uyum sağlayabilir. Kireç ile buluştuğunda bordo bulamac; sodyum karbonat ile karıştığında ise burgonya bulamacı olarak isimlendiren ve genellikle bağlardaki ve meyve bahçelerindeki mantar hastalıkları ile mücadele amacıyla zirai ilaçların kullanılmasında etkin maddedir. Bahçe bitkileri yetiştiriciliğindeki fidelerde mantar hastalığını çökerten bakır sülfat ile amonyum karbonat karışımı olan cheshunt bileşiminin hazırlanması ayrı bir birleşim alanına girer. Su borularının işgalci sucul bitkilerin köklerine karşı herbisit olarak bakır sülfat kullanılır. Yosun giderici şeklinde yüzme havuzlarında temizleyici olarak kullanılır. Genellikle bakırların çok düşük konstrasyonları ile alg türü kontrol edebilir. Seyreltik şeklindeki sülfat çözeltisi akvaryumda yaşayan balıklar parazit enfeksiyonları tedavisinde kullanılır. Ayrıca akvaryumlarda bulunan salyangozları öldürmek için de bakır sülfat çözeltisi kullanılabilir. Bakır sülfat, balıklar için oldukça zehir içeriği bulunduğu için dozajına dikkat etmek gerekir. Esherichia coli gibi bakterilerin büyümesini engelleme de oldukça etkilidir.

]]>
İnorganik Asitler https://www.asit.gen.tr/inorganik-asitler.html Wed, 10 Oct 2018 14:45:42 +0000 İnorganik Asitler, Asitler, su ile hidrojen iyonları üreten hidrojen bileşiği de denir. Bu hidrojen iyonları çözeltileri asidik yapmaktadır. Asitlerin hepsi mavi turnusol kağıtlara döküldüğünde rengini kırmızıya dönüştü İnorganik Asitler, Asitler, su ile hidrojen iyonları üreten hidrojen bileşiği de denir. Bu hidrojen iyonları çözeltileri asidik yapmaktadır. Asitlerin hepsi mavi turnusol kağıtlara döküldüğünde rengini kırmızıya dönüştürür. Eski Türkçe'de asitlere ekşit veya hamız denmektedir. dünyada gıdaların bir çoğunda asit vardır. Bunlara örnek verecek olursak özellikle sirkede asetik asit, limonda ise sitrik asit vardır. Farklı asitler, sirkeye, limona, şerbete ve ekşi elmaya o keskin tadı vermektedir. Asitler akülerde içerisinde sülfürik asit içerirken midede sindirim sıvıları içerisinde hidroklorik asit içermektedir. Asitlerin hepsi suda çözündüğünde hidrrojen iyonları üreten madde çözeltilerine dönüşmektedir. Asit maddelerin bir çoğu sıvılar, saf katılar veya gazlar olarak dünyada bulunsa da sadece suda çözündüğünden asit gibi tepki vermektedirler. 

İnorganik Asitler ise; metal olmayan ve minerallerden yapılan asitlere denmektedir. İnorganik asitler genellikle endüstri alanında kullanılan Asitler' dir. Özellikle lif, plastik, boya kimyasalları ve gübre yapımında kullanılmaktadır. İnorganik asitlerin konsantre olanları aşırı derece aşındırıcı özelliğe sahiptir. İnsan cildine zarar verebilmektedir. Ayrıca diğer metallerin içerisinde çok hızlı eriyebilmektedir. Hidroflorik asit inorganik asitler içerisinde camın yapısını bozarken diğer inorganik asitler cam için bir tehlike arz etmez. Ayrıca yapısında C elementi bulunmayanlara inorganik asitler denmektedir. 

Diğer adıyla mineral asitler arasında en önemli olanları sanayi kimyasallarında kullanılan hidroklorik, sülfürik ve nitrik asitler'dir. Bu üçü de sanayi alanında çok yaygın ve aktif bir şekilde kullanılmaktadır. Bunlardan sülfürik asit, pil, petrol üretimi arttırılması, plastik ve patlayıcı maddelerin yapımında kullanılmaktadır. Pitrik asit ise kezzap adı ile bilinen ve ilaç ile boya sanayisinde kullanılan bir inorganik asittir. Ayrıca inorganik asitler fenol grupların birer üyesi olan asitleri de içerisinde organik bileşenler olarak çok geniş anlamda içermektedir. 

İnorganik Asitler
  • Hidroflorik Asit: Bu inorganik asit yüksek oktanlı olan benzin yapımında kullanılmaktadır. Ayrıca sentetik kriyolit imalatında kullanılmaktadır. Bir diğer kullanım alanı da camların üzerine şekil vermek için kullanılmaktadır. 
  • Fosforik Asit: Bu asit ise saf halinde renksiz olup genellikle gübre yapımında kullanılmaktadır. 
  • Karbonik Asit: Bu asit sulu çözeltisi çok hafif olan bir asittir. Özellikle kullanım alanları gazlı içeceklerdir. 
  • Sülfürik Asit: Suda çözündüğünde büyük bir ısı açığa çıkaran bu asit şurup kıvamında ve on derecede katılaşan bir inorganik asittir. Renksiz, sıvı ve kokusuz bir yapıya sahiptir. 
  • Nitrik Asit: Rengi berrak ve sarımtırak olan bu asit sıvı haldedir. Nitrik asidin üç şekilde üretimi yapılmaktadır. Bunlar amonyak kullanılması ile, şiligünerçilesinin sülfürik asit ile reaksiyona uğraması ile ve havadaki bileşenlerin yayılması ile olur. Nitrik asidin kullanım alanları ise, patlayıcı sanayi, gübre endüstrisi, arıtmalar, metal sanayi gibidir. 
  • Perklorik Asit: Renksiz sıvı halde ve suda çözünebilen bir inorganik asittir. Bu asit bir klor oksoasidi' dir. Nitrik asit veya sülfürik asitle kıyaslanabilecek kadar güçlü bir asittir. Bir anlamda perklorik asit süper asit olarak da nitelendirilmektedir. 
  • Diğer inorganik asitler ise; klorik asit, fulminik asit, kral suyu, hidroklorik asit, floroantimonik asit, hipokloröz asit, arsenik asit, borik asit' tir.
]]>
Kalsiyum Hidroksit https://www.asit.gen.tr/kalsiyum-hidroksit.html Wed, 10 Oct 2018 16:32:12 +0000 Kalsiyum hidroksit,  beyaz toz ya da renksiz kristal şeklinde olan bir maddedir. Kimyasal formülü Ca(OH)2'dir. Kalsiyum oksitin yani sönmemiş kirecin suyla karıştırılmasından elde edilir. Sönmemiş kirecin söndürü Kalsiyum hidroksit,  beyaz toz ya da renksiz kristal şeklinde olan bir maddedir. Kimyasal formülü Ca(OH)2'dir. Kalsiyum oksitin yani sönmemiş kirecin suyla karıştırılmasından elde edilir. Sönmemiş kirecin söndürülmesine hidratasyon denir. Sönmemiş kireç üzerine bir  miktar su ilave edildiğinde kireç parçası köpürür ve yavaş yavaş çatırdayarak dağılır. Bu sırada sıcaklık yükselmesi ve de buharlaşma gözlenir. Sonuçta sönmüş kireç adı verilen kalsiyum hidroksit meydana çıkar. Bu maddenin bir diğer adı da hidratik kireçtir.

512 dereceye kadar ısıtılması durumunda bozunarak su ve kalsiyum oksite dönüşür.

Kalsiyum Hidroksit Kullanım Alanları

Kalsiyum hidroksit bir çok alanda kullanılmaktadır.

Yer altı sularını temizlenmesi amacıyla su arıtma tesisleri içinde ve şehir hatlarındaki asidik suyun içerisinde bulunduğu borulara zarar vermesini önlemek için  pH’ı  seviyesini yükseltmek amacı ile kullanılır. Kağıt üretimi amacıyla sanayi tesislerinde de bol miktar da  kullanılır. Odunun kağıt hamuruna dönüştürülme sürecinin (Kraft prosesi) bir bileşendir.

Kalsiyum hidroksit çok farklı amaçlarla farklı alanlar da kullanılır. Bu tercihlerin başlıca nedenlerinden biri de kalsiyum hidroksitin oldukça ucuz bir madde olmasıdır. İnşaat sektörün de kullanılan beton ve harç malzemelerinden, petrol arıtım endüstrisinde, zirai ilaçlarda toprağı sıfırlamada ve ayrıca tüy dökücü kremlerde ham madde olarak kullanılmaktadır.

Kalsiyum hidroksit gıda sektöründe de kullanılmaktadır. Alkolsüz içeceklerin ve suyun hazırlanma aşamasında, şeker sanayisinde şekerin şeker kamışından ayrıştırılması içi, meyve sularını kuvvetlendirme amacıyla ve bebek sütünün kalsiyumunu artırmak için kullanılır.Giyim sektöründe ağartıcılarda ve deri tabaklama sanayisinde çokça kullanılır.Diş hekimlerinin tedavi materyallerinden biridir..Akvaryum düzenlemelerinde salyangoz, alg ve mercan gibi canlıların hayatta kalmasını sağlayarak biyolojik denge oluşturmada da kullanılır.

Kalsiyum Hidroksit Güvenlik Uyarıları

Kalsiyum hidroksit bileşiminde insan sağlığına tehdit oluşturacak bazı maddeler bulunur. Bu nedenler dikkat edilmesi gereken riskler şunlardır

  • Solunum yollarında tahrişe neden olur, kuru öksürük ve nefes darlığı gibi sıkıntılar meydana gelir.
  • Gözler içinde tehlikeli bir madde olup körlüğe kadar varan sağlık sorunlarına neden olabilir.
  • Yutulması halinde mideyi tahriş ederek, şiddetli ağrılara ve kusmaya yol açabilir. 
  • Uzun süre cilde temas etmesi durumunda cildi yıpratabilir hatta ciddi cilt yanıklarına sebep olabilir.
  • Yüksek miktarda solunması durumunda iç kanama meydana getirebilir.
  • Uzun vadede yüksek tansiyon sebebi olabilir.

Kalsiyum hidroksit iyi şekilde  havalandırılan, serin ve kuru bir mekanda ağzı sıkıca kapatılan kaplar içinde saklanmalıdır. Solunum yolu hastalıkları ve cilt rahatsızlıklarına sebep olan bu madde kullanılmadan önce gerekli tüm önlemler alınmalıdır.

Kimyasal olarak aktif metaller ve oksitleyiciler şiddetli bir reaksiyon oluşmasını önlemek amacıyla kalsiyum hidroksitten uzakta muhafaza edilmelidir.]]>
Sülfirik Asit https://www.asit.gen.tr/sulfirik-asit.html Wed, 10 Oct 2018 21:35:08 +0000 Sülfirik Asit, formülünde bulunan H2SO4 bileşiminden dolayı oldukça güçlü ve aşındırıcı bir asittir. Metallerden, taşlara ve canlı dokulara kadar temas ettiği birçok farklı maddeyi aşındırabilecek niteliktedir. Su Sülfirik Asit, formülünde bulunan H2SO4 bileşiminden dolayı oldukça güçlü ve aşındırıcı bir asittir. Metallerden, taşlara ve canlı dokulara kadar temas ettiği birçok farklı maddeyi aşındırabilecek niteliktedir. Su ve diğer çözücülerde kolaylıkla çözülebilen ve önceleri vitriol yağı olarak bilinen bu sülfürik asit keskin kokuya sahip olup su ve diğer çözücülerde kolaylıkla çözülebilme özelliği vardır. Sülfürik asit lavabo açıcı olarak da kullanabilen bir formül olduğu gibi kurşun ve asit üretiminde de kullanılan, geniş kullanım alanına sahiptir. Su da çözündüğü zaman çok yüksek ısının meydana gelmesini sağlayan sülfürik asit, elektriği de iletmektedir. Sülfirik asit, kimyasal sentez, petrol arıtımı, atık su işleme, patlayıcı madde üretimi, gübre üretimi ve boyar madde gibi endüstriyel alanlarda kullanılmaktadır.

Sülfirik Asit Su İle Reaksiyonu:

Sülfürik asitin hidrasyon reaksiyonu oldukça ekzotermik olmasından dolayı suyla formül birleştirildiğinde su üzerine asitin dökülmesi önerilmektedir. Bu etkileşimde reaksiyon neticesi açığa çıkan ısı suyun buharlaşmasına ve buharlaşan suyun da dışarı çıkma eğiliminden dolayı etrafa asit saçılmasına sebep olmaktadır. Kimyacılar, suyun içine asitin dökülmesine "asiti suda boğmak" olarak isimlendirmektedirler. Cam kaplar içerisinde sülfürik asitin üzerine su dökmeye çalışıldığında cam malzemelerin parçalanarak ciddi yaralanmalara sebep olabilir. Su ile oldukça alakalı olan sülfürik asit birçok endüstriyel işlemde onu dehidrasyon ajanı olarak kullanımı sağlamaktadır. Sülfürik asit suyla reaksiyon durumunda saf olarak kalırken nişasta ve şeker saf karbon gibi kararabilmektedir.

Sülfirik Asit Baz Reaksiyonu: 

Sülfürik asit baz ile reaksiyona girdiğinde tuz oluşmaktadır.

Sülfirik Asit Metal İle Reaksiyonu:

Sülfürik asitin seyreltik çözeltileri  metaller ile reaksiyona girerse kullanılan metale karşılık gelen metal sülfat ve hidrojen (H2) ortaya çıkar. Seyreltik çözeltilerin tersine derişik çözeltiler farklı reaksiyon tepkileri verir. 

Sülfürik Asit Nasıl Saklanmaktadır: 

Solunması halinde solunum yollarında ciddi yanıklara neden olan bu bileşen tahriş edici ve tehlikelidir. Temas edilen yer mutlaka göz duşu ya da seyreltik bazla mutlaka yıkanmalıdır. Su ile yıkanmamalı, yıkanırsa ısı açığa çıkarak asıl yanmaya sebep olan etken olmaktadır.

Bu tehlikeli kimyasalla çalışılırken hava alan bir yerde ya da hava akımının bulunduğu bir yerde koruyucu giysi ve gözlük takarak çalışılması gereklidir. Sülfürik asiti saklarken ise koyu camlı şişeler gibi reaktif olmayan kaplar içerisinde saklanıp ve üzerine de "tehlikelidir" diye yazılmalıdır.

]]>
Sülfamik Asit https://www.asit.gen.tr/sulfamik-asit.html Wed, 10 Oct 2018 22:02:09 +0000 Sülfamik asit, kimyasal formülü H3NO3S olan, kokusuz, renksiz, suda çözülebilen ve uçucu olmayan bir kimyasal bileşiktir. Higroskopik ve uçucu değildir. Sülfamik asit çözeltileri diğer mineral asitlerine göre metallere ka Sülfamik asit, kimyasal formülü H3NO3S olan, kokusuz, renksiz, suda çözülebilen ve uçucu olmayan bir kimyasal bileşiktir. Higroskopik ve uçucu değildir. Sülfamik asit çözeltileri diğer mineral asitlerine göre metallere karşı daha az koroziftir. Oda sıcaklığında sulu çözeltileri kararlıdır fakat sıcaklık yükselmesiyle hızlı bir hidroliz meydana gelmektedir. Çok kuvvetli bir asittir. Kuvvetliliği hidroklorik asit ve nitrik asit ile kıyaslanabiliyor oluşudur. Suda 20 oC' de 21,5 g/100 g çözünür. 

Sülfamik asit kullanımı: 
  • Sağım işlemlerinde, bira, süt, şeker fabrikalarında ve kağıt değirmenlerinde temizleyici maddedir.
  • Temizleyici olarak ve pul giderici olarak kullanılır.
  • Kireç tortularının giderilmesi için kullanılır.
  • Metal dekapaj için kullanılır.
  • Galvanizleme ve elektro-rafineri işlemlerinde kullanılır.
  • Sülfolama ve sülfatlama işlemlerinde kullanılır.
  • Yapay tatlandırıcı üretimleri için ham madde olarak kullanılır.
  • Pigment ve boyar madde üretiminde nitrit diazotizasyonun uzaklaştırılmasında kullanılır.
  • Esterleşme proseslerinde bir katalizör olarak kullanılır.
  • Boyama ve diğer sistemler için pH ayarlayıcı olarak kullanılır.
  • Sülfamik asit en çok seramik ve metal gibi yüzeylerin temizlenmesinde kullanılan temizlik maddelerinin içinde bulunur.
  • Pas sökücü ve kireç sökücü üretiminde kullanılır.
  • Takma dişleri temizlemekte kullanılan tabletlerin içinde bulunmaktadır.
  • Kağıt endüstrisinde klor stabilizatörü olarak kullanılır.
  • Tarım ilaçlarında kullanılmaktadır.
  • Yanmaz kağıt ve tuzların üretiminde kullanımları gerçekleştirilmektedir.
]]>
Kireç Suyu https://www.asit.gen.tr/kirec-suyu.html Thu, 11 Oct 2018 18:01:16 +0000 Kireç suyu, İçinde eritilmiş olarak kireç barındıran ve hekimlikte çocuk yaşta olanların mide iltihabı gibi bazı hastalıkların tedavisinde kullanılan su türüdür. Su kireci muhtevasında yüzde 10-25 civarında kil içinde ba Kireç suyu, İçinde eritilmiş olarak kireç barındıran ve hekimlikte çocuk yaşta olanların mide iltihabı gibi bazı hastalıkların tedavisinde kullanılan su türüdür. Su kireci muhtevasında yüzde 10-25 civarında kil içinde barındıran kalker taşının pişirilmesinin ardından meydana gelen bir kireç çeşididir. Bu pişirme anında meydana gelen sönmemiş kireç silis ve alüminyumla birleşir. Bu şekilde meydana gelen kireç küçük parçalar halinde olup di kalsiyum silikattan ibarettir. Toz haline meydana gelme olayı, su ile işleme tabi tutularak olur, ancak öğütülemez. Suda söndürüldükten sonra toz şekline getirmek için kirecin iç kısmında en aşağı %10 civarında CaO olması lazımdır. Bu şekilde meydana gelen kireç su içerisinde erimez, katı hale gelir ve sertleşir. Bundan dolayı su içerisindeki yapılarda kullanılabilir. Su kirecinin yapılarda kullanılmasıyla elde edilen yarar hava kirecinin kullanılmasıyla elde edilen yararla aynı seviyededir. Kireç suyu yukarı kısmı ise hava kirecinden daha fazla dayanım gücüne sahip olup, suda sertleşebilmesidir. Su kirecinin 28 günde basınç mukavemeti 20-250 kg/cm2 arasındadır.

Kireç suyu zararları; Suda bulunan kirecin birden fazla zararı bulunmaktadır. Bunları üç madde şeklinde sıralayabilmemiz mümkündür. 

Mikrobiyolojik zararları; Kireç suyunun kullanıldığı yerlerde kireç katmanları şeklinde birikmiş olan kireç, alet içerisinde bakteri üretebilen ortamı meydana getirir. Buda zaman içerisinde çoğalan bakterilere sebep olur. Bu bakteriler tabaklara, çatallara, bıçaklara, çamaşırlara bulaşarak oradan da insanlara geçebilir ve bundan dolayı da hastalıklara neden olabilir.

Psikolojik zararları; Sert sular günlük hayatta kullanıldığı taktirde insan sağlığı üzerinde fiziksel problemlere neden olur. Saçlarınızın kırılması ve derinizin sertleşmesi bu olaylara verilebilecek örneklerden bir kaçıdır. Önüne geçilemeyen, durdurulamayan bu tarz konular da zaman içerisinde büyüyüp birikerek kişilerin sinirsel gerilmesini yükseltir. Kireç suyu aslında rahatsız edici kaynaklardan biri olup çoğunlukla günlük yaşama etki eder.

Fiziksel zararları; Suyun sert olmasına neden olan kalsiyum ve magnezyum bedene girdiği zaman tüketilemez ve depo şeklinde birikir. Buda damarlarda tıkanmalara, damarlarda sertleşmeye, böbrek ve karaciğerde taş meydana gelmesine neden olur ve hastalıklar meydana gelir. Taneler halinde oluşan kireç bedene girer ve birbirine bağlanıp yapışarak insan bedeninde büyük parçalar haline gelir.
]]>
Silisik Asit https://www.asit.gen.tr/silisik-asit.html Fri, 12 Oct 2018 08:19:39 +0000 Silisik asit, 1810 ve 1836 yılları arasında Jöns Jacob Berzelius'un yaptığı deneyler sonucunda keşfedilmiştir. Silisyumun önemli bileşiklerinden biridir. Kimyasal formülü Si(OH)4 şeklindedir. Silisik asiti meydana getiren molekü Silisik asit, 1810 ve 1836 yılları arasında Jöns Jacob Berzelius'un yaptığı deneyler sonucunda keşfedilmiştir. Silisyumun önemli bileşiklerinden biridir. Kimyasal formülü Si(OH)4 şeklindedir. Silisik asiti meydana getiren moleküller birbirleriyle kolayla kondezyon tepkimesine girerek su açığa çıkarırlar ve zincir yapılarında polimerler veya 3 boyutlu örgüler yer alır. Silisik asitlerin, alkoller veya silisyum tetraklorürler ile meydana getirdikleri ester bağları karalı sıvılardır. Isıyla bozulmaya uğramazlar. Isı transfer araçlarında hidrolik ve yağlayıcı olarak kullanılırlar.

Kimyasal reaksiyonlarda silisik asit:

Genel olarak kimyasal reaksiyonlarda silisik asiti kontrol etmek oldukça zordur. Reaksiyon tipik olarak silikon dioksit ve su ile reaksiyon boyunca ilerler. Çünkü metasilisik kısmı kurutmak zordur. Asit-baz reaksiyonları içinde silisik asit deprotone edilir ve konjugat baz silikat olarak bilinir. Silisik asit de diğer silanoller gibi zayıf bir asittir.

Silisik asit, doğal olarak oluşur. Silisik asit sulu çözelti içinde sodyum silikat asitleştirilmesi sonucu üretilebilir. Dünyada yaygın olduğu bilinen silisik dioksit yani kuvars ise biyolojik bir süreç olan hidrasyon ile oluşur. Silisik asitler, kolaylıkla polimerleşerek silika jel ve silikon dioksit formlarını meydana getirebilirler. Bunu ise terleme ile yani su kaybederek yaparlar.

Sağlık alanında silisik asit, 

Önemli gelişmeler göstermiştir. Son zamanlarda yapılan çalışmalarda yiyecek ve içeçeklerde bulunan silisik asitin alzeheimer hastalığına iyi gelebileceği tespit edilmiştir. Ayrıca silisik asit, sindirim sisteminde alüminyum alımını da önemli ölçüde azaltmaktadır. Daha fazla çalışmalar sonucunda ise silisin insan vücudunda önemli bir unsur olduğu bir kez daha saptanmış ve kemik, tırnak, saç gelişimine de katkıda bulunduğu söylenmiştir. 

Silisik asitin bulunduğu yerler ise, 

Yüksek konsantrasyonda okyanus yüzeyleri, düşük konsantrasyonda ise okyanus ve nehirlerin kıyılarıdır.
]]>
Crp Kantitatif https://www.asit.gen.tr/crp-kantitatif.html Sat, 13 Oct 2018 02:24:58 +0000 CRP kantitatif, kanda yaygın olarak var olan iltihabi süreci ve seviyesini ölçmektedir. C- reaktif protein seviyesi belirlenmektedir ve bu protein kanda iltihap olup olmadığını sedimantasyon değerleri ile beraber kullanIlarak göster CRP kantitatif, kanda yaygın olarak var olan iltihabi süreci ve seviyesini ölçmektedir. C- reaktif protein seviyesi belirlenmektedir ve bu protein kanda iltihap olup olmadığını sedimantasyon değerleri ile beraber kullanIlarak gösteren bir belirteçtir. CRP testi kandaki iltihabın durumsal varlığını belirler fakat iltihabın yerini tespit edememektedir. Son yıllarda kanserin seyrini önemli ölçüde etkilediği görülmektedir. CRP testi ile iltihap varlığı belirlendikten sonra hekim bazı ek testler yardımıyla ilgili tedaviyi uygulayabilmektedir. Uygulanan tedavinin başarı durumu ise yine bu tahlil yardımı ile ölçülebilmektedir.

CRP testi ilk olarak 1930'lu yıllarda ortaya çıkmıştır. Karaciğerde yapılan CRP, dokulardaki iltihabın şiddetiyle birlikte doğrusal olarak artmaktadır. CRP testi bakteriden kaynaklı veya mantar enfeksiyonlarına bağlı iltihaplanmalarının, ameliyatlardan sonra enfeksiyonun gelişip gelişmediğinin, kemik enfeksiyonlarının, bağırsak iltihaplanması gibi hastalıkların, eklem iltihaplarının tespiti ve iltihaplı hastalıkların tedavisinin izlenmesinde kullanılmaktadır.

CRP, karaciğer hücreleri tarafından üretilmektedir. İltihaba neden olan herhangi bir durumdan sonra kana karışması için verilmekte ve kandaki seviyesi 24 ila 48 saat arasında değişim göstermektedir. Test genellikle koldan alınan kan örneği ile yapılmaktadır. CRP testinin sonuçları yapılan laboratuvara, kullanılan metoda, testin yapıLdığı cihaza göre farklılık gösterebilmektedir. Sonuçlar değerlendirilirken laboratuvarın vermiş olduğu aralık dikkate alınmalı bu şekilde yorumlamalar yapılmalıdır. Sağlıklı bireylerde CRP düzeyi 8.0 mg/L'nin altındadır.

Hs- CRP testi nedir

Yüksek duyarlı (high sensitive=hs) CRP testi CRP testi ile aynıdır fakat Hs- CRP testinin duyarlılığı daha fazladır. Bu yüzden daha düşük CRP düzeylerinin ölçülmesinde kullanılmaktadır. Hs- CRP testi damarların iç yüzünü döşeyen hücrelerin iltihaplanması durumlarında hasarın meydana gelmesi sonucu oluşabilecek kalp krizi ya da inme gibi durumların meydana gelmesinin tespitinde erken tanı için istenebilmektedir. 

Test sonuçları yapıldığı laboratuvara, kullanılan metoda ve cihaza göre değişiklik gösterebilir. Sağlıklı bireylerde Hs- CRP düzeyi 1.0 mg/L'nin altındadır. Sonuçların 1.0 mg/L'nin altında olması düşük riski, 1.0- 3.0 mg/L arasında olması orta düzey riski, 3.0 mg/L'nin üstünde olması yüksek riski ifade etmektedir. Test sonuçlarının etkileyen birçok faktör vardır. Bunlar kısa süre önce spor yapılmış olması, hamile olmak, obezite vb.dir.
]]>
Sirke Ruhu https://www.asit.gen.tr/sirke-ruhu.html Sat, 13 Oct 2018 13:26:51 +0000 Sirke ruhu, beyaz sirke ya da diğer adıyla sirke ruhunun adı şeffaflığından gelmektedir. Saf sirke endüstriyel olarak basit üretilen sirke olmasından ötürü mali değeri diğer sirkelerden ucuzdur. Ülkemizde pek bilinen bir ürün Sirke ruhu, beyaz sirke ya da diğer adıyla sirke ruhunun adı şeffaflığından gelmektedir. Saf sirke endüstriyel olarak basit üretilen sirke olmasından ötürü mali değeri diğer sirkelerden ucuzdur. Ülkemizde pek bilinen bir ürün olmasa da yurt dışında şişesinin yani litresinin raf fiyatı 1 dolardan azdır.

Sirke ruhu, mısır şekeri yada şeker pancarından elde edilir. Önce şeker maya hale getirilir. Bu durumda alkol değeri yoğun bir yapı elde eder. İlk mayalama sonunda ortaya çıkan yoğunluk kısmen %90 civarında olur. Sonrasında alkol asit asetiğe çevrilir. Buda ikinci mayalama işlemidir. Bu durum ilk mayalama bazı bakteri ve oksijenin eklenmesiyle elde edilir. Bu mayalama yöntemi hem alkolü asit asetiğe dönüştürmeye hem de pratik olmasına sebeptir. Sonrasında sıvı süzülür ve pastörize edilerek şişelenir. Ürünün üzerindeki derece miktarı asit asetik oranını göstermektedir. Bu değer saf sirkede %10 oranındadır. Üretimi endüstriyel olsa da bu sirkeye doğal denir. Bunun nedeni ise çoğu durumlarda herhangi bir zararı olmamasıdır. 

Sirke ruhunun faydaları; %10 değerinde asit asetik içeren saf sirke geçmiş zamanlardan beri kullanılmaktadır. Sağlığa hiçbir zararı yoktur. Başka bir değişle saf sirke (sirke ruhu) biyolojik olarak çözülebilen bir sıvıdır ve çoğu insanında yaptığı gibi evlerimizde temizlikte kullandığımız çoğu ürünün aksine atmosfere hiç bir zararı yoktur. Tek kötü yanı kokusudur. Ama bununda çözümü mevcuttur sirke ruhuna yani saf sirkeye 2-3 damla parfüm esansı damlatırsak bu koku ortadan kalkmaktadır.

Sirke ruhunun farklı yerlerde kullanılması;
  • Tuvaletlerde ve temizliklerde,
  • Fayansların aralarındaki pas kireci temizlemekte,
  • Fayans aralarındaki derzlerdeki siyah lekeleri çıkartmakta,
  • Duşta kullanılan başlığın temizliğinde,
  • Mutfaktaki tencerelerin temizliğinde,
  • Dibi kararmış ve dibi tutmuş tencerelerin temizliğinde,
  • Su ısıtıcının içindeki kireçleri veya tartaratları temizlemekte,
  • Bardak, sürahi ve vazoların temizliğinde,
  • Gümüş takımların temizliğinde,
  • Ütünün rezervuarını temizlemekte,
  • Bulaşık makinelerinin temizliğinde,
  • Kıyafetlerimize bulaşmış çimen lekelerini temizlemekte,
  • Çamaşır makinesinde yumuşatıcı yerine,
  • Halı ve kilimlerin lekelerini çıkartmak için,
  • Cam silmede deterjan yerine,
  • Saçlarımızın parlak ve yumuşak olması için,
  • Saçlarımızın doğal yolla renginin açılması için,
  • Dişleri beyaz hale getirmek için,
  • Güneş yanıklarına ve yanıklara karşı kullanılabilmektedir.
]]>
Akrilik Asit https://www.asit.gen.tr/akrilik-asit.html Sun, 14 Oct 2018 08:15:48 +0000 Akrilik Asit, CH2 = CH-COOH formülüyle gösterilen organik bir asit olup propenoik asit de denmektedir. Endüstride, asetilen ve Karbon monoksitle nikel katalizörün su eşliğinde tepkimesi daha yaygın akrilonitril bileşiklerinin Akrilik Asit, CH2 = CH-COOH formülüyle gösterilen organik bir asit olup propenoik asit de denmektedir. Endüstride, asetilen ve Karbon monoksitle nikel katalizörün su eşliğinde tepkimesi daha yaygın akrilonitril bileşiklerinin hidroliziyle elde edilir. Polimerlerin üretiminin başlangıç maddesidir. Akrilik bileşikler kalıplanmış yapı malzemeleri, optik gereçler, dokuma elyafı,  mücevherat, yapıştırıcılar, kaplama malzemeleri gibi çeşitli bileşiklerin hammaddesi akrilik bileşiklerdir. Örneğin orlon ve akrilan, pleksiglas cam ve akrilik ipliklerin tab akrilik maddelerin ticari adıdır. Poliakrilik adıyla bilinen polimerler gurubunun püskürtülen üyeleri akrilik ve metakrilik asitlerdir. Asitlerin metil esterleri, peroksit katalizörler eşliğinde kolay olarak polimerleşir. Akrilik asitler mikrokozmoz sıcaklığı ve basıncında liquid olarak bulunan renksiz ve keskin kokulu asitlerdir. Eşleştirme zor kullanılan (% 94'lük) ve suda çözünebilen reçine yapımında kullanılan (% 98 -% 99,5'lik) olmakla beraber ticari olarak kullanılabilir iki derecesi vardır. Işık, ısı veya metale maruz kaldığında kolayca polimerleşir. 

Akrilik asit (IUPAC: prop-2-enoik asit) formülü CH2 = CHCO2H ile ifade edilen bir organik bileşiktir. Bu, karboksilik asit terminusa doğrudan bağlanan vinil grubunu içermekte olan, en basit doymamış karboksilik asittir. Bu rengi olmayan sıvı karakteristik buruk ve ekşi kokuya sahiptir. Alkoller, eterler, su ve kloroform ile karışabilir. Yılda bir milyardan kilogramdan fazla üretilmektedir. Akrilik asit, benzin ve etilen üretiminin bir yan ürün propen elde edilir.

Akrilik Asit Reaksiyonları ve Kullanımları: 

Akrilik asit, alkol ile reaksiyona sokulunca; ester oluşturacak, karboksilik asit, tipik reaksiyonlara tabi tutulur. Akrilik asit esterleri ve tuzları, toplu olarak akrilatlar ya da propenoates olarak da bilinmektedir. Akrilik asit, en yaygın alkil esterleri, metil, bütil, etil ve etilheksil akrilatlardır.

Akrilik asit ve bunun esterleri çeşitli üretimlerde kullanılan homopolimerler ya da kopolimerler şekillendirme, bunların çift bağ da reaksiyona girmesi suretiyle kendilerini poliakrilik asit oluşturmak üzere veya diğer monomerler akrilamid, vinil,
stiren ve bütadien ile birleştirilerek plastik, yapıştırıcı,  kaplama, elastomerler, yanında boyalar ve zemin cilaları elde edilir.

Akrilik Asit Sübstitüentleri: 

İkame edici akrilik asit, bir asil grubu veya molekül grubunun ortamdan uzaklaşmasında devamı olarak bir karboksialkil grubu olarak bulunabilir.

Akrilik Asit Güvenlik: 

Akrilik asit çok ciddi cilt ve solunum yollarını için tahriş edicidir. Göz teması son derece sakıncalı ve geri dönülmez hasarlara sebep olabilir.

]]>
Kalsiyum Oksit https://www.asit.gen.tr/kalsiyum-oksit.html Sun, 14 Oct 2018 10:50:25 +0000 Kalsiyum oksit; (CaO) veya sönmemiş kireç oldukça çok kullanım sahası bulunan bir çeşit kimyevi bileşiktir. Beyaz rengi, aşındırıcı ve alkalik katıdır. Sanayide kireç taşlarını yüksek sıcaklıklarda eriterek karbon Kalsiyum oksit; (CaO) veya sönmemiş kireç oldukça çok kullanım sahası bulunan bir çeşit kimyevi bileşiktir. Beyaz rengi, aşındırıcı ve alkalik katıdır. Sanayide kireç taşlarını yüksek sıcaklıklarda eriterek karbondioksidin uzaklaştırılmasıyla oluşur. Suyla tepkime oluşturduğunda oksitlenir ve kalsiyum hidroksit meydana gelir. Yüksek kalite kireç taşını, doğal rezervden üreten, kimyevi ve fizyolojik özellikleri karşılayan Kimtaş, yayvan çaplı endüstriyel uygulamalar için performanslı, az maliyeti olan, çevre dostu olması gibi özellikleri ve avantajlar sunan sönmemiş kireç ürünlerini karşılar. Kalsiyum oksit mahsulleri içinde, dik kalsiyumlu kireç taşı ve dolomit kalsiyum oksit çeşitleri bulunmaktadır. 

Kalsiyum oksitdeki kalsiyum oranı;

Kalsiyum oksitdeki kalsiyum oranı %98'in üstünde kalsiyum karbonat bulunan kireç taşından üretilmektedir. Dolomit kalsiyum oksit hem bir kalsiyum hem de magnezyum içeren karbonatların karışımını bulunduran kireç taşından elde edilmektedir. Hem kalsiyumu fazla kalsiyum oksit hem de dolomit kalsiyum oksit, 900 dereceye kadar ısıtılabilen fırınlarda, kireç taşının ısıtılmasıyla oluşur. Bu süreye kalsinasyon zamanı denilmektedir. Kalsiyum oksit katkılarla veya diğer malzemelerle karışabilmesinden dolayı öğütülerek toz şekline getirilir. Bazı katkı maddelerinin kimyevi içeriğinden dolayı, kalsiyum oksit, sıvı/akışkan şekle gelir. Sıvılaşan kalsiyum oksit, optimum akışkanlığın elde edilmesi ve tıkanıklığın engellenmesi nedeniyle özel materyal transfer sistemleri ile tüketimi idealdir. Kalsiyum oksidin su vasıtası ile söndürülmesiyle sönmüş kireç (kalsiyum hidroksit) meydana gelir. 

Kalsiyum oksit aşağıda yer alan endüstriyel uygulamalarda kullanılmaktadır;

Demir & Sert Endüstrisinde, baca gazı arıtma sistemlerinde, inşaat sektöründe, su arıtma sistemlerinde, kimyevi işlemlerde, yeraltı madeni sektöründe, kağıt, kağıt hamuru ve PCC, atık su ve arıtma çamurları ıslahı ve cam yapımı esnasında kullanılmaktadır.

Kalsiyum oksit asit midir baz mıdır; 

Kireç taşının farklı derecelerde pişirilmesiyle olan, suyla karıştırılırsa türüne yönelik havada veya suda katılaşma olan beyaz renkte organik olmayan asallı bir bağlayıcıdır. Çok eskiyen dönemlerden bu yana olan bağlayıcı maddeler içerisindedir. Kirecin ham maddesi bulunan kalker veya kireç taşı, genelde kalsiyum karbonattan oluşur. Kireç en aşağı % 90 oranında kalsiyum karbonat  içerir kireç taşının özel kireç fırınlarında tahmini 900 - 1000 derecenin üstüne çıkıldığı taktirde kalsinasyonuyla kalsiyum okside dönüşmesiyle oluşur. Ticari adı ile kalsiyum oksit yani sönmemiş kireçtir. Kalsiyum oksidin asit mi bazmı meydana geldiği ile ilgili söylenebilecek şey, kalsiyum oksit haliyle bunun güçlü bazlar içerisinde olduğudur. 
]]>
Baz Örnekleri https://www.asit.gen.tr/baz-ornekleri.html Sun, 14 Oct 2018 20:12:42 +0000 Baz Örnekleri, baz özelliği olan elementlere bazik denir. Bazik bileşenlerinde asit ve baz ağırlığı normal tuza göre az, lakin baz oranı normal tuza göre fazla olan tuzlara denilir. Oksijen bakımından zayıftırlar, su ile etkile Baz Örnekleri, baz özelliği olan elementlere bazik denir. Bazik bileşenlerinde asit ve baz ağırlığı normal tuza göre az, lakin baz oranı normal tuza göre fazla olan tuzlara denilir. Oksijen bakımından zayıftırlar, su ile etkileşim içine girince baz etkisi gösterirler, asitle etkileşim içine girince de tuzları veren oksitlerdir. 

Bazın Genel Özellikleri
  • Tatları çok acıdır.
  • Sudaki çözeltileri elektriği iletme özelliğine sahiptir. 
  • Perdiyodik cetvelde 7-14 arasında yer almaktadırlar. 
  • Yapılan deneylerde turnusol kağıdını kırmızı renkten mavi renge çevirdiği gözlenmiştir.
  • Temas edildiğinde ele kayganlık hissi verirler.
  • Amfoter metallerle H2 gazı açığa çıkartırlar.
  • Suda iyonlaşma özelliğine sahiptirler.
Baz Örnekleri
  • Sodyum hidroksit, Örnek; sabun, lavabo açıcı.
  • Potasyum hidroksit, Örnek; Arap sabunu, sıvı sabun ve şampuan.
  • Kalsiyum hidroksit, Örnek; sıva ve alçı gibi genelde inşaat malzemeleri.
  • Alüminyum hidroksit; Örnek; deodorant ve parfüm.
  • Magnezyum hidroksit, Örnek; müsil ilacı ve antiasit.
  • Amonyak, Örnek; ev temizlik malzemeleri, zirai ilaçlar, gübre ve patlayıcı maddeler.

]]>
Hidrobromik Asit https://www.asit.gen.tr/hidrobromik-asit.html Mon, 15 Oct 2018 08:21:28 +0000 Hidrobromik Asit, Alman Bromwasserstoffsaure f, Fransızca Acide m de bromure, İngilizce. Hydrobromic acid. Hidrobromik asit inorganik bromidlerinin üretiminde, kalsiyum, çinko, sodyum ve özellikle de bromürler için kullanılan bir Hidrobromik Asit, Alman Bromwasserstoffsaure f, Fransızca Acide m de bromure, İngilizce. Hydrobromic acid. Hidrobromik asit inorganik bromidlerinin üretiminde, kalsiyum, çinko, sodyum ve özellikle de bromürler için kullanılan bir asittir. Hidrojen bromürün H Br sudaki çözeltisi olup, Bromür asidi de denilir. Hidrobromik asit, berrak bir çözeltidir. Renksiz olduğu kadar sarı renkte de olabilir. Işığa hassas olup, çok fazla aşındırıcı ve çürütücü özelliği vardır. Hidrobromik asit, asitler içerisinde en kuvvetli asittir. Hidrobromik asit elde etmek için endüstriyel ve önemli bir organik bileşik alil bromür, tetrabromobis ve bromoasetik asit bulunmaktadır. 

Hidrobromik Asidin Kullanım Alanları: Hidroklorik asitten bile daha etkilidir. Kaynama noktasının yüksek olması ve indirgeme kabiliyeti güçlü olması nedeniyle, hidrobromik asit bazı mineral cevherlerin çözülmesinde kullanılır. İlaç sanayinde, barbitutatların, bromürlerin ve hormonların imalatı için kullanıldığı gibi petrol endüstrisinde de alkillendirme katalizörü, hidrokarbonların kontrollü oksidasyonu ile yine katalizör olarak kullanılmaktadır. Kimyasal analizlerinde miyar (belirteç) olarak da kullanılır.

Hidrobromik Asidin Özellikleri: Hidrojen bromür, oda içi sıcaklığında renksiz bir gazdır. Bu gaz deri, göz ve teneffüs yolları mukozası zarını çok fazla tahriş eder. Hidrojen bromür, platinin katalitik tesiri altında, brom ve hidrojenin sıcakta reaksiyona sokulması ile elde edilir. Hidrojen bromür gazı 25°C'de 24,5 kg/cm2 basıncın altında sıvı duruma getirilir ve bu halde taşınır. Bu gaz suda çözündüğü zaman hidrobromik asit ortaya çıkar ve bu şekilde de taşınabilir. Hidrobromik asidin genel olarak %48 ya da %62'lik çözeltisi yapılır.

  • Moleküler formülü HBr, Molar kütle: 80.91
  • Görünümü: Renksiz veya açık sarı bir sıvı
  • Kokusu: Buruk
  • Yoğunluğu: 1.49 gr / cm 3 (% 48 / ağırlık sulu).
  • Erime noktası: -11° C (47-49% / aqw.)
  • Kaynama noktası: 700 mmHg 122° C (/ aq ağırlık 47-49%).
  • Çözünürlüğü içinde su: 221 gram/100 ml (0 ° C),  204 gram/100 ml (15 ° C), 130 grgram/100 ml (100 ° C)
  • Asitli (p K a ): -9 
  • Viskozite: 0.84 cP (-75° C)

]]>
Mitokondri https://www.asit.gen.tr/mitokondri.html Tue, 16 Oct 2018 00:03:56 +0000 Mitokondri,  hücredeki enerji santral merkezidir. Dışarıdan aldıkları besinlerdeki kimyasal enerjiyi hücrenin içindeki yüksek enerjili moleküllere dönüştürüp kullanılabilir duruma getiriler. Bir seri zincir reaksiyonları Mitokondri,  hücredeki enerji santral merkezidir. Dışarıdan aldıkları besinlerdeki kimyasal enerjiyi hücrenin içindeki yüksek enerjili moleküllere dönüştürüp kullanılabilir duruma getiriler. Bir seri zincir reaksiyonları sonucunda ortaya çıkan ve hücrede kullanılabilecek nitelikteki enerji hammaddesi olan bu moleküller adenozin tri fosfattır(ATP). Sitoplazmada bulunan bu organel hayatsal olaylar için gerekli enerjinin yüzde 95'ini sağlar.

Mitokondri genel özellikleri

Kendisi yuvarlak ya da elips gibidir. Yapı olarak kloroplast gibidir.İç ve dış olmak üzere iki zardan oluşur. Dış zar düz olarak oluşur. İç zar ise kıvrımlı yapıdan oluşur. Ayrılıp çoğalma özelliğine sahiptirler. Fakat bu enerji merkezi sadece oksijenli solunum yapan gelişmiş yapılı(ökaryotik hücrelerde) bulunur. Prokaryotlar oksijenli solunum yapamadığı için ve memeli alyuvarlarda bulunmazlar. Mitokondri zarında bulunan kıvrımlara krista adı verilir. Kristaların üzerinde enerji ham maddeleri bu enzimlerle reaksiyona girer ve sonuçta enerji molekülleri oluşur. Zarların arasını ve içini dolduran sıvıya ise matriks denir. 

Enerji ihtiyacı daha fazla olan hücrelerde sayısı daha fazladır. Bunlara örnek; karaciğer, kas, sinir verilebilir. Bir karaciğer hücresinin 1000-1600 kadar bulunmasına rağmen insan yumurta hücresinde yaklaşık olarak 300.000 tane mitokondri hücresi bulunur. Bitki hücreleri ise hayvansal kökenli hücrelere oranla daha az sayıda mitokondri hücresi içerirler. Hücre bölünmesi sırasında yavru hücrelere eşit miktarda dağılırlar. Kendi başlarına da çoğalabilme yetenekleri mevcut durumdadır.

Kendine ait DNA, RNA, ribozom ve ETS'si vardır. Kendine ait DNA'sı olmasına rağmen hücre DNA'sına bağımlıdır. Oksijenli solunum yaparak enerji üretmesinin yanında depolama görevi de vardır. Mitokondrinin dış zarında porin denilen taşıyıcı proteinler bulunur. Mitokondri içerisine girecek olan maddeler bu porinlerle alınırlar. Fakat iç zar dış zara göre daha seçici geçirgen yapıdadır. İç ve dış zar arasındaki bölgeye periferal adı verilir. İç zar üzerinde elementer partikül denilen yapılar vardır. Bu yapının iç zarla olan bağlantılı olan bir sap bölgesi ve buna bağlı baş bölgesi vardır. Baş bölgesinde ATP sentezi gerçekleştirildiğinden dolayı bu bölgeye ATPozom ismi verilmektedir.

Mitokondrinin kelime anlamı ise yunancadan gelmektedir. Mitos (iplik) ve khondrion (tane) sözcüklerinden türetilmiştir. Boyu ise 0,2-5 mikron arasında değişir. Dıştan kloroplast gibi olduğunu belirttiğimiz üzere şeklinin çeşitleri vardır. Oval yapıdan çubuğa kadar değişkenlik gösterebilirler. Mitokondri vücudumuzda oksijenli solunum yapan organellerdir.
]]>
Sönmemiş Kireç https://www.asit.gen.tr/sonmemis-kirec.html Tue, 16 Oct 2018 22:35:27 +0000 Sönmemiş kireç, Doğada bulunan en eski bağlayıcı kimyasallardan biri olan malzemedir. Kalsiyum oksit yada sönmemiş kireç geniş bir  yelpazede kullanım alanı bulunan bir çeşit kimyasal bileşiktir. Beyaz renkli aşındırıcı Sönmemiş kireç, Doğada bulunan en eski bağlayıcı kimyasallardan biri olan malzemedir. Kalsiyum oksit yada sönmemiş kireç geniş bir  yelpazede kullanım alanı bulunan bir çeşit kimyasal bileşiktir. Beyaz renkli aşındırıcı ve alkalik bir katıdır. Bilimsel adı kalsiyum oksidin olan maddenin halk dilindeki adına sönmemiş kireç denir. Sönmemiş kireç, kireç taşından elde edilir. Kireç taşı 900 derecenin üzerinde ısıtıldığında içerisindeki kalsiyum oksit ile karbondioksit birbirinden ayrışır. Yurdumuzda bu sönmemiş kireç taşı çoğunlukla kireç ocaklarında yakılır. Yerde yada bir yamaçta kazılmış büyük çukura sönmemiş kireç ve odun parçaları ile çalılar gevşek olarak yerleştirilir. Üzeri örtüldükten sonra Çalılar tutuşturularak ısının etkisi ile kireç taşı 900 derecenin üzerinde bozularak sönmemiş kirece dönüşür. Bu yöntem ile devamlı kireç elde etmek mümkün değildir. Her seferinde ocağı yeniden yıkıp yeniden kurmak gerekir. Sürekli ve ucuz kireç elde etmek için kireç fırınlarına benzer döner fırınlar kullanılır. Sönmemiş kireç su ile ısı meydana getirip. Birleşerek kalsiyum hidroksit oluşturur yani buna sönmüş kireç denir. Bu tepkime sonrasında sönmemiş kireç elde edilir. Sönmemiş kirecin ana kaynağı kalsiyum, karbonhidrattır. Hamur kireç ise sönmemiş kirecin su ile reaksiyonu neticesinde oluşan kalsiyum hidroksittir. Ülkemizde kireç ocakları kaynakları bulunmaktadır. Ülkemizin ihtiyacı olan kireç taşını kendi içinde temin edebilmektedir.

Sönmemiş kireç kullanım alanları, Kalsiyum oksit su tepkilmeye girdiğinde bu etkileşim çok şiddetli olur ve ısı açığa çıkar. Tepkime sonucunda suyu uzaklaştırıldığında sönmüş kireç ortaya çıkar. Sönmemiş kireç inşaat yapı malzemelerinde bağlayıcı madde olarak ve boyacılıkta katkı maddesi olarak kullanılır. Sönmemiş kireç suda ve havada sertleşerek katı hale geçtiğinden dolayı çimento sanayisinde önemli bir bileşen olarak kullanılmaktadır. Sönmüş kireç kaymak şeklindedir ve kullanıma hazırdır. Sönmemiş kireç ise su katılarak kullanılır. Sönmemiş kireç kullanım alanları olarak sanayiden inşaata geniş bir yelpazeye sahiptir. Sönmemiş kireç direk veya dolaylı olarak çeşitli endüstriyel ürünlerinde kullanılmaktadır. Ülkemizde sönmemiş kireç üretimi yaklaşık olarak ortalama 10 milyon ton kullanılır. Yoğun olarak kullanıldığı bazı sektörler ise şunlardır;
  • Yapı malzemeleri, İnşaat, harç ve sıva katkısı, otoklaf, gazbeton, kara yolları,
  • Çevre rehabilitasyonu,sucul içme arıtma, atık arıtma, çöp suyu arıtma, körfez göl ph dengelemek, atık çamurlarının kaplanması, dere ıslahı, gaz baca gazı, desülfürizasyonu, katı ortamlar,
  • Metalürji ve madencilik, demir çelik, demir dışı maden,
  • Kimya endüstrisi, Anorganik,organik,
  • Tarım, Gübreleme,
  • Diğer endüstriler, Gıda, cam, deri, refrakter, kağıt, PVC, lastik vs.
]]>
Perklorik Asit https://www.asit.gen.tr/perklorik-asit.html Wed, 17 Oct 2018 02:20:31 +0000 Perklorik asit, suda tam çözünebilen renksiz, sıvı halde olan bir klor oksoasididir. Formülü  HClO4'tür. Nitrik asit ya da Sülfürik asit ile kıyaslanabilecek kadar güçlü bir asit olan perklorik asit bir süper Perklorik asit, suda tam çözünebilen renksiz, sıvı halde olan bir klor oksoasididir. Formülü  HClO4'tür. Nitrik asit ya da Sülfürik asit ile kıyaslanabilecek kadar güçlü bir asit olan perklorik asit bir süper asittir. Ancak en güçlü asit sınıfı olan Brønsted-Lowry türü bir asit değildir (en güçlü asit HSbF6 yani floroantimonik asittir). Asidin pKa'sı−7'dir.

Sus katılmamış perklorik asit yağımsı bir sıvıdır. Hidratlardan bir seri oluşturur ve bir kaçı kristalografik şekilde tanımlanır. Karakteristik olan Dihidrat'tır ve katı, hidrojen bağlarıyla merkezlenmiş H2O ve H3O+ya bağlanan perklorat içerir. Suyla birazeotrop oluşturan perklorik asitin bu formu kararlıdır ve ticari olarak kullanıma uygundur. Higroskopik yani emici olan bu tür solüsyonlar açıkta bırakıldığında havadaki nemi çekip kendini seyreltir.

Perklorik Asit Hazırlanışı

Perklorik asit seyreltilmiş asit bir sodyum perklorat solüsyonunda yoğun sülfürik asit içinde damıtılarak elde edilir.

NaClO4 + H2SO4 → NaHSO4 + HClO4

Perklorik asit elde etmek için diğer bir metot ise baryum sülfatın çökelmesi için baryum perklorat ve seyreltik sülfürik asitin reaksiyona sokulmasıdır, bu işlemin sonucunda solüsyonda geriye sadece perklorik asit kalacaktır. Ayrıca amonyum perklorat ve nitrik asidin karıştırılması ile de perklorik asit elde edilebilir. Bu reaksiyondan diazot oksit ve perklorik asit açığa çıkar.

Güvenlik

Perklorik asit anhidros ve monohidrat olduğundan patlayıcı özelliği vardır, normal sıcaklıkta yavaş şekilde ayrışır. Laboratuvar Güvenliğinin El Kitabı olan CRC'ye göre perklorik asit son derece tehlikeli bir asittir. Gözler ve deri için aşındırıcıdır, temeas ederken azami ölçüde dikkat edilmesi gerekmektedir. Ayrıca ahşap ve kumaş bir malzemeyle temas ettiğinde patlayabilir ya da tutuşabilir. Çoğunlukla patlayıcı düzeneklerinde kullanılan perklorik asit tuzları güçlü oksitleyicilerdir.

]]>
Hidrojen Florür https://www.asit.gen.tr/hidrojen-florur.html Wed, 17 Oct 2018 15:21:06 +0000 Hidrojen Florür, (Hf) formüllü kimyasal bir bileşiktir. Bu kimyasal bileşik genel olarak renksiz olur. Hidroflorik asit gibi sulu çözelti şeklinde bulunur. Florun da başlıca sanayi kaynağıdır. Hidrojen florür Hidrojen Florür, (Hf) formüllü kimyasal bir bileşiktir. Bu kimyasal bileşik genel olarak renksiz olur. Hidroflorik asit gibi sulu çözelti şeklinde bulunur. Florun da başlıca sanayi kaynağıdır. Hidrojen florür su içinde kolay bir şekilde çözünür. İlaç ile polimer endüstrisinde kullanılan mühim bileşiklerin öncüsüdür. Kimyasal formülü HF ile gösterilen bu element, zayıf bir asit olmasına karşın, tesiri bakımından çok kuvvetlidir. Diğer hidrojen çeşidinden değişik olarak, hidrojen florür havadan daha hafiftir ve gözenekli maddelerde oldukça çok çabuk şekilde yayılır. Düşük sıcaklıkta moleküller asosiye olur, yani birbirine bağlanır. Oda sıcaklığının altında hemen Hidrojen florür kaynar. Diğer hidrojen halidler, çok daha düşük bir sıcaklıklarda kaynayabilir. İnsan bedenine değdiğinde acıya sebep olmasa da, deri tarafından emilerek vücut içinde kemiklerin erimesine sebep olabilir. Sanayi de çoğunlukla kalsiyum florür ve sülfürik asidin işlem görmesi ile elde edilir. Hidrojen florür petrokimya sanayinde yaygın bir şekilde kullanılır ve birçok süper asidin bir bileşenidir.

Hidrojen Florür Kullanım Alanları: hidrojen florür fazla sıcaklıkta, kararlı bir moleküldür. Bunlar hidrojen florür6, hidrojen florür7, hidrojen florür8 gibi grupları meydana getirir. Bu moleküller aralarında oluşan hidrojen köprüleri nedeniyle olur. Bunun tesiriyle hidrojen florür öbür halojenürlere göre kaynamakta daha geç kalır. Hidrojen florür, büyük miktarda organik florürlerin kazanılmasında ayrıca camın aşındırılması işi için çok fazla kullanılır. Camın asıl bileşimi silisyum dioksit (SİO2) florür asidi ile uçucu silisyum tetra florür meydana gelir. Ya da Elektronik alanında, endüstriyel tesislerin temizliği, metal yüzey işleme, alüminyum anodizasyonu, ahşap üretimi için koruyucu gibi kullanım alanı vardır.

Hidrojen Florür Özelliği: hidrojen florür sıvı (saf) halde iken elektriği iletmez. Lakin suda çözündüğü zaman iyonize olarak, elektriği iletebilme özelliği kazanır. Suyun içindeki çözeltisi Hidro florik asit veya florür asidi olarak adlandırılır. Teknik şekilde kullanılan hidro florik asit % 40 olur, konsantrasyon ise % 1,13 g/cm3 tür. Diğer bir türevi ise amonyum hidrojen florür  olan formülü NH4HF2 olan inorganik bir bileşiktir ve amonyaktan üretilir. Yine bu şekilde renksiz tuz bir yapısı vardır. Kristal bir yapısı olmakla birlikte, alkolde çözünürlüğü azdır, yoğunluğu 1.50 gr/cm3 dür

]]>
Ph Değeri https://www.asit.gen.tr/ph-degeri.html Thu, 18 Oct 2018 06:26:30 +0000 Ph Değeri; Bir maddenin asit veya alkali değerini anlamak için kullandığımız ölçüye pH denir. Vücudun pH değeri 5,5' tir. Kullanılacak vücut ürünlerinin pH değerinin de vücudun pH değeri ile uyumlu olması gereklidir.  Ph Değeri; Bir maddenin asit veya alkali değerini anlamak için kullandığımız ölçüye pH denir. Vücudun pH değeri 5,5' tir. Kullanılacak vücut ürünlerinin pH değerinin de vücudun pH değeri ile uyumlu olması gereklidir. 
Buna göre;
  • Nötr yada daha yüksek pH değerleri ciltte lipit üretimine engel olur. Bu da cildin koruma fonksiyonunu olumsuz yönde etkiler.
  • Nötr ve alkali ürünlerle yapılan kişisel bakım cildin asit örtüsünü rahatsız eder. Kuru ve hassas ciltlerde önceden var olan su kaybını arttırır.
  • Cilt bakım ürünlerinin nemlendirici etkileri pH 5,5 değerinde en üst seviyeye ulaşır.
  • pHı 5,5 olan ürünler cildin bariyer fonksiyonunu destekleyerek bakteriyel ve allerjen maddelerin cilde tutunmasına engel olur
  • Hastalık yapıcı mikroorganizmaların en zor üreyebildikleri pH değeri 5,5 dir. Bu nedenle pH 5,5 değere sahip ürünler bakteri ve mantarların ciltte tutunmasına engel olur, aynı zamanda antiseptik özellik taşırlar.
  • Sıcak, nemli ve alkali ortamlarda mikroorganizmalar kolayca ürerler. Ve bu mikroorganizmaların metabolizma artıkları kokuşarak ter kokusunu meydana getirir.Ortam pH sı 5,5 olduğunda mikroorganizmalar üreyemeyeceğinden ortamda oluşan ter kokmaz. Dolayısıyla Doğal Deodorizandır.  
  • Sağlıklı bir vücuttan ötürü uygun ve dengede bir pH değeri son derece önemlidir. Asit ve bazlar her biri serbest hidrojen ve hidroksil iyonlarına hakimdirler. Belli koşullarda ve belli bir çözeltide hidrojen ve hidroksil iyonlarının ilişkileri bağlı olduğu için, birini tespit etmek diğerini bilmek ile mümkündür. Bu anlamda, pH, tanımsal açıdan hidrojen iyonu aktivitesinin daha seçici bir ölçümü olsa da, hem alkalinlik hem de asitliğin bir ölçüsüdür. Logaritmik bir fonksiyon olması bakımından, pH değerindeki bir birimlik değişim hidrojen iyon derişimindeki on-katlık değişime karşılık gelir.
Ph Değeri Yararları Nelerdir;
Kanın pH derecesini daha sağlıklı tutabilmek için (7.35-7.45 arasında) bedenimiz çeşitli yöntemlere başvurmaktadır. Kimi mantar türleri ise vücudumuzda düşük pH derecesinde üremektedirler. Sedef ve egzama hastalığı gibi iltihaplı hastalıklar ise asitli ortamları sevmektedirler. Habis kanser hücreleri de anaerobik yani oksijensiz ortamda türemektedirler. Asit ortamını dengelemek adına yaşantımıza %75 oranda alkali oluşturan faydalı su ve yiyecekleri sokmak önem taşımaktadır. Bu sebepten dolayı kişiler daha kolay sakinleşmekte, duygusal iniş ve çıkışlar daha da dengelenebilmektedir. Aynı zamanda, vücuttaki ağrıları, sağlık sorunlarını en aza indirmek ve vücudun kendini iyileştirebileceği ortamlar oluşturmak için alkali oluşturan sağlıklı su ve yiyecekler kullanılması önemlidir.
Türk standardının baz alınmasına göre içme sularındaki pH değeri 4.5 ile 9.5 arasında olmalıdır. Yüksek pHlı  olan sular özellikle mide rahatsızlığı olanlara ve diyet yapanlara önerilmemektedir. Mide sorunu olanlarda ise asidite arttıkça, rahatsızlıklar da artmaktadır. Vücut, doğal bir şekilde kanın pH'ının sürekli 7.35-7.45 oranında kalmasına çalışmaktadır. 
Şişe sularının veya damacanalı suların hepsinin etiketinde pH değerinin yazılması zorunluluğu bulunmaktadır. İçtiğiniz suyun pHsını mutlaka kontrol etmeniz gerekmektedir.
]]>
Güldürücü Gaz https://www.asit.gen.tr/guldurucu-gaz.html Thu, 18 Oct 2018 12:36:58 +0000 Güldürücü Gaz; Kimyasal adı N2O'dur. 1800'lü yılların hemen başlarında özellikle de İngiltere'de oldukça yaygınlaşmıştır. İnsanlara son derece keyifli bir sarhoşluk duygusu vermiş olmasından dolayı herkes bu gazı soluma Güldürücü Gaz; Kimyasal adı N2O'dur. 1800'lü yılların hemen başlarında özellikle de İngiltere'de oldukça yaygınlaşmıştır. İnsanlara son derece keyifli bir sarhoşluk duygusu vermiş olmasından dolayı herkes bu gazı solumak için fırsat kollamaktaydı. Kullanan herkes gazın etkisini genellikle: umursamaz, gevşemiş, hafif uyuşmuş ve etrafında olanlara aldırış etmeyen hal olarak anlatmaktadır.

Bu güldürücü gaz maalesef ki neredeyse elli yıl boyunca sadece uyuşturucu olarak kullanılmıştır. Tiyatrolarda da insanlar bu gazı soluyup sendeleyişleriyle insanları güldürmekteler. Fakat 1846'dan hemen sonra anestezi amaçlı kullanılmaya başlanmasına karşın günümüzde gençler tarafından hala kötü amaçlı sebepler ile kullanılmaktadır. Bu gaz genel olarak Londra ve Paris sokaklarında yaygın halde kullanılmaktadır. Hatta yakın bir süre önce İngiltere'de sokaklarda her hafta birçok insanın binlerce kutu güldürücü gaza el koyulduğu açıklanmıştır. Lakin bu sarhoşluğa kendini kaptıranlardan biri ise bilim adamı Humphry Davy olmuştur. Aynı zamanda bu gazı araştırmak gibi de bir amaca sahipti.
Günümüzde güldürücü gaz kullanımı genellikle doğum ve diş hekimliği alanlarında yoğun olarak kullanılmaktadır. Bir anestetik olarak kullanılmakta olan güldürücü gaz, zehirli olduğu bilinmekte olan kloroformun ve patlayıcı olarak da kullanılabilen eter gazının da yerini almıştır.

Güldürücü gaz şuan ise ülkemizde çok yaygın olmamasına karşın bonzai gibi ucuz maddelere merak saran gençlerimizin N2O yu da keşfetmeden bir an önce gerekli bir takım önlemleri almamız gerekmektedir.
]]>
Kükürt Özellikleri https://www.asit.gen.tr/kukurt-ozellikleri.html Fri, 19 Oct 2018 00:00:11 +0000 Kükürt Özellikleri; Atom numarası Z=16, atom ağırlığı M=32,064 ve simgesi S olan ametal elementtir. Elementleri sınıflandırmasının bulunduğu çizelgede oksijen, selenyum, tellür ve polonyumun bulunduğu sütunda bulunur. Baş Kükürt Özellikleri; Atom numarası Z=16, atom ağırlığı M=32,064 ve simgesi S olan ametal elementtir. Elementleri sınıflandırmasının bulunduğu çizelgede oksijen, selenyum, tellür ve polonyumun bulunduğu sütunda bulunur. Başlıca -2, +4 ve +6 yükseltgenme derecelerini almaktadır.

Fiziksel Kükürt Özellikleri;
Normal koşullarda kükürt iletken olmayan diamagnetik.sarı bir katı olarak bilinmektedir. Halkalı olan molekül 8 atom içerir (siklooktakükürt S8)Van der Waals bağlarıyla bağlanmış olan halkalar, sekiz yüzlü billurlar (a denen kararlı biçim; ortorombik olan bu çeşidin özgül ağırlığı 2.070 kg/m3 tür ve karbonsülfür ile çözünmüş kükürtün buharlaşması ile elde edilir) veya prizma biçiminde billurlar (monoklinik p biçimi; özgül ağırlığı 1.960 kg/m3tür) halinde düzenlenmektedirler. Atmosfer basıncının altında. x halden (3 haline dönüşüm 95,6cta tersinirdir. 1 bar alt kısmında, p kükürt, 119cta ergir. fakat. aynı koşullarda.  kükürtün hızla ısıtılması, 112,8cta kükürte geçmeden önce sıvı kükürt verir. atmosfer basıncında, 160ca kadar sarı bir sıvıdır.< div>

Kimyasal Kükürt Özellikleri;
Olağan sıcaklıkta veya sıcakta, kükürt, iyot, bor, azot, değerli metaller (altın, platin, iridyum) ve havanın soygazları haricideki bütün elementlerle birleşirler. Yükseltgen veya indirgen rolü oynayabilmektedirler.. Kükürt, hidrojenle birleşim sağlayarak hidrojen sülfürü (H2S) verir. Bu madde ile doğada, özellikle de yanardağ kökenli bölgelerde karşılaşılmaktadır. (fümeroller, madensuyu kaynaklan). Bazı doğal gazlarda ise (Lacq) önemli oranda bulunmaktadır. (kokmuş yumurta kokusu yaratıcı özellikteler). Zehirli, renksiz ve kolayca sıvılaşabilen (1 bar altında -61Cta) bu gaz, suya oranla daha az İyonlaştırıcı çözücüdür. İndirgen rolü oynayabilir. Sulu çözeltisi, sülfidrik asit, hidrojenosülfürlerin(HS~) ve sülfürlerin (S2 ) oluşum sağlamasına neden olan aşırı zayıf bir diasittir. Ayrıca kükürtün birçok oksijenli bileşiği bulunmaktadır. 
]]>
Sodyum Hidroksit https://www.asit.gen.tr/sodyum-hidroksit.html Fri, 19 Oct 2018 03:44:21 +0000 Sodyum Hidroksit, Sodyum Hidroksit kimya birçok endüstride kullanılan önemli temel bir birleşiktir. Sodyum Hidroksit'in diğer adı kostik tir. Beyaz renkte olup nem çekici özelliği olan bir maddedir. Suda kolaylıkla çözülmektedir Sodyum Hidroksit, Sodyum Hidroksit kimya birçok endüstride kullanılan önemli temel bir birleşiktir. Sodyum Hidroksit'in diğer adı kostik tir. Beyaz renkte olup nem çekici özelliği olan bir maddedir. Suda kolaylıkla çözülmektedir. Yumuşak, kaygan ve sabun hissi veren bir yapıdadır. Sıvı ve katı halde bulunmaktadır. Herhangi bir kokusu da yoktur. Katı olanı payet, boncuk gibi şekillerde olurken sıvı olanı, sulu çözelti şeklinde bulunmaktadır.
Sodyum Hidroksit 1807 yılında İngiltere de Humphrey Day tarafından keşfedilmiş olup, keşfin nasıl gerçekleştiği tam olarak bilinmemektedir.

Sodyum Hidroksit özellikleri:
  • Kimyasal adı: Sodyum hidroksit.
  • Formülü: NaOH.
  • Moleküler ağırlığı:39.9971 g/mol.
  • Yoğunluk: 2.1 g/cm3
  • Renk:beyaz,berrak, katı sıvı.
  • Erime noktası: 318 derece.
  • Kaynama noktası: 1390 derece.
Sodyum Hidroksit kendiliğinde doğal bir şekilde meydana gelmez, fakat üretimi çok kolaydır. Basit sofra tuzunun elektrolizi sonucunda %50 lik bir çözelti şeklinde üretilmektedir. Klor gazı bu esnada ortaya çıkar. çözeltideki suyun buharlaşması sonucunda katı haldeki kostik elde edilir. 25 kg paketli ambalajlarda olarak ticareti yapılmaktadır. 

Sodyum hidroksitin kullanım alanları: 
Sodyum Hidroksit endüstride bir çok alanda kullanılmaktadır. Kağıt, boya, yapay ipek, deterjan sanayinde petrol rafinelerinde kullanılmaktadır. En büyük kullanım alanı kimyasal endüstridir, deterjan ve boya daha sonra kağıt sektöründe kullanılır. Alüminyum üretiminde de  kullanılır. 
Kağıt yapımında Sodyum hidroksit ve sülfit temel maddelerdir. Bu maddeler Kraft projesi esnasında serilöz fiberden lingini ayırmak için çözeltinin ana maddeleridir. Üretilen kahve rengi kağıdı beyazlaştırmak için Sodym hidrosit kullanılır. 

Sodyum hidroksit sabun yapımında ve petrol sanayinde biodizel üretiminde kullanılmaktadır. Meyve ve sebzelerin kimyasal yollarla soyma işleminde, çikolata ve kakao işlemede kullanılır. Ayrıca karamel ve meşrubat üretiminde kıvamlaştırmada kullanılmaktadır. Zeytinler Genel olarak sodyum hidroksit işlemine tutularak yumuşatılmak tadır. Sodyum Hidroksit temizleme malzemesi olarak kullanılır, en yaygın olanı lavabo açıcılarıdır. Güçlü yağ alma özelliği sayesinde paslanmaz çeliklerde kullanılır. Kanalizasyon atık su borularının temizliğinde kullanılır. Gres ve ağır yağları çözebilmektedir.  
Görüldüğü üzre hayatımızın her alanında kullandığımız bir çok eşyanın yapımında kullanılan Sodyum hidroksit, hayatımızda önemli bir yer etmiştir.       
]]>
Amonyak https://www.asit.gen.tr/amonyak.html Fri, 19 Oct 2018 15:29:48 +0000 Amonyak: (NH3), Sanayide en fazla azotlu gübreler ve nitrik asidin üretiminde ilk maddesi olarak kullanılır. Laboratuarlarda zayıf baz ve birçok kimyasal maddenin elde edilmesi içinde kullanılır. Amonyak bilhassa nitrik Amonyak: (NH3), Sanayide en fazla azotlu gübreler ve nitrik asidin üretiminde ilk maddesi olarak kullanılır. Laboratuarlarda zayıf baz ve birçok kimyasal maddenin elde edilmesi içinde kullanılır. Amonyak bilhassa nitrik asit ile amonyum tuzlarının imalı, üre, boya, ilaç ve plastik benzeri organik madde üretiminde kullanılır. Amonyak gazı normal ısıda basınç uygulandığı zaman kolayca sıvılaşır, meydana çıkan bu sıvının buharlaşma ısısı ise yüksektir (327 kcal/g), bunun için endüstride soğutucu olarak kullanılır.

Özelliği; renksiz, kendine özgü keskin kokusu olup ayrıca zehirli ve aşındırıcıdır. Oda sıcaklığında gaz halindedir ve düşük sıcaklıklarda alevlenme özelliği taşır. Kimyasal olarak bazik' tir. Normal ısıda, basınç altında kolay bir şekilde sıvılaşır. Amonyak Kullanım Alanları: Gübre Sanayi, Nitrik asit üretimi, ilk başlangıç maddesi olarak endüstriyel soğutma sistemleri ile soğutma gayesiyle kimya sanayinde ilaç, boya, naylon, tuz ve plastik üretim malzemelerin ısıl işlemlerinde hidrojen ve azot kaynağı olarak, Gaz Nitrür işlemi için ise parça yüzeylerine azot emdirme gayesiyle kullanılır.

Amonyak formulü NH3 olan; azot atomu ile hidrojen atomundan meydana gelen renksiz, keskin ve hoş olmayan bir kokuya sahip, gaz bileşiğinden meydana gelir. OH- iyonu bulunmadığı halde zayıf baz özelliği gösterir. Gazlaşma gizli ısısı çok yüksek olduğu için sanayi tesislerinde soğutucu madde olarak kullanılır. 17,0304 g/mol molekül ağırlığı, 1 Atmosfer basınç ta kaynama noktası -33.34 °C (239.81 K). -78 derecede donması nedeniyle oda ısısında gaz şeklinde bulunur. Bileşikteki N atomu sp3 hibritleşme yapmıştır. Bağ yapmamış bir çift elektronu olduğu için, molekül şekli üçgen piramittir. Bundan dolayı polar bir moleküldür. Molekülleri polar olmasından dolayı, su içinde yüksek oranda çözülmektedir.

Amonyak İsminin kökeni eski mısıra kadar dayanır. Amon tapınağını ısıtmak için kullanılan deve tezeğinden çıkan gazlardan, tapınak duvarlarında, tavanında sofra tuzuna benzer, beyaz kristaller halindeki amonyum klorür yani nişadır birikmiştir. Bu oluşuma da o devirlerde "Amonun Tuzu" diye söylenirmiş.

Amonyak, ilaç, boya, gübre, parfüm gibi maddelerin sentezlenmesi olayında ilk basamak olarak kullanılır. Amonyak ayrıca temizlik maddelerinin içerisinde de kullanılır. Amonyak canlılar için çok zehirli bir maddedir, kullanırken dikkat çok fazla etmek gerekir.

Amonyak kovalent bağlı bileşiktir. Ametal ve Ametal bağıdır. Molekülleri polar olduğu için su içinde yüksek oranda çözülmektedir. Amonyak molekülü kendi arasında olduğu gibi, su molekülleri ile de zayıf hidrojen bağı oluşturmaktadır. Bu nedenden suda çok fazla çözünür. 1 atmosfer basınçta ve 0 derecede 1 litre su içinde 1300 litre, 20 derece ısıda ise 700 litre amonyak çözülmektedir. Oda koşulları altında doymuş amonyak çözeltisi %34’ lük olup, yoğunluğu 0,88 g/ml dir.

Piyasada amonyak adı altında bulunan ve satılan bu maddeler amonyağın sulu çözeltisi olan amonyum hidroksittir.

Temizlik malzemeleri ile gübre ve patlayıcı yapımında kullanılır.

Amonyak Fiziksel Ve Kimyasal Özellikler:

  • Donma noktası: -72 oC (%30 NH4OH)
  • Kaynama noktası: 28 oC (%30 NH4OH)
  • Su içindeki çözünürlük: sonsuz.
  • Özgül Ağırlık: 0,906 gr/cm3 (+20 oC de)
  • Görünüş ve kokusu: Berrak, renksiz, keskin ve boğucu kokusu vardır.
  • Buhar Basıncı: 73 kPa (%30 NH4OH 20 oC de)

Ürün Özellikleri:

  • Saf Amonyak: % 99,9 Saflık
  • Sıvı Amonyak (Sulu Çözelti)
  • Sulu Çözelti Ağırlık: 20° C, %25
  • Sulu Çözelti Yoğunluk: 20° C, 0,903 gr/cm3

]]>
Zaç Yağı https://www.asit.gen.tr/zac-yagi.html Sat, 20 Oct 2018 00:15:23 +0000 Zaç yağı, Diğer adı sülfirik asit olan zaç yağı, sanayide çokça kullanılan çok kuvvetli bir mineral asittir. Formülü H2SO4 tür. Yağ kıvamında olan renksiz şeffaf bir sıvıdır. Bu saf asidin yoğunluğu 25 der Zaç yağı, Diğer adı sülfirik asit olan zaç yağı, sanayide çokça kullanılan çok kuvvetli bir mineral asittir. Formülü H2SO4 tür. Yağ kıvamında olan renksiz şeffaf bir sıvıdır. Bu saf asidin yoğunluğu 25 derecelik bir ısıda 1.834 olup 10.5 derecede donmaktadır. 318 derecede de kaynamaktadır. Su ile karıştırıldığında büyük bir ısı açığa çıkar. Tehlikeli sıçramalar olabileceğinden su il karışım sırasında suyu aside değil de asidi yavaş yavaş suya katmak gerekir. Bu asit tehlikeli bir madde olduğundan dolayı vücutla temas etmemesi gerekir. Eğer temas olmuşsa 5 dakika boyunca soğuk suya yıkanıp derhal yanık tedavisi uygulanması gerekir.

Zaç Yağı üretimi, 2 ticari yolla olmaktadır.

  • Kontak usulü
  • Kurşun odalar usulü

Kontak usul de sülfürlerin havada yakılması sureti ile kükürtdioksit (SO2) oluşur. Bu da platinli amyant gibi katalizatörler eliğinde oksijen ile reaksiyona sokularak kükürt triokside(S03) dönüşür. Kükürt trioksidin su ile olan reaksiyonucu sonucunda sülfirik asit elde edilir.

Kurşun odalar usulünde ise, kükürt dioksit(SO2) su ile birlikte nitrik asitle yükseltilir ve bu reaksiyon kurşun odalarda gerçekleştirilir.

Sülfirik asit üretimi diğer kimyasallara göre daha fazladır. Bir ülkedeki sülfirik asit üretimi o ülkenin kimya endüstrisinde hangi seviyede olduğunun göstergesidir.

Zaç Yağı nerelerde kullanılır

Sülfirik asit nerdeyse her türlü endüstri sahasında kullanılmaktadır. Selafon, rayon, deterjan üretimi, hidroklorik asit, nitrik asit, borik asit, hidrojen florür, alkol, kauçuk, böcek öldürücü ilaçlar, gübre üretimi gibi alanlar başlıca üretim yerleridir. Ainasyonunyrıca petro rafinasyonun dada büyük ölçüde kullanılmaktadır.

]]>
Kuvvetli Bazlar https://www.asit.gen.tr/kuvvetli-bazlar.html Sat, 20 Oct 2018 09:37:24 +0000 Kuvvetli bazlar, en az asitler kadar zararlıdır. Kuvvetli bazların kullanımı temizlik sektöründe çok fazladır. Bazlar sulu çözeltilerinde hidroksit iyonu bulundurur. Ortaokulda lisede ve üniversitelerde eğitimi verilen derslerde Kuvvetli bazlar, en az asitler kadar zararlıdır. Kuvvetli bazların kullanımı temizlik sektöründe çok fazladır. Bazlar sulu çözeltilerinde hidroksit iyonu bulundurur. Ortaokulda lisede ve üniversitelerde eğitimi verilen derslerde kuvvetli bazlar likenden yapılan turnusol kağıdı ile belirlenir. Bazlar kaygandır ve acı bir tadı vardır. Bazıları zehirli olan kuvvetli bazların tadına bakmak son derece tehlikelidir. Kuvvetli bazların PH değeri 7'den büyüktür. PH değeri 14'e yaklaştıkça bazın kuvvetlilik derecesi artar ve kuvvetli baz elde edilmiş olur. Amonyak kuvvetli bazlardan biridir.

Kuvvetli Bazlar Kullanım Alanları
Kuvvetli bazlar tuz ve su oluşumu için asitlerle tepkimeye girer. Kuvvetli balar sabun ve arap sabunu yapımında kullanılmaktadır. Sabunun gözümüze kaçtığında yanmasının sebebi yapısının bazik olmasından dolayıdır. Bazlar suda zor köpürür. Bazlar diş macunu ve şampuanlarında içeriğinde mevcuttur. Yemek sodası yani halk arasında kabartma tozu olarak bilinen maddenin yapısı ve kireç suyunun içeriği de bazik özelliğe sahiptir. 

Kuvvetli Bazlar Nelerdir
Kuvvetli bazları ayrıntılı olarak sıralamak çok fazla olduğundan dolayı her ne kadar mümkün olmasa da genel olarak ve en çok kullanılan kuvvetli bazları bilmekte fayda var. Kuvvetli bazlar hakkında kimya veya temizlik sektöründe çalışmıyorsanız çok kapsamlı bilgi yerine sadece bilinmesi gerekenleri bilmekte fayda var. Alüminyum hidroksit kozmetik ürünlerinde özellikle de yüksek basınçla sıkıştırılmış deodorantlarda bulunan kuvvetli bir bazdır. Sodyum hidroksit, Potasyum hidroksit ise evlerin vazgeçilmezi sabun veya arap sabunu yapımında kullanılır. Kalsiyum hidroksit ise inşaat sektöründe harç ve sıva yapımında kullanılan bazik özelliğe sahip bir maddedir.

Çoğu ev hanımının kullandığı temizlik malzemeleri kuvvetli bazlardır. Kuvvetli bazların deri ile teması sonucunda deride yaralar, kabarmalar veya kurumalar oluşabilir. Deri hastalığı bulunan veya cildi son derece hassas olan kişilerin bu konuda daha da dikkatli olması gerekmektedir. Kuvvetli bazlar veya kuvvetli asitler kullanılacağı zaman eli mutlaka muhafaza eden eldiven ve benzeri malzemeler kullanılarak önlem alınmalıdır. Kuvvetli bazlardan oluşan temizlik malzemelerinin çocukların ulaşamayacağı yerde saklanması sağlık açısından çok önemlidir. Bazik özelliğe sahip olan hangi kimyasal olursa olsun koklanmamalı ve nefes alıp verme aşamasında dikkatli olunmalıdır. Kuvvetli bazların kokusu bıraktığı etki ciddi hasarlara yol açabilmektedir. 
]]>
Kostik https://www.asit.gen.tr/kostik.html Sat, 20 Oct 2018 11:05:08 +0000 Kostik: Sodyum hidroksit çekebilen beyaz renkli bir maddedir. NaOH Formülü ile  gösterilmektedir. Yumuşak ve kaygan, sabunlu su hissi veren, suda kolaylıkla bir çözelti oluşturur. İnsan dokusuna kaşındırıcı etkisi vardır. Kostik: Sodyum hidroksit çekebilen beyaz renkli bir maddedir. NaOH Formülü ile  gösterilmektedir. Yumuşak ve kaygan, sabunlu su hissi veren, suda kolaylıkla bir çözelti oluşturur. İnsan dokusuna kaşındırıcı etkisi vardır. Kostik soda ya da sudkostik de denilir. Laboratuvarda ise asidik gazları yakalamak için kullanılır. Endüstriyel olarak birçok malzemenin yapımı ile birlikte yapay sabun, yapay ipek, deterjan endüstrisinde ve petrol rafinerilerinde kullanılmaktadır. Kostik bazdır. Su ile birleştiğinde 5 dakika içerisinde sıcaklığı 50 santigrad dereceye çıkararak ortalama 15 dakika sıcak kalır. Sodyum hidroksit kostik soda olarak da bilinir. Sanayi dallarında oldukça kullanımı yaygındır. Bunların başlıcaları tekstil üretiminde kağıt ve kağıt hamurundan güçlü bir kimyasal baz olarak içme suyunda ve drenaj temizlemede ile sabun deterjanlarında kullanılır. En çok kostik üretimi dünyada 1998 yılında 45.000.000 ton olarak bilinir. Sodyum hidroksit kimya alanında temel madde olarak bilinir. Kostik saf beyaz katı bir maddedir ve pul granül şeklinde mevcuttur. Kostik çözeltisi sarı kumaş üzerinde leke bırakır. Piyasada üç şekilde satılır. Bunlar;payet kostik, boncuk kostik ve sud kostiktir. Sud kostik sıvı halde bulunur. Payet kostiğin su ile karışımından oluşur. Dökme şeklinde tankerlerle satışı yapılır. Payet kostik granül olarak bulunur.

Kostik geçmişten günümüze kullanımı nasıldır

Eski Mısırlılar döneminde kostik sabun yapımında kullanılıyordu. Daha sonra sodyum karbonat kostik oluşturuldu. İlerleyen dönemlerde amonyak olarak kullanıldı. Günümüzde teknolojinin gelişmesiyle birlikte elektroliz yöntemi devreye girerek kostik üretilmeye başlandı. Kostik soda eskiden sodyum karbonattan üretildi. Kostik yoğun tuzlu su eriği sırasıyla birçok elektroliz yönteminden geçirilir. Pillerin çeperleri çevresinde karbon çubukları bulunurdu. Bunlar anot işi görmektedir. Pillerin dibinde ise katot işi gören sıvı cıva bulunmaktadır. Sodyum klorür pillerden geçerek ayrılırdı. Yani bu bileşikleri ayırırdı. Civa katotta ise sodyum metali malgama adı verilen bir alaşımı oluştururdu. Serbest hale gelen klor alınıp silindirle içerisinde sıkıştırılarak başka kimyasallarla kullanılarak saklanırdı. Sodyum cıva malgaması suyla temizlenir. Kostik soda ile sodyum metali suyla işlemi girince oluşurdu. Bu işlem sonucunda Arı cıva kalır. Bu cıva ise yeniden aynı işlem de kullanılabilir. Civanın yoğunlaşması ise eriyik buharlaşması yoluyla elde edilir.

Kostiğin risk faktörleri var mıdır

  • Kaçınılması gereken durumlar ısı ve havadır. Kostiğin muhafaza edilebilmesi ise havanın nem ve karbondioksit hızla absorbe ederek karbonat oluşumu nedeniyle kapalı kaplarda saklanmalıdır. Kostiğin bulaşmaması gereken materyaller su, kuvvetli asitler, yanıcı maddeler, metaller ve ısıdır.
  • Kostiğin yutulması halinde kalp damarlarında çökme ve koma hali gibi tehlikeli durumlar olabilir.
  • Ağız, mide yanıkları, boğaz, bulantı, kusma, mide ve bağırsak sisteminde delinmeler Hatta yanmalar oluşabilir.
  • Bu durumda derhal doktor çağrılması, bilinci yerinde ise kusmasına engel olarak bol bol su verilmeli ardından meyve suyu ya da suyla karıştırılmış yumurtanın beyazı verilmelidir.
  • Solunum sisteminde tahriş ve yanıklara neden olur. Bu durumda derhal havayı temizlemeli, suni solunum yapılmalı ve soluk alma güçlüğü oluşursa oksijen verilmelidir.

]]>
Sodyum https://www.asit.gen.tr/sodyum.html Sun, 21 Oct 2018 10:35:00 +0000 Sodyum; vücuttaki suyun dengesini ayarlayan bir mineraldir. Sinir sistemi ve kas hareketleri için oldukça önemlidir. Sodyum hücre duvarından geçerek vücuttaki hücrelerin beslenebilmesi sağlar.Sodyum eksikliğin Sodyum; vücuttaki suyun dengesini ayarlayan bir mineraldir. Sinir sistemi ve kas hareketleri için oldukça önemlidir. Sodyum hücre duvarından geçerek vücuttaki hücrelerin beslenebilmesi sağlar.

Sodyum eksikliğinde neler görülebilir:
  • Halsizlik
  • Yorgunluk
  • Konsantrasyon sorunu
  • Güçsüzlük
  • Baş dönmesi
  • Tansiyon düşmesi
  • Kramplar
  • Mide bulantısı
  • Hafızanın gerilemesi
Vücutta tuz kaybına neden olabilecek terleme, ishal, böbrek rahatsızlıkları veya az tuz tüketerek az su içme gibi durumlar, vücuttaki sodyum eksikliğine yol açmaktadır.

Sodyum Mineralinin Vücuda Faydaları:
  • Sinir ve vücuttaki kas fonksiyonlarının düzenli çalışmasına yardımcı olur.
  • Vücuttaki su dengesini korur.
  • Kandaki pH değerinin korunmasını sağlar.
  • Besinlerin hücre zarından geçişini sağlar.
  • Yüksek kan basıncına katkıda bulunur.
  • Kalp kaslarının çalışmasında görevlidir.
Günlük sodyum ihtiyacı:

Yetişkin olan bir bireyde günlük sodyum ihtiyacı 2-3 gram arasıdır. Bu miktar 5 gram sofra tuzundan temin edilebilir. Bu nedenle sodyum ihtiyacı oldukça kolay karşılanmaktadır. İshal, aşırı terleme gibi vücudun su ve mineralin azaldığı durumlarda veya hamile olunması halinde sodyum ihtiyacı artmaktadır. Anne sütünde yeterli miktarda sodyum bulunduğu için yeni doğmuş bebeklere bir yaşına kadar tuz veya tuzlu besinler yedirilmemelidir. Ayrıca yüksek tansiyon hastası olan insanlarda sodyum ihtiyacı normal bir insana göre daha az olmaktadır.

Sodyumun yan etkileri:
  • Sodyumun fazlası terleme veya idrar yoluyla vücuttan atılmaktadır. Yine de vücuttaki fazla sodyumun zararları arasında;
  • Potasyum kaybı
  • Yüksek tansiyon
  • Vücutta ödem oluşumu ve su tutulması gösterilebilir.
Vücutta sodyum artışına neden olarak fazla az su tüketimi veya tuz tüketimi gibi durumlar gösterilebilir. Bunun dışında aşırı sıvı kaybı da kandaki sodyum oranının artmasına sebep olmaktadır. Buna benzer durumlarda sodyum fazlalığında vücuda potasyum takviyesi yapılmalı, potasyum kaybının önüne geçilmelidir.

Sodyum minerali bulunan besinler:
  • Sofra tuzu
  • Sucuk
  • Kuşburnu
  • Zeytin
  • Peynir
  • Kereviz
  • Tuzlu çerezler
  • Cipsler
  • Maden suları
  • Fındık
  • Lahana
  • Havuç
  • Konserve
]]>
Bileşikler https://www.asit.gen.tr/bilesikler.html Sun, 21 Oct 2018 16:26:08 +0000 Bileşikler, iki ya da daha fazla cinste atomun bir araya gelerek oluşturdukları saf maddeye denir. Diğer bir tanımıyla bileşikler, birden fazla elementin belirli oranlarda kimyasal yollarla bir araya gelerek, kendi özelliklerini kaybed Bileşikler, iki ya da daha fazla cinste atomun bir araya gelerek oluşturdukları saf maddeye denir. Diğer bir tanımıyla bileşikler, birden fazla elementin belirli oranlarda kimyasal yollarla bir araya gelerek, kendi özelliklerini kaybedip, yeni oluşturdukları saf maddelere denir. Bileşikler genel itibariyle formüllerle ifade edilir. Bileşiğin formülüne bakıldığında o bileşiği oluşturan atomların cinsini ve birbirleriyle birleşme oranını görmek mümkündür. Bilindiği üzere 92 tanesi doğada olmak üzere 117 tane element vardır. Bu elementlerin farklı sayı ve şekillerde birbiriyle birleşebildiklerini düşünecek olursak farklı kimyasal özelliklere sahip milyonlarca bileşik vardır.

Bileşikler özellikleri nelerdir
  • Bileşikler kendilerini oluşturan elementlerin özelliklerini göstermezler, onlardan tamamen farklı yeni, saf bir maddeye dönüşürler.
  • Bileşiği oluşturan elementler birbirleriyle belirli oranlarda birleşir ve kendi özelliklerini kaybederler.
  • Bileşikler meydana gelirken enerji alışverişi olur.
  • Bileşikler kimyasal tepkimelerle bir araya gelirler ve yine kimyasal tepkimeler sonucunda ayrılırlar.
  • En küçük yapı birimleri moleküllerdir.
  • Bileşiklerin öz kütleleri, erime ve kaynama noktaları sabittir.
  • Bileşikler saf ve homojen maddelerdir.
Bileşiklerin sınıflandırılması 2 şekilde olur. Bunlar; inorganik ve organik bileşiklerdir.

İnorganik bileşikler, çoğunlukla iyonlardan oluşurlar. Canlılar yaşamlarının devamlılığını sürdürebilmek için gerekli olan bazı bileşikleri kendileri oluşturamadıkları için dışarıdan hazır olarak alırlar. Bunlara inorganik bileşikler adı verilir. Bu bileşikler; su, mineral, asit-baz ve tuzlar olarak söylenebilir.

Asitler, suda çözündüklerinde H+ iyonu verebilen bileşiklerdir. Yani +OH iyonu ile tepkimeye girerler. Çok kuvvetli asitler olduğu gibi günlük hayatta kullandığımız hatta yiyecek olarak tükettiğimiz asitler de bulunur. Asit çözeltileri elektriği iletebilirler, turnusol kağıdını kırmızı renge boyarlar, ekşi bir tadı vardır. Bazlarla tepkimeye girerek su ve tuzları oluştururlar.
Bazlar, çözündüklerinde +OH iyonu verebilen bileşiklerdir. H+ iyonlarıyla tepkimeye girerler. Su ile iyi bir çözünme sağlarlar. Turnusol kağıdını maviye boyarlar. Acı bir tadları vardır. Cilde kayganlık hissi verirler.  Asitlerle tepkimeye girerek su ve tuz oluştururlar.
Tuzlar, asit ve bazların nötrleşme tepkimelerinden çıkan üründür. Neredeyse tamamı katı formda bulunur. Kendi aralarında sınıflara ayrılırlar. Bunlar; asidik tuz, bazik tuz, nötr tuz ve çift tuz
Oksitler, O2 haricindeki oksijenin, iki ayrı türde atom barındıran tüm bileşiklerine verilen addır. Bunlar da kendi aralarında sınıflandırılırlar; asidik oksit, bazik oksit, nötr oksit, anfoter oksit, peroksit

İnorganik bileşiklerin genel özellikleri;
  • Hücrenin yapısına katılırlar.
  • Düzenleyici görevi görürler.
  • Yıpranan dokuların onarımını sağlarlar.
  • Sindirme uğramazlar hücre zarından direk geçerler.
  • Hücre tarafından üretilmezler, dışarıdan hazır olarak alınırlar.
  • Enerji verme özellikleri yoktur.   

Organik bileşikler,
karbon bileşikler olarak da bilinirler. Bu bileşiklerde elementleri bir arada tutan güç ortaklaşa kullanılan elektronlardır. Su ile çözünmelerinde iyon oluşturmazlar. Organik bileşenler kararsız yapıya sahiptirler. 

Karbonhidratlar, yapılarında oksijen, hidrojen ve karbon atomunu bulunduran en basit organik bileşiklerdir. Enerji verici olarak kullanılırlar. Nükleik asit ve ATP nin yapısına katılırlar. Canlılarda hücre zarının ve hücre duvarının yapısını oluşturlar. Kendi aralarında 3'e ayrılırlar; monosakkaritler, disakkaritler ve polisakkaritler.
Lipitler, yapılarında karbon, hidrojen ve oksijen atomu yanında bazılarında azot]]> Bazik https://www.asit.gen.tr/bazik.html Sun, 21 Oct 2018 17:46:11 +0000 Bazik, özelliğe sahip olan birçok kimyasal madde bulunmaktadır. Bazik özellik sulu çözeltilerde hidroksit iyonu bulunduran maddelerdir. Bazik maddeler de baz özelliği gösterir. Bazik maddelerin tadı acıdır. Günümüzde evde ya da Bazik, özelliğe sahip olan birçok kimyasal madde bulunmaktadır. Bazik özellik sulu çözeltilerde hidroksit iyonu bulunduran maddelerdir. Bazik maddeler de baz özelliği gösterir. Bazik maddelerin tadı acıdır. Günümüzde evde ya da banyoda kullandığımız birçok kimyasal içerikli temizlik malzemeleri bazik özellik gösterir. Bazik maddeler deriyle temas ettiğinde ciddi hasarlara yol açabilir. Bir maddenin bazik özellikte olduğunu anlamak için turnusol kağıdı kullanılabilir. Bazik yapıdaki maddeler turnusol kağıdını mavi renge dönüştürür. Ele kayganlık hissi verir. Evde kullandığımız sabunlar, kişisel bakım malzemeleri deodorant, inşaat sektöründe kullanılan sıva-harç gibi malzemeler bazik özelliktedir. Evlerimizin vazgeçilmezi haline gelen çamaşır suyuda bazik özelliktedir. 

Yağ ve kireç sökücülerde, diş macunlarında ve şampuanlarda da bazik maddeler olduğu için tatları acıdır. Bazik özelliğe sahip bazı besinler bulunmaktadır. Kuvvetli bazlar zehirleyici olduğu için tüketilmesi söz konusu değildir. Fakat bazı bazik özellikteki maddelere insan vücudunun ihtiyacı vardır. Yeteri miktarda baz bulunan meyve ve sebzelerin tüketilmesi sağlık açısından olumsuz sonuçlar meydana getirmez. Aynı zamanda asili yiyeceklerde vardır. Asitli yapay içeceklerin tüketilmesi sağlığa zararlıdır. Fakat içeriğinde asit bulunan yoğurt, limon, zeytinyağı, sirke, aspirin, tereyağı ve elma gibi besinlerin tüketilmesi gerekmektedir. İçeriğinde asit bulunan her şey tüketilemez. Örneğin kezzap kuvvetli bir asittir. Deriyle temasında 1. dereceden yanıklara yol açar. Asitlerde bazik özellikteki maddeler kadar tehlikeli olabilmektedir. 

Bazik özelliğe sahip olan malzemelerin çocukların göremeyeceği, yetişemeyeceği yerlerde saklanması gerekmektedir. Bazik malzemeler kullanılırken yakından nefes alınmamalıdır. Nefes yoluyla nefes borunuzu ve akciğerlerinizi yakabilir. Bazik malzemelerin temizlik esnasında kuvvetli asitlerle karıştırılması ve bu havanın gerek deri temasıyla gerek nefes yoluyla vücuda alınması zehirlenmelere yol açmaktadır. Çamaşır suyunu tuz ruhuyla karıştırmak bu duruma örnek olarak verilebilir. Nefes darlığı problemi yaşayan veya akciğer hastalıkları olan kişilerin mümkün olduğunda bu maddelerden uzak durmaları gerekmektedir.
]]>
Magnezyum Hidroksit https://www.asit.gen.tr/magnezyum-hidroksit.html Mon, 22 Oct 2018 00:14:36 +0000 Magnezyum hidroksit; magnezyum elementinin elde edilmesi amacıyla kullanılan bir cevherdir. Kimyasal formülü (Mg(OH)2)'dir. Toprak alkali metalleri arasında bulunan magnezyum ve hidroksit iyonu sentezlenerek ortaya çıkarılan reaksiy Magnezyum hidroksit; magnezyum elementinin elde edilmesi amacıyla kullanılan bir cevherdir. Kimyasal formülü (Mg(OH)2)'dir. Toprak alkali metalleri arasında bulunan magnezyum ve hidroksit iyonu sentezlenerek ortaya çıkarılan reaksiyon sonucu oluşur. Çok kuvvetli bir baz olan bu maden kimyagerlerin oldukça sık kullandığı kuvvetli bazlardan biridir. 

Genel Özellikleri

Suda tamamen çözünen magnezyum hidroksitin iyonlaşma oranı ise %99,87'dir. İyonlaşma ve titrasyonlarda iki değerli olması da bilinen başka bir özelliğidir. Bu cevherin sentez reaksiyonu dışında magnezyum metalinin hidritasyon ile yükseltgenmesi neticesi ile de elde edilebildiği bilinmektedir. Ancak bu yöntemle tepkime veriminin daha düşük olması ve reaksiyon sırasında şiddetli hidrojen gazı çıkması nedeni ile bilim adamları magnezyum hidroksit elde etmek için genellikle sentezleme yöntemini tercih etmektedirler.

Kullanım Alanları

Bu madde suda magnezya sütü olarak bilinen bir süspansiyon oluşturur. Bu süspansiyon ise müshil ya da bir antiasit olarak sağlık uygulamalarında kullanılmaktadır. Ayrıca bu süspansiyon güçlü bir alkali olduğundan çeşitli alanlarda asit düzenleyici olarak da karşımıza çıkar. Bunların yanı sıra gıda sektöründe peynir üretimi sırasında rennet arttırıcı olarak ve konserve üretim aşamaları sırasında sebzelerin rengini korumak için stabilizör olarak da kullanılır.

Güvenlik Önlemleri

Magnezyum hidroksit ile oluşturulan yüksek konsantrasyonlu çözelti deri ile temas ettiğinde yanma, kızarıklık ve kaşıntı gibi belirtiler ortaya çıkar. Bu nedenle magnezyum hidroksitle temas eden kişilerin kişilerin acilen sağlık kuruluşlarına başvurması gereklidir. Yutulması halinde mide ve yemek borusunda şiddetli kanamalara neden olacaktır. 

Maddenin bu etkilerinin yanı sıra seyreltik çözeltisi de aynı şekilde sindirim sistemi, mide ve yemek borusunda kanamalara sebep oldurken, derişik çözeltisi de yine kusma, karın ağrısı, mide kanaması, şiddetli kramplar ve ses tellerinde hasar gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu gibi vakalarda acil müdahale edilmemesi durumunda büyük hayati tehlikeler ortaya çıkabilir.
]]>
Benzoil Peroksit https://www.asit.gen.tr/benzoil-peroksit.html Mon, 22 Oct 2018 09:57:34 +0000 Benzoil peroksit, çok çeşitli topikal preparatlarda kullanılan akne ve mantar enfeksiyonlarının tedavisinde etkili bir antiseptik kremdir. yüzeyde bulunan yağ bezelerinin tıkalı olan kanallarını açarak ciltte oluşan akne ve sivi Benzoil peroksit, çok çeşitli topikal preparatlarda kullanılan akne ve mantar enfeksiyonlarının tedavisinde etkili bir antiseptik kremdir. yüzeyde bulunan yağ bezelerinin tıkalı olan kanallarını açarak ciltte oluşan akne ve sivilcelerin iyileşmesinde çok önemli yarar sağlayan bir organik birleşiktir. Benzoil peroksit, akne ve sivilce tedavisinde  çok öncelerden ve çok sık kullanılan kremdir. Bu kadar sık kullanılmasının ve herkes tarafından bilinmesinin en önemli nedeni, cilt üzerinde bulunan her vakada etkili ve kalıcı tedavi etmesinden kaynaklanmaktadır. Cilt üzerinde bulunan, siyah nokta, beyaz nokta, kızarık şişlik ve nodül halli sivilceler, Benzoil peroksit kremi doğru ve düzenli kullanılması halinde, iltihaplı sivilcelerin kaybolduğunu, cilt yağlarının azaldığını, siyah noktaların kaybolduğunu göreceksiniz. 

Benzoil peroksit cilde etkisi ve özelikleri, 
Ciltteki akne ve sivilceler tedavisinde kullanılan bu krem, cilt yüzeyinde oksijen ve benzoik asit oluşturur. 

Bakterist ve Antimikrobik özelliği,  
Benzoil peroksit cilde sürüldüğünde reaksiyona uğrar serbest oksijen ortaya çıkararak cilt gözeneklerin oksijene doymasını sağlar. Bu ciltteki oksijen fazlası sivilce ve iltihaplanmaya neden olan propionibacteria acnes yok olmasını sağlar. Bu krem sivilce ve bakterilerin azalmasını değil, tamamen ortadan kaldırmasını sağlar. 

Temizleyici özelliği, 
Oluşturduğu benzoik asit sivilce tedavisinden sonra ciltte oluşan ölü hücrelerin ve yağ atıklarının temizlenmesini sağlar. cilt yüzeyini dezenfekte eder. Yeni sivilce oluşumunu engeller. Benzoil peroksit ciltte bulunan yağ bezelerine nüfus ederek çözülmesini sağlar ve tıkalı gözenekleri açarak yağlanmayı önler.
]]>
Prebiyotik https://www.asit.gen.tr/prebiyotik.html Mon, 22 Oct 2018 18:26:34 +0000 Prebiyotik, sözcüğü "yaşam için iyi" anlamına gelmektedir. Prebiyotikler bağırsaklardaki canlı florasını dengeleyen, yararlı mikro organizmaların çoğalmasını sağlayan ve sindirim sistemini güçlendiren yararlı bak Prebiyotik, sözcüğü "yaşam için iyi" anlamına gelmektedir. Prebiyotikler bağırsaklardaki canlı florasını dengeleyen, yararlı mikro organizmaların çoğalmasını sağlayan ve sindirim sistemini güçlendiren yararlı bakterilerdir. Bu bakteriler antibiyotiklerin kötü etkilerini ortadan kaldırırken enfeksiyon oluşturabilecek zararlı bakterilerin çoğalmasını engeller. Prebiyotik bağırsak hareketlerinin düzenler ve aynı zamanda minerallerin emilimini kolaylaştırır. Prebiyotik kandaki kollestrolün düzenlenmesinde önemli rol oynar. Prebiyotik bağırsakların bağışıklık sistemini güçlendirerek kolon kanseri riskini önemli ölçüde azaltır. Bifidus Regularis, Lactobacillus  Bulgaricus, Lactobacillus Acidophilus, en çok bilinen Prebiyotik bakteri isimleridir. Prebiyotikleri mümkün olduğunca doğal kaynaklardan almak çok önemli bir husustur.

Prebiyotik İçeren Besinler: Bezelye, pırasa, kuşkonmaz, çavdar, yulaf, keten, arpa, çavdar, muz, nohut, kuru fasulye, mercimek ve börülce prebiyotik içeren başlıca besin maddeleridir. Ayrıca ekmek, şarap, süt asidi, süt yağı, kefir, ekşi peynir ve fermente yoğurtlarda da prebiyotik bulunmaktadır. 

Prebiyotik Besinlerin Faydaları: Prebiyotik besinler ishal, şişkinlik, mide rahatsızlığı, hazımsızlık ve irritable bağırsak enfeksiyonları gibi hastalıkları önleyici etkileri bulunmaktadır. Prebiyotik gibi yararlı bakteriler gastrointestinal  enfeksiyonların ortaya çıkmasını engelleyerek bağırsakları sağlıklı tutar. Prebiyotik bağırsak hastalıklarının etkilerini hafifletmekle beraber iyileşmeyi de hızlandırmaktadır. Prebiyotik nezle ve grip gibi kışın yaşanan enfeksiyonların azaltılmasında da etkili rol oynamaktadır. İdrar yolları enfeksiyonlarında daha çok kadınlar ve çocuklarda karşılaşılan rahatsızlıklarda etkili olduğu bilinen kurtarıcı niteliğinde yararlı olan bakterilerdir.  Prebiyotik içeren besinlerin tüketiminin önemi son yıllarda anlaşılmaya başlandı. Özellikle ilaç kullanımının sakıncalı olduğu durumlarda Prebiyotik içeren besin maddelerinin önemi oldukça büyüktür. Hamile bir bayan veya küçük bir çocuğun ilaç kullanması hastalığı tedavi etmek yerine çok daha kötü sonuçlara yol açabilmektedir. Fakat prebiyotik tek başına ilaç özelliği taşımadığından hekimin verdiği terapinin yanında besin desteği olarak görülmesi gerekmektedir.
]]>
İndikatör Nedir https://www.asit.gen.tr/indikator-nedir.html Tue, 23 Oct 2018 05:33:15 +0000 İndikatör Nedir, dilimize fransızcadan geçen indikatör fizikte kullanılan bir terimdir. Fizik bilimindeki adı göstergedir. Gösterge bir maddenin bir ortamda test edilirken varlığını gösteren ayraca verilen addır. Çözeltil İndikatör Nedir, dilimize fransızcadan geçen indikatör fizikte kullanılan bir terimdir. Fizik bilimindeki adı göstergedir. Gösterge bir maddenin bir ortamda test edilirken varlığını gösteren ayraca verilen addır. Çözeltilerin pH değerlerine bağlı olarak renk değiştiren kompleks yapıdaki organik bileşenlere indikatör denir. Bu Çözeltiler titrasyonun bitiş noktalarını saptamak ve işaretlemek amacıyla kullanılır. İndikatör terimi bilimin bir çok dalında kullanılan bir terimdir. Kimya biliminde ki anlamı titrasyonun dönüm noktasına yaklaştığında yada tam olarak dönüm noktasında renk değişimi gibi fiziksel görünümünün değiştiği maddeye indikatör denilirken, su ürünleri ve veterinerlik alanlarında belirteç denilmektedir. Çözeltinin PH değerleri dikkate alındığında renk değiştiren karmaşık yapıdaki organik bileşiklerdir. Asit yada baz titrasyonunun bittiği yada başladığı noktaları belirlemek amacıyla kullanılır.

İndikatör Nedir, Çeşitleri Nelerdir

Asit-baz indikatöterleri: Bu İndikatörler zayıf asit yada zayıf bazdırlar. Genelde indikatörler HIn sembolü ile gösterilirler. Kango kırmızısına örnek verecek olursak, Kango kırmızısı HIn formülündeyken mavi renge dönüşürken, In- formülünde kırmızı renge dönüşmektedir. Bir çözeltinin içerisine asit bırakılırsa sudaki hidrojen miktarı artar. Buda dengenin girenler yönünde seyretmesine sebep olur. Kango kırmızısı örneğinde olduğu gibi bu bileşenin HIn formunda ki rengi kırmızı olduğu için kırmızı renge bürünür. Baz girerse denge ürünler formuna kayar, yine kango kırmızısından örnek verecek olursak kango kırmızısının In- formundaki rengi mavi olduğu için mavi renge bürünmektedir. 

Çöktürme İndikatörleri : Az miktarda çözeltiye ilave edilen iyon, eş değerlik noktasında, çöktürücü reaktifin aşırısı ile renkli bir tuz oluşturur. 

Redoks İndikatörleri: Bir miktar fe3+'ya ilave edilecek gümüş nitrat çözeltisi ayarlı KSCN ile titre edilir ve beyaz çökeleği meydana getirir.
]]>
Doğal İndikatörler https://www.asit.gen.tr/dogal-indikatorler.html Tue, 23 Oct 2018 17:53:02 +0000 Doğal İndikatörler; İndikatörler, ph belirteçleri olup kimyasal tepkimeler sırasında maddenin fiziksel yapısında renk değişimi gibi farklılıklara sebep olan organik bileşiklerdir. Doğal indikatörler çözelti haline get Doğal İndikatörler; İndikatörler, ph belirteçleri olup kimyasal tepkimeler sırasında maddenin fiziksel yapısında renk değişimi gibi farklılıklara sebep olan organik bileşiklerdir. Doğal indikatörler çözelti haline getirilip hidrojen iyonları yoğunlaştırıldığında renk değişimi gözlenmeye başlanır. Ph değeri değiştikçe renk değişimi devam eder. Çiçek ve yaprak pigmentleri gözle görülebilen asit ve bazik indikatörler olarak sınıflanabilir. 
Ortancalar doğal indikatörler içinde bu değişimin en belirgin gözlenebildiği çiçek türüdür. Asidik ortamda yetiştirildiğinde mavi ve tonlarında çiçek açan ortancalar, bazik ortamlarda pembe ve tonlarında çiçek açarlar. Ph değeri 7 ve üzeri olan ortamlarda ortancalardan mavi ve tonlarında çiçek elde edilemez. 
Kırmızı lahana, şalgam, çilek, kazı kulağı, maydanoz, lavanta yaprağı, kiraz gibi bitkiler toprağın asitliğine bağlı olarak renk değişimi gerçekleştirirler. 

Kırmızı lahana doğal indikatörler içinde sayılabilecek diğer bir bitkidir. Ph değeri yaklaşık 7 olan ortamlarda kırmızı lahanadan elde edilecek çözelti mor olur. Kırmızı lahana yaprağını kaynatıp içine sodyum bikarbonat eklersek suyun ph değeri 7 ve üzerine çıkacağı için lahana yaprakları mordan maviye dönüşür. Eğer suya toz sabun ilave edilirse suyun Ph değeri 8'in üzerine çıkar kırmızı lahana ile kaynatılan su yeşile dönüşür. Kırmızı lahana ile kaynatılan suya sirke eklendiğinde suyun Ph değeri 7'nin altına düşer ve kaynatılan yaprağın suyu kırmızı ve tonlarında olur.  
Kırmızı lahanaya rengini veren ve farklı asit baz ortamlarda renginin değişmesine neden olan antosiyanin pigmentidir. 

Doğal İndikatörlerde Antosiyanin pigmenti, antosiyanin asidik ortamlarla karşılaştığında kırmızı renk verirken asit azaldıkça mavi renge dönüşür. Bu pigmenti içeren besinler genellikle gıda boyası olarak da kullanılırlar. Patlıcan, böğürtlen, turp, çay üzümü, yaban mersini, ahududu, frenk üzümü, kırmızı şarap, kırmızı soğan doğal olarak içlerinde antosiyanin barındırırlar. Asitlik ve bazlık dışında UV ışınları, oksijen, sıcaklık ve benzeri kofaktörler doğal indikatör olan antosiyaninlerin rengini etkiler. 

Doğal indikatörlerin gıda sanayisi içinde kullanımı; antosiyanin insan sağlığına etkileri tartışma konusudur. 163E olarak sınıflandırılan doğal indikatörler bazı bilim adamları tarafından yararlı bazıları tarafından ise zararlı olarak tanımlanmıştır. Bilimsel olarak her iki görüşün de iddiaları kanıtlanamamıştır.  

Üzüm kabuğu(E163i) ve siyah kuş üzümü(E163iii) gıda sanayisinde en yaygın kullanılan doğal indikatörlerdir. 

Ph belirteci olarak kullanılan bir diğer doğal indikatör ise kök boyası bitkisidir. Kök boyası bitkisi antosiyanin içermez ama Alzarin adı verilen bir madde içerir. Alzarin ''Türk Kırmızısı'' olarak da bilinir, asitlik ve bazlık durumuna göre rengi koyu kırmızıdan turuncuya değişir. Boya sanayisinde ve özellikle ipek boyamada en çok talep edilen doğal indikatörlerden biridir. 
]]>
Amonyum https://www.asit.gen.tr/amonyum.html Wed, 24 Oct 2018 05:56:34 +0000 Amonyum, kimyasal bir maddedir. Kökeni Fransızca dilinden gelmektedir. Fransızca karşılığı ammoniumdur. Amonyum ile ilgili herşeyi bu yazımızda bulabilirsiniz. Amonyum 1 azot ve 4 nitrojenden oluşan NH4 grubudur. Tek başına olma Amonyum, kimyasal bir maddedir. Kökeni Fransızca dilinden gelmektedir. Fransızca karşılığı ammoniumdur. Amonyum ile ilgili herşeyi bu yazımızda bulabilirsiniz. Amonyum 1 azot ve 4 nitrojenden oluşan NH4 grubudur. Tek başına olmayan bu atom grubu bileşiklerde +1 değerinde bir katyon yerine geçer. NH4 katyonu birkaç bakımdan potasyuma ile benzerlik gösterir. Amonyum tuzlarının birçoğunun kendilerine karşılık olan potasyum tuzları ile birbirlerine yakın erirlikleri vardır. Amonyum tuzları susuz asitlerden de elde edilirler. Amonyumun kütlesi 18.08'tir. Doğada amonyum proteinlerde bulunur. Bu sebepten dolayı deniz ürünlerinde amonyum kökü bulunur. Amonyum zayıf bir asittir. Çürükçül canlılar amonyum üretir. Suda çözünen renksiz bir gazdır. Amonyum vücutta da oluşabilir ve asit baz dengesinin sürdürülmesi açısından önemlidir. 

Amonyum Nitrat: NH4NH3 formülünden oluşur. Amonyum ve nitrat kökünün bileşimiyle elde edilir. Tarımsal gübrelemede kullanılır. Güçlü bir patlayıcıdır. Grizu gazını tutuşturmadığı için maden ocaklarında patlayıcı olarak kullanılır. 

Amonyum Sülfat: Yapısında azot ve kükürt vardır. Azotla birlikte bitkinin kükürt ihtiyacını da karşılamış olur. Sanayide sentez yolu ile elde edilir. Görünüş olarak toz şekere benzediği için çiftçiler tarafından şeker gübre diye adlandırılır. Bitkilerde kök ve sapların incelmesini engeller. 

Amonyum Fosfat: Amonyum fosfat üç türlüdür. Başlıcası azotlu ve fosforlu gübre şeklinde kullanılan diamonyum ortofosfattır. Bitki besini olan amonyum fosfat bitkinin kök gelişmesi için önemlidir.

Amonyum Karbonat: Amonyum sülfatın tebeşirle ısıtılmasıyla elde edilen sesküirkarbonat bulunur. İngiliz uçucu tuzu olarak bilinir. Bu madde lüks ekmek, pasta ve böreklerin kabarması için kullanılır. Kabartma tozlarında, dericilikte, yangın söndürücülerde, kumaş boyalarında oldukça sık kullanılır. Kimyasal maddelerden oluşan amonyum karbonat birçok üründen daha doğal ve zararsızdır. Doğallıktan yana olanlar için harika bir maddedir.
]]>
Anyon https://www.asit.gen.tr/anyon.html Wed, 24 Oct 2018 22:12:49 +0000 Anyon; Maddenin temel yapı taşı olan atomlar moleküllerin bir araya gelmesi ile oluşurlar. Artı ve eksi yüklü elektronlar bir çekirdek yapı etrafında birleşirler. Anyon, nötr halde bulunan elektronların negatif elektronlarla yük Anyon; Maddenin temel yapı taşı olan atomlar moleküllerin bir araya gelmesi ile oluşurlar. Artı ve eksi yüklü elektronlar bir çekirdek yapı etrafında birleşirler. Anyon, nötr halde bulunan elektronların negatif elektronlarla yüklenmesi ile oluşan iyonlara verilen genel addır. Elektron ortaklaşması ve ve elektron alış verişi ile bağ kurarlar. Pozitif yüklü katyon adı verilen iyonlardan daha aktif bir yapıya sahiptirler. Bir elektronun anyon ve katyon oluşu proton ve elektron sayıları arasındaki farka bakılarak hesaplanır. 
Anyon Özellikleri; Elektron alan bir yapıda oldukları için sürekli pozitif kutba doğru hareket ederler.  Kararlı yapıya geçmek isteyen hidrojen benzeri elementler bir elektron alarak anyon haline gelirler. Anyonlar pozitif yüklü elektronlarla girdikleri tepkimelere göre 5 sınıfa ayrılmaktadır. 

Yaygın kullanılan anyonlar ve özellikleri
  • Karbonat; Karbonik asidin anyonudur. Kimyasal notasyonda H2CO3 olarak ifade edilir. Doğada serbest halde bulunmaz. Amonyum, sodyum ve potasyum karbonatları dışında kalan karbonat anyonları suda çözünmez. Karbonik asit zayıf ve kararsız bir anyon olduğundan mineral asitlerinde ve hatta asetik asit içerisinde kolayca parçalanır. Bazik ortamda kalsiyum ile bileşik oluşturur. 
  • Florür; Hidroflorik asit anyonudur. Renksizdir. Hidroflorik asit kararlı yapıya sahip olmadığından silisyumdioksit ve silikatlarla bir araya geldiğinde silisyum tetraflorür gibi zehirli gazlar ortaya çıkar. Alkali metaller, amonyum, gümüş, alüminyum, kalay ve cıva florürleri suda kolaylıkla çözülürler. Bazik ortamlarda kalsiyum ile birleşirek kalsiyumflürür bileşiklerini oluşturur. 
  • Sülfit; Kükürdün en önemli yapı taşlarından biri olan sülfit, sülfüroz asidin anyonudur. Kararsız bir yapıda olan sülfüroz asit çözelti halde bulunur. Alkali metaller ve amonyum sülfit tuzları suda çözünebilme özelliğine sahiptirler. Bazik ortamda birleştirildiğinde kalsiyum sülfat bileşiğini meydana getirir. Asetik asitli çözelti ile doğrudan ayrılabilir. 
  • Sülfat; Sülfürik asidin anyonudur. Sulu ortamlarda iyonlaşır. Bazı tuzlarla bileşik oluşturarak katyonlaşır ve çift tuzları oluşturur. Şap tuzu, Potasyum Alüminyum Sülfat, Amonyum Sülfat tuzları çift tuzlara örnek olarak verilebilir. Suda çözünmeleri zordur. 
  • Kromat; Sarı renkli olup kromik asidin bir anyonudur. Kromat çözeltileri aside maruz kalırsa sarı renk turuncuya dönüşür. Kromat anyonu kuvvetli bir oksitleyici yani yükseltgen anyondur.
]]>
Asit Baz İndikatörleri https://www.asit.gen.tr/asit-baz-indikatorleri.html Thu, 25 Oct 2018 08:32:24 +0000 Asit baz indikatörleri, indikatörler, Ph değeri değiştikçe çözeltide renk değişimi yaşayan karmaşık yağıya sahip olan maddelerdir. Metil oranj'ın Ph değeri 3.1'in altında olduğunda çözeltilerde kırmızı, Ph Asit baz indikatörleri, indikatörler, Ph değeri değiştikçe çözeltide renk değişimi yaşayan karmaşık yağıya sahip olan maddelerdir. Metil oranj'ın Ph değeri 3.1'in altında olduğunda çözeltilerde kırmızı, Ph değeri 4.5'in üzerinde olduğunda ise çözeltilerde sarı renkte olur.

İndikatörlerin rengi, çözeltilerde hidrojen iyonları konsantrasyonuna bağlıdır. İndikatörlerin renk tonları çözeltilerin Ph değerine göre farklılık gösterir. Çözeltinin pH değeri düşükse ya da yüksekse renkler değişim gösterir. Günümüze kadar birçok indikatör bulunmuş ve neredeyse hepsi kullanılmıştır.

Asit Baz İndikatörleri

İndikatörlere Örnekler

Timon Mavisi: Asit rengi kırmızı, baz rengi sarı, Ph aralığı ise 1.2-28'dir.

Metil Oranj: Asit rengi kırmızı, baz rengi sarı, Ph aralığı, 3.1-4.5'dir.

Brom Krozel Yeşili: Asit rengi sarı, baz rengi mavi, Ph aralığı, 3.8-5.5'dir.

Metil Kırmızı: Asit rengi kırmızı, baz rengi, sarı, Ph aralığı, 4.2-6.3'dür.

Turnusol: Asit rengi kırmızı, baz rengi mavi, Ph aralığı, 5.0-8.0'dır.

Brom Timol Mavisi: Asit rengi sarı, baz rengi, mavi, Ph aralığı, 8.0-9.6'dır.

Fenolftalein: Asit rengi renksiz, baz rengi kırmızı, Ph aralığı 8.3-10.0'dır.

Alizarin Sarısı: Asit rengi sarı, baz rengi eflatun, Ph aralığı 10.0-12.1'dir.

]]>
Ürik Asit Düşüklüğü https://www.asit.gen.tr/urik-asit-dusuklugu.html Fri, 26 Oct 2018 06:31:40 +0000 Ürik asit düşüklüğü konusunda bilgi vermeden önce kısaca ürik asit kavramı üzerinde durmak yerinde olacaktır. Bu asit hücrelerin içerisinde bulunur ve hücrelerde yapısal olarak görev alır. Vücut hücrelerinin yapıs Ürik asit düşüklüğü konusunda bilgi vermeden önce kısaca ürik asit kavramı üzerinde durmak yerinde olacaktır. Bu asit hücrelerin içerisinde bulunur ve hücrelerde yapısal olarak görev alır. Vücut hücrelerinin yapısında bulunduğu için hayati önem taşıyan fonksiyonların yerine gelmesini sağlayan ve pürin olarak adlandırılan maddenin kimyasal tepkimeler sonucunda yıkılması sonucu oluşan maddedir. Bu asidin kadın ve erkek vücudunda bulunma oranları farklılıklar göstermektedir.

Ürik asitin yüksek oranda olması kadar düşük seviyede olması da vücuda zarar veren sağlık sorunlarının oluşumunda temel etkendir. Bu nedenler göz önüne alındığında her kişi belirli aralıklarla kanda yer alan ürik asit seviyesini belirleyen testleri yapmalıdır. Kanda bulunan bu asidin normal değerlerden yüksek olması şeker hastalığına yakalanma riskini çok fazla arttırmaktadır. Beslenme alışkanlıklarına bağlı olarak kanda bulunan ürik asit seviyesi değişebilmektedir. O zaman kandaki asit seviyesini yükselten yada ürik asit düşüklüğüne neden olan besinlerin neler olduğunun bilinmesi çok faydalı olacaktır.

Ürik Asit Düşüklüğü
Kanda bulunan ürik asit düşüklüğüne yada fazlalığına yol açan besinler

Ürik asit seviyesini etkileyen başlıca gıda ürünleri süt ve süt ürünleridir. Örnek vermek gerekirse yoğurt ve ayran bu asidin seviyesini oldukça fazla oranda azaltıcı özellik göstermektedirler. Ürik asit vücuttan idrar yolu ile atılmaktadır. İdrarla atılan ürik asit oranını arttıran ve ürik asit düşüklüğüne neden olan C vitamini alınması gerekiyorsa bu etkisi göz önünde bulundurulmalıdır. Vücutta ürik asit seviyesi normal değerlerin dışına çıkarsa böbrek yetmezliği, kalp ve tansiyon sorunları oluşmasına neden olur. Vücutta bulunan eklem yerlerinde meydana gelen ve gut olarak isimlendirilen hastalık ürik asitin normal değerlerden farklı olması ile oluşmaktadır. Özellikle et gibi protein değeri oldukça fazla besinler bu asidin seviyesini zararlı olacak derecede etkilemektedir bu durumun nedeni ürik asidin yapısal olarak proteinlerden meydana gelmesidir. Ayrıca hızlı kilo kaybı, bira ve alkollü içeceklerin tüketilmesi, düşük dozlarda da olsa aspirin alınması, aşırı kilolu olma, domates çekirdeğinin tüketilmesi gibi etkenler ürik asit seviyesini zararlı olacak kadar etkileyen etkenlerdir.
]]>
Borik Asit https://www.asit.gen.tr/borik-asit.html Fri, 26 Oct 2018 19:34:07 +0000 Borik Asit, Genellikle böcek ilacı, koku giderici ve antiseptiklerde kullanılan suda çözünen, tatsız, kokusuz, havada kararlı ve beyaz kristaller şeklinde inorganik bir maddedir. Erime noktası 169 santigrat derece, erime noktası 360 Borik Asit, Genellikle böcek ilacı, koku giderici ve antiseptiklerde kullanılan suda çözünen, tatsız, kokusuz, havada kararlı ve beyaz kristaller şeklinde inorganik bir maddedir. Erime noktası 169 santigrat derece, erime noktası 360 santigrat derece ve molekül ağrılığı 61.83'dür. Borik asidin soğuk suda çözünürlüğü sıcak sudakinden azdır. Gliserin ve alkolde çözünür. Borik asit 175 santigrat dereceye kadar ısıtılırsa su kaybederek metaborik şeklini alır. 175 santigrat dereceden biraz daha fazla ısıtıldığında tetraborik asit, daha çok ısıtıldığında ise camsı bor trioksit halini alır. Borik asit, sodyum peroksit ile reaksiyona girerse beyazlatıcı olarak kullanılan perokseborat elde edilir.

Borik asit mineraller halinde bulunabilir fakat daha çok çözeltiler de bulunur. Ayrıyetten buhar püskürten volkanların yakınlarında da bulunur. Borik asit, laboratuvarlarda, bor halojenürlerin hidrolizinden elde edilir. Ticari amaçlı borik asit, boraks çözeltisine klorür ya da sülfürik asit ilavesiyle elde edilir. Ticari amaçlı borik asit %99.9 safkanlıktadır.

Kolemanitten Borik Asit Üretimi, Borik asit Türkiye'de, kolemanitten üretilmektedir. Üretimi, Kolemanitin sülfürik asit ile reaksiyona sokulmasından oluşmaktadır. Üretimde kolemanitin boyutu 0,2 mm şeklinde, değirmenlerde öğütülür. Öğütülmüş olan kolemanit, sülfürik asitle reaksiyona sokularak çözeltiye alınır. Bu reaksiyon 80-100 santigrat derecede gerçekleşir. Çözeltiye alındıktan sonraki aşamaları;
Borik Asit
  • Filtrasyon; Kolemanit asit ile çözeltiye alındıktan sonra, kimyasal reaksiyon nedeniyle jips çamuru oluşmaktadır. Bu jips çamurunun ortamdan uzaklaştırmak için çözelti basınçlı filtrelerden süzülür. Bu sebeple iki aşamalı süzme yapılır. İlk aşamada tüm çözelti 15-20 dakika süzülür. İkinci aşamada ise basınçlı filtrede 3 saat kadar süzülür. İşlem sonunda oluşan madde havuza gönderilir.
  • Kristalizasyon; Filtrasyondan sonra oluşan kolemanit çözeltisi, sabit bir debi ile kristalizatöre beslenir ve kristalizatöre gelen çözelti özel spreyler ile püskürtülerek, kristalizatöre yayılır. Bu şekilde, oluşan kristallerin genişliği arttırılarak, işlemin daha verimli ilerlemesi sağlanmış olur. Kristal boyutlarının etkilendiği etkenler; Beslenen çözeltinin hacmi, beslenme hızı çözelti içindeki katılar.
  • Santrifüj; Çözelti kristalizatöre 80-90 santigrat derece sıcaklıktan girdikten sonra 40-45 santigrat derece sıcaklıkta çıkarak santrifüje beslenir. Santrifüjde ise, çözelti kristallerinden ayrılır.
  • Kurutma; Santrifüjden çıkan kristaller nemlidir. Bu yüzden akışkan yataklı kurutucularla kurutulur. Bu tarz kurutucular da, dışarıdan alınan hava, belli bir sıcaklığa gelinceye kadar ısıtıldıktan sonra, kurutucu için yerleştirilmiş olan malzemeye alttan verilir.
Borik Asit Kullanım Alanları, Borik asidin en önemli kullanımı boron ve boraks bileşikleri gibi tuzların eldesidir. Yanmaz kumaşlarda, ısıya dayanıklı camlarda, deri üretiminde, elektroliz banyolarında, çelik sertleştiride ve porselen parlatma da kullanılır. Aktiviral ve antiseptik etikisi vardır. Sulu çözeltileri göz damlalarında, gargaralar da, kozmetiklerde ve cilt losyonlarında kullanılır. Borik asit ve tuzları, birçok ticari böcek öldürücü ve ahşap  koruyucuların bileşenlerindendir. Kozmetik ve ilaçlarda borik asit pH tamponu, emülsifiye edici ve orta derecede antiseptik olarak kullanılır. Merhemler, banyo tuzları, şampuanlar ve kremlerde kullanılır. Seramik sanayisinde, seramiklerin yüzeylerinin kaplama malzemelerinin akışkanlıklarını arttırmada, yoğunluklarını ve doygunlaşma ısılarını düşürmede kullanılır. Selülozik maddelerin ateşe dayanıklılığını arttırır. Gübrelerde kullanılan ortoborat yapımında ya da istenmeyen otların temizlenmesi amacıyla tarım ilacı yapımında kullanılır. Nikel kaplamada elektrolit olarak kullanılır. Ahşap malzemelerin korunmasında kullanılır. Kauçuk, kereste, deri, nişasta ürünlerinde koruyucu olarak kullanılır.]]>
Askorbik Asit https://www.asit.gen.tr/askorbik-asit.html Fri, 26 Oct 2018 20:06:42 +0000 Askorbik asit, yaygın olarak bilinen diğer ismiyle C vitamini suda eriyebilen, birçok farklı etkisi olan, canlıların çoğu tarafından üretilemediği için dışarıdan alınması gereken bir asit türüdür. Pek çok farklı be Askorbik asit, yaygın olarak bilinen diğer ismiyle C vitamini suda eriyebilen, birçok farklı etkisi olan, canlıların çoğu tarafından üretilemediği için dışarıdan alınması gereken bir asit türüdür. Pek çok farklı besin türünde bulunsa dahi en çok başta turunçgiller olmak üzere meyve ve sebze türlerinde mevcuttur. 20. yüzyılın başlarında yaygın olarak rastlanan, diş etlerinde çekilme ve kanama, dişlerde ağrı, saç ve tırnaklarda dökülmeler, kopmalar, halsizlik, yorgunluk gibi etkileri olan skorbüt hastalığının tedavisi sürerken bu hastalığın askorbik asit eksikliğinden ortaya çıktığı ve ancak gerekli ölçüde c vitamini alındığı takdirde tedavi edilebildiği keşfedilmiştir. Böylece bu asit türü ismini tedavisini sağladığı skorbüt hastalığından almıştır.

Askorbik asit özellikleri

Askorbik asit yani C vitamini bir monosakkarit türevidir ve yapı olarak glikoza benzer. Belirli koşullarda eriyebilen katı, kare şeklindeki beyaz ve hafif kokulu kristallerden oluşan askorbik asidin ekşiye yakın bir tadı vardır. Asetonda kısmen çözünen C vitamini, eter, benzen ve yağlarda çözünmez. Bazı hayvan türlerinin yağ katmanları içerisinde mevcut olduğu gibi, çeşitli meyve ve sebzelerin içerisinde de % 1 civarında bulunur. Hem enzim hem de antioksidan olabilme özelliğine sahiptir. 

Askorbik asit bakımından zengin olan meyve ve sebzeler; şeftali, domates, ahududu, böğürtlen, kuşburnu, patates, taze fasulye, portakal, mandalina, limon, greyfurt, lahana, kara lahana, karnabahar, ıspanak, çilek, kızılcık, sivri biber, maydanozdur. Hayvansal açıdan ise inek karaciğeri C vitamini içermektedir. Olgunlaşmamış meyve ve sebzelerde daha yüksek oranlarda bulunan C vitamini, aynı şekilde yoğun güneş alarak olgunlaşan bitkilerde de daha fazla mevcuttur.

Askorbik Asit
Askorbik asit, vitamin olarak insanların ve hayvanların sağlıklı yaşayabilmesi için gerekli olan bir madde olmasının yanında gıda sektöründe de koruyucu madde olarak kullanılır. Dondurulmuş gıdaların pişirilme esnasında renk değişimini engeller ve özellikle yağların, yağlı ürünlerin uzun süre renk değişimine uğramadan muhafaza edilebilmelerini sağlar. 

Askorbik asit yani C vitamini eksikliği hayvanlarda ve insanlarda zayıf düşmeye, onları hastalıkların hedefi haline getirmeye sebep olmaktadır. Ayrıca vücuttaki dokuların dayanıklılığını arttıran kolajenin üretiminde C vitamini etkin rol oynamaktadır. Askorbik asidin eksikliği doku zayıflıklarına, soğuk algınlığı, grip, nezle gibi rahatsızlıklara ve ismini aldığı skorbüt hastalığına neden olmaktadır. Eğer sürekli saç dökülmesi ve saç kopması, tırnaklarda kırılmalar, kopmalar, halsizlik, yorgunluk, bitkinlik, dişlerde ağrı, diş etlerinde çekilme ve kanama gibi durumlarla karşılaşılıyorsa C vitamini eksikliği söz konusu olabilmektedir. Diğer yandan günlük askorbik asit ihtiyacı yoğun spor yapanlarda, hamilelerde, hastalık dönemlerinde artış gösterebilmektedir. 

Askorbik asit alımının en sağlıklı yolu her zaman C vitaminini doğal gıdalardan temin etmektir fakat günümüzde teknolojinin yardımıyla doğal olmayan, nektarlardan üretilen meyve suyu, marmelat, reçel gibi gıdalara dahi C vitamini takviyesi yapılabilmekte, ayrıca eczanelerde tablet ya da şurup şeklinde de C vitamini satılmaktadır. Her şeyde olduğu gibi askorbik asidin fazla alınmasının da sakıncaları vardır. Bunlardan bazıları; fazla idrara çıkma ve idrar renginde anormal derecede koyulaşma, saç derisinde sararma, saçlarda kırılmalar ve dökülmeler, tat alma duyusunda zayıflamalar gibi yan etkileri vardır. 
]]>
Gebelikte Folik Asit Kullanımı https://www.asit.gen.tr/gebelikte-folik-asit-kullanimi.html Sat, 27 Oct 2018 16:08:50 +0000 Gebelikte folik asit kullanımı, öncelikle folik asit gebe olan bayanın rutin kullanması gereken ilaçlardan biridir. Pek çok kişi tarafından merak edilen folik asit, B grubu vitaminlerinden sadece biridir. Vitamin B9, folasin, fo Gebelikte folik asit kullanımı, öncelikle folik asit gebe olan bayanın rutin kullanması gereken ilaçlardan biridir. Pek çok kişi tarafından merak edilen folik asit, B grubu vitaminlerinden sadece biridir. Vitamin B9, folasin, folacin, Bc vitamin, folic acid ise vitaminin diğer isimleri olarak adlandırılmıştır. Folik asit çoğunlukla yeşil renkli sebzelerde, ıspanakta, mercimekte, fındıkta, cevizde, karaciğerde, fıstıkta, yumurtanın sarı olan kısmında, baklagillerde, ay çekirdeğinde ve kuru fasulye de bol oranda yer alır. Lakin gebelik döneminde bu besinlerinden fazla oranda yemek bebekte olabilecek anormali riskini azaltmamaktadır. Bu besinlerin yanında mutlaka kişinin folik asidi ilaç olarak alması da gerekir.

Gebelikte Folik Asidin Önemi

Gebelik döneminde folik asit her bayana tavsiye edilir. Nedeni ise bu vitamini almayan anne adaylarının bebeklerinde, diğer kullanan anne adayının bebeklerine göre bazı anormaliler görülmüştür. Bebek de görülen bu anomaliler nöral tüp defekti yani bir diğer ismi ile spina bifida gibi anomalilerdir.

Folik Asit Kullanmaya Ne Zaman Başlanmalı

Anne adayı eğer planlı bir gebelik düşünüyorsa folik asit almaya gebe kalmadan en az 3 ay önce başlanması daha faydalı olacaktır. Ancak gebelik plansız olarak gerçekleşmiş ise gebelik olduğunu anladığınız andan itibaren folik asit kullanmanızda sakınca olmayacaktır. Doktor muayenesine gidildiğinde doktor ilk muayenede anne adayına folik asit kullanmasını ve ne düzeyde kullanacağı hakkında bilgi verecektir. Folik asitin gebelik öncesinde uzun süreli kullanılmasının kişiye her hangi bir zararı olmayacaktır.

Gebelikte Folik Asit Kullanımı

Folik Asit Ne Zamana Kadar Kullanılmalıdır

Folik asit kullanımı annenin vücuduna göre bazen 3. Aya kadar bazen ise 5. Aya kadar kullanımı sürebilir. Ancak kullanırken anne adaylarının folik asit kullanımını unutması bebekte sorunlara yol açmayacaktır. Şayet bu unutkanlık bir günden fazla sürüyor ise anne adayının dikkatli olması gerekir. Folik asit bebeğin sağlığı açısından oldukça önemli bir vitamindir ve düzenli kullanılması halinde bebekte bu durumdan iyi faydalanacaktır.

Folik Asit Ne Zaman Bırakılmalı

Gebelik döneminde folik asidi gebeliğin 15. Haftasına kadar kullanılabilir. Folik asit kullanırken içerisinde folik asit bulunan besinlerin bebeğe zararı olmayacaktır. Anne adayı hem besinlerden hem de ilaç şeklinde folik asit kullanabilir.

]]>
Asit Yağmurları https://www.asit.gen.tr/asit-yagmurlari.html Sun, 28 Oct 2018 14:04:35 +0000 Asit yağmurları, fosil yakıtların yakılması ile ortaya çıkan yağışlar olarak tanımlanmaktadır. Bilhassa endüstriyel faaliyetin ve enerji tüketiminin yoğun olarak gerçekleştiği yerlerde yakılan petrol ve kömür gibi fosil y Asit yağmurları, fosil yakıtların yakılması ile ortaya çıkan yağışlar olarak tanımlanmaktadır. Bilhassa endüstriyel faaliyetin ve enerji tüketiminin yoğun olarak gerçekleştiği yerlerde yakılan petrol ve kömür gibi fosil yakıtlarının azot ve kükürt gazlarını aşığa çıkarmasının ardından bu gazların bulutlarda bulunan su buharı ile tepkimeye girmesi söz konusudur. Bu tepkimenin sonucunda ortaya sülfürik ve nitrik su buharı ortaya çıkar. Bu asitler ise çiğ, sis, kar ve yağmur gibi doğal olaylarla beraber yeryüzüne ulaşır.

Normal şartlar altında oluşan yağmurlar 5.6 pH değerine sahiptir. Bunun altında bulunan yağışlar ise asit yağmurları olarak adlandırılır. Özellikle sanayi devriminden sonra azot ve kükürt gazlarının atmosferde hızla birikmesi ile etkilerini hissettirmeye başladığı görülür. İlk olarak ise 1852 yılında sanayinin beşiği olarak adlandırılan İngiltere'de Robert Angus Smith isimli bir bilim adamının bu olayla hava kirliliği arasındaki bağlantıyı çözdüğü görülür. 

Asit yağmurları sadece oluştuğu bölgeyi etkilemez. Çin, Rusya ve Doğu Avrupa gibi bölgelerde fosil yakıtların aşırı şekilde kullanılmasına bağlı olarak ve atmosfer hareketleri sebebi ile pek çok bölge bu oluşumlardan etkilenir. Bu sebeple de 1997'de 160 ülkenin katılımı ile birlikte Kyoto protokolü imzalanır. Bu protokole göre her ülkenin azot ve karbon salınımını 1990 yılındaki düzeyde tutması gerekiyor. Bu konuya sıcak bakmayan ülkelerden biri Çin'dir. Çünkü Çin ekonomisi için sanayi büyük bir önem taşır. Çin'den yayılan azot ve kükürt gazlarının Japonya'da asit yağmurları olarak ortaya çıktığını ve Japonya'daki tarımın bundan etkilendiğini görebilmek mümkündür.

Asit Yağmurları
Asit yağmurlarının oluşumu için fabrika, motorlu taşıtlar, termik santraller gibi insan faaliyetler etkili olabildiği gibi doğal olayların da etkili olduğunu görebilmek mümkündür. Bu yağmurlar tüm çevreye zarar vermektedir, ancak en çok zararı ormanların ve tarım alanlarının aldığını görebiliyoruz. Bu yağışlar toprağın yapısında bulunan kalsiyum ve magnezyum gibi bitki gelişimi konusunda büyük bir öneme sahip olan elementleri yıkayarak derinlere taşıdığı biliniyor. Bu da ağaçların ve diğer bitkilerin topraktan yeteri kadar faydalanamaması ve kuruması anlamına gelir.
]]>
Asit Yağmurlarının Etkileri https://www.asit.gen.tr/asit-yagmurlarinin-etkileri.html Mon, 29 Oct 2018 06:44:39 +0000 Asit yağmurlarının etkileri sadece bu yağmurların oluştuğu yerlere değil dünyanın farklı bölgelerine de etki eder. Özellikle de sanayinin çok geliştiği Çin gibi ülkelerde çevre ülkelere atmosferin hareketleri sebebi ile etk Asit yağmurlarının etkileri sadece bu yağmurların oluştuğu yerlere değil dünyanın farklı bölgelerine de etki eder. Özellikle de sanayinin çok geliştiği Çin gibi ülkelerde çevre ülkelere atmosferin hareketleri sebebi ile etkide bulunduğunu söyleyebiliriz. Bu yağmurlar tüm çevre üzerinde büyük etkilere sahip olabiliyor. Bu etkileri en fazla yaşayan yerler ise ormanlar ve tarım alanları olur. Bunun sebebi ise bu yağmurların bitkilere ve ağaçlara faydası olan kalsiyum ve magnezyumu yıkayarak derinlere taşımasıdır. Bu elementleri alamayan bitkiler ve ağaçlar topraktan isteklerini alamadığı için kurur.

Asit yağmurlarının etkileri dediğimiz zaman göllere ve akarsulara olan etkilerinden de bahsetmek gerekir. Bu yağmurlar göl ve akarsulara düşerek sudaki asit dengesini bozmaktadır. Sudaki asit dengesinin bozulması doğal olarak suda yaşayan canlıları da etkiler. Bu sularda yaşayan balıkların besin zinciri içerisinde yer alması sebebi ile doğal olarak insanları da olumsuz bir şekilde etkilediğini görebiliriz.

Asit Yağmurlarının Etkileri
Bu yağmurların insanlara olan etkilerinin sadece besin zinciri yoluyla olmadığını da söyleyebiliriz. Çünkü havada bulunan sülfatın solunum yolları ile ciğerlere alınması ve buna bağlı olarak kişide bronşit, astım, kanser gibi çeşitli rahatsızlıkların oluşmasına neden olduğunu da görebiliriz. Bu bakımdan da ülkelerin bu yağışlar konusunda vatandaşları uyarması büyük bir önem taşır.

Asit yağmurlarının etkilerine baktığımız zaman topraktaki alüminyum çözülmesine neden olarak ağaç köklerinin besinlerden faydalanmasını engellemesinin yanı sıra tarihi eserlere de zarar verdiğini söyleyebiliriz. Hatta mermer, kum taşı ya da kireçten yapılmış olan ve içerisinde kalsiyum karbonat bulunduran tarihi eserler üzerinde kalıcı hasarlara neden olduğu görülür.
]]>
Asit Yağmurlarının Nedenleri https://www.asit.gen.tr/asit-yagmurlarinin-nedenleri.html Mon, 29 Oct 2018 20:12:33 +0000 Asit yağmurlarının nedenleri dediğimiz zaman öncelikle bu yağmurların nasıl meydana geldiğini bilmek gerekir. Oluşumu konusunda etkisi olan her unsurun bu yağmurların nedeni olarak görüldüğünü söyleyebiliriz. Bu yağmurlar Asit yağmurlarının nedenleri dediğimiz zaman öncelikle bu yağmurların nasıl meydana geldiğini bilmek gerekir. Oluşumu konusunda etkisi olan her unsurun bu yağmurların nedeni olarak görüldüğünü söyleyebiliriz. Bu yağmurların oluşmasına neden olan gazların en önemlisi kükürtdioksittir. Ayrıca kükürtlü bileşiklerin kullanımı üzerindeki kontrol arttıkça nitrojen oksitin de öneminin arttığını söyleyebiliriz. Bu yağmurların oluşmasına neden olan etkenlerin kimisi doğal kimisi insan faaliyetlerinden ötürüdür.

Asit yağmurlarının nedenleri içinde doğal kaynaklar sebebi ile oluşumlarının gazların, doğada bulunan en önemli kaynağı olan yanardağlardan kaynaklandığını söyleyebiliriz. Yanardağların patlaması sonucunda çevreye yayılan ve doğal olarak havaya karışan gazların tekrar yeryüzüne dönmesi sonucunda bu yağmurlar oluşabilir. Bu şekilde oluşumlar karada, bataklıklarda ve okyanusta yaşayan bazı canlıların da biyolojik süreçler nedeni ile bu gazları çevreye yaydığını ve insanlara ulaştırdığını görebilmek mümkündür.

Asit Yağmurlarının Nedenleri
Asit yağmurlarının nedenleri içerisinde insan faaliyetlerine baktığımız zaman ise bu yağmurların oluşmasına asıl etkenin insanlar olduğunu görebiliyoruz. Motorlu araçlar, fabrikalar ve elektrik üretimi gibi pek çok insan yapımı nesnenin zararlı gazları çevreye bırakması söz konusudur. Bu gazların da asite dönüşüp yere geri düşmeden evvel yüzlerce km taşınabildiğini söyleyebiliriz. Bu da doğal olarak bizim kullandığımız bu oluşumların başka ülkelerde zarara neden olabilmesi anlamına gelir. Bu bakımdan en çok da insanların kullandığı parfüm ve deodorantların bu yağmurun etkenleri arasında yer aldığını söyleyebiliriz.
]]>
Folik Asit Faydaları https://www.asit.gen.tr/folik-asit-faydalari.html Mon, 29 Oct 2018 22:33:37 +0000 Folik Asit Faydaları, özellikle hamilelikte bayanların en çok duydukları konular arasında yer alır. B vitaminleri grubunda yer alan folik asit, yeşil yapraklı sebzelerde, tam buğday ürünlerinde, soya fasulyesinde, patateste, başt Folik Asit Faydaları, özellikle hamilelikte bayanların en çok duydukları konular arasında yer alır. B vitaminleri grubunda yer alan folik asit, yeşil yapraklı sebzelerde, tam buğday ürünlerinde, soya fasulyesinde, patateste, başta kuru fasulye olmak üzere baklagillerde, mayada, ciğerde, yer fıstığında, ay çekirdeğinde, muzda ve portakalda bol miktarda bulunur. Bu maddenin oldukça faydalı olması sebebi ile bu besinlerin yanı sıra folik asit vitamin takviyesinin de sıkça önerildiğini söyleyebiliriz. Ancak hamilelikte ve epilepsi hastalığına sahip olan kişilerde doktor tavsiyesi olmadan kullanılması yanlıştır.

Folik asit faydaları bakımından oldukça zengin olan bir vitamin olmakla beraber özellikle yeni doğan bebeklerde gelişim sorunları ve felç gibi problemleri önleyebilmesi bakımından gebelik döneminde sıkça alınır. Ayrıca bu vitaminin kadınlarda ortaya çıkan rahim boynu kanserini de önlediğine dair bazı bilimsel çalışmalar da bulunmaktadır. Bu vitaminin kansızlık sorunu yaşayan kişiler için de faydalı sonuçlar verdiğine dair belgelere rastlamak da mümkündür. Hatta folik asidin vücutta doku yapımında ve kırmızı kan hücrelerinin oluşumunda da etkili olduğunu söylemek mümkündür.

Folik Asit Faydaları
Bu faydaların yanı sıra folik asit faydaları dediğimiz zaman bu vitaminin kalın bağırsak kanseri için etkilerinden de bahsetmek gerekir. Bir kişinin folik asit bakımından iyi beslenmesine bağlı olarak kişide kalın bağırsak kanseri oluşumunun daha az risk taşıdığını söyleyebiliyoruz. Araştırmalar folik asit bakımından iyi beslenen kişilerle iyi beslenmeyen kişiler arasında karşılaştırma yapıldığında iyi beslenen kişilerde kalın bağırsak kanseri vakalarında daha az rastlanıldığını gösteriyor.
]]>
Folik Asit https://www.asit.gen.tr/folik-asit.html Tue, 30 Oct 2018 08:50:36 +0000 Folik Asit, deri hücresi ile kırmızı kan hücresi gibi yeni oluşacak hücrelerin üretiminde fayda sağlayan bir vitamin çeşididir. Özellikle B vitaminin bir üyesi olan folik asit gebelik döneminde annenin ve bebeğin en fazla i Folik Asit, deri hücresi ile kırmızı kan hücresi gibi yeni oluşacak hücrelerin üretiminde fayda sağlayan bir vitamin çeşididir. Özellikle B vitaminin bir üyesi olan folik asit gebelik döneminde annenin ve bebeğin en fazla ihtiyaç duyduğu vitaminlerden biridir. Fetüsün hücrelerinin yenilenmesinde fayda sağlayan folik asit, vücut dokusu için gereklidir. Bir kişinin günlük ihtiyaç duyduğu folik asit oranı 400 mcg olmaktadır. Eğer bir gebelik durumu söz konusu ise bu 600 mcg olabilmektedir. Bir kişinin günlük olarak alması gereken folik asit pek çok besinin içerisinde yer almaktadır. Normla kişi bu ihtiyacı besinle ile karşılayabilirken gebelik sürecinde doktor tavsiyesi ile folik asit ilaç olarak alınmalıdır. Doğal olarak folik asit içeren besinler anne karnında olan bebeğin ihtiyacını karşılayamayabilir. Bu nedenden ötürü doktorlar gebelikte folik asit kullanımının ilaç olarak alınmasını önerir.

Folik Asit Bakımından Zengin Besinler

Yeşil Yapraklı Sebzeler: Folat yani bilindik adıyla folik asit Fransızca da yeşil yapraklık manasına gelmektedir. Durum böyle olunca folik asitinin de en çok yeşil yapraklılarda bulunması kaçınılmaz olacaktır. Yeşil yapraklı sebzelerin içerisine en fazla folik asit ıspanak sebzesinde yer almaktadır. 2 porsiyon ıspanak yemeğinde yaklaşık olarak 218 mcg kadar folik asit yer alır. Diğer taraftan lahananın dış katmanında bulunan yeşil yaprakları ve diğer yeşil yapraklı besinler folat içerir.

Kuşkonmaz: Kuşkonmaz ülkemizde çok tercih edilmiyor. Ancak diğer pek çok ülkede kuşkonmaz yemeklerin içerisine, tatlılara ve sade olarak tüketiliyor. Folik asit bakımından çok zengin olan kuşkonmaz sağlık açısından da çok faydalıdır. Kuşkonmaz biraz pahalı olmasından dolayı da fazla tercih edilenler arasında değildir.

Folik Asit

Brokoli: Son zamanlarda ülkemizde oldukça popüler olan brokolinin gün geçtikçe sevenleri artıyor. Bir kase haşlanmış veya buharda pişirilmiş brokoli bir kişinin günlük alması gereken folik asit miktarını fazlasıyla karşılıyor. Aynı zamanda iyi bir lif kaynağıdır ve içeriği mineral ve vitamin bakımından zengindir.

Narenciye: Özellikle kış mevsiminin vazgeçilmezleri arasında olan portakal iyi bir folik asit kaynağıdır. Bir tane orta boy portakal yaklaşık 55 mcg folik asit içerir. Eğer portakalı taze sıkılmış olarak tüketmek istiyorsanız bir su bardağı taze sıkılmış portakal suyunda 80 mcg folat bulunur. Bu da bir kişinin %20 folik asit ihtiyacını karşılar. Ancak folik asidi iyi bir şekilde almak isterseniz ıspanaklı ve portakallı salata hazırlayıp tüketebilirsiniz.

Domates suyu: Sabahları uykudan uyandığınız zaman içeriğinde çok az şeker bulunan domates suyunu deneyebilirsiniz. Bir su bardağı domates suyunda yaklaşık 50 mcg folik asit yer alır. Sabahları domates suyu, akşamları ile domates çorbası tercih ederseniz bu sizin için oldukça sağlıklı olacaktır. Folik asit ihtiyacınızı karşılamanız için domates suyunu veya çorbasını tercih edebilirsiniz.

Yumurta: Günde bir tane yumurta tüketilmesi halinde 25 mcg folik asit alınır. Fakat kolesterol açısından da yumurta zengin olduğu için kontrollü tüketmek gerekir. Günde bir tane yumurta ve gün içerisine portakal suyu, ıspanak yemeği, domates çorbası tüketilirse folik asit ihtiyacı da rahatlıkla karşılanacaktır.

Barbunya: Baklagiller ailesinden olan barbunya folik asit yönünden de oldukça zengindir. Bir porsiyon barbunya yemeğinde yaklaşık 225 mcg folik asit yer alır. Sağlık açısından da faydalı olan barbunya yemeğini özellikle gebelik döneminde sık tüketmek gerekir. Ancak gaz sıkıntınız sık olursa barbunya yemeğini de az tüketmeniz gerekebilir.

Ay çekirdeği. Folik asit bakımından zengin olan ay çekirdeği aynı zamanda kilo sorununa da nende olacağı için günde bir avuçtan fazla tüketilmesi önerilmez. Ancak bir avuç ay çekirdeği 82 mcg folik asit]]> Mide Asidi https://www.asit.gen.tr/mide-asidi.html Tue, 30 Oct 2018 23:54:24 +0000 Mide asidi, kişilerde hazımsızlık ve mide ekşimesi gibi durumlarda daha çok görülmektedir. Aynı zamanda gıdaların mide de parçalanmasını sağlayan mide asidi, gastrit ve peptik ülser gibi altta yapan hastalıkların biri ol Mide asidi, kişilerde hazımsızlık ve mide ekşimesi gibi durumlarda daha çok görülmektedir. Aynı zamanda gıdaların mide de parçalanmasını sağlayan mide asidi, gastrit ve peptik ülser gibi altta yapan hastalıkların biri olarak da gösterilebilir. Mide asidinin dindirilmesi için ilaç tedavisine başlanabilir veya mide asidine iyi gelecek gıdalar tercih edilebilir. Özellikle asit üretiminin azaltılması ile mide asidi belirtileri de en aza indirebilir. Ayrıca lifli besinler, bazı meyveler ve baklagiller mide asidi sorunun en aza indirebilmesi adına fayda sağlamaktadır. Mide asidi şikayetinin çok olduğu dönemlerde yağlı besinler, asitli içecekler, baharatlı besinler ve turunçgiller tüketimini en aza indirilmelidir. Bu sayede mide asidi sorunu da en aza indirilecektir.

Midede Aşırı Aside İyi Gelecek Besinler

Mide asidi eğer çok sıklıkla değil de ara sıra da görülüyorsa, yediğiniz bazı besinleri gözden geçirmeniz size fayda sağlayacaktır. Lakin mide asidinden dolayı midenizde aşırı yanma hissi oluşuyorsa mutlaka sağlık kuruluşuna gidip doktor tavsiyesi almanız daha faydalı olacaktır. Aksi halde mide de olası reflü sorunu veya ülser hastalığı görülebilir. Bu hastalıklarda kişilerde yanma, mide ağrısı, mide de ekşime ve ağza acı su gelme gibi belirtilere yol açmaktadır.

  • Sebzeler:  Sebzeler mide da görülen sorunları en aza indirmek de çok fayda sağlamaktadır. Özellikle mide asidinden dolayı kaynaklanan mide yanması şikayetinin dindirilmesi için vitamin ve mineral bakımından zengin olan sebzeler gün içerisinde aksatılmadan tüketilmelidir. Bunun için haşlanmış veya buharda pişirilmiş hafif ama sağlık için faydalı pişirilme teknikleri ile sebzeler tüketilmelidir. Yeşil yapraklı sebzeler buharda pişirilmiş veya çiğ olarak tüketilebilir. Aynı zamanda domates ve brokoli gibi asit oranı fazla olan besinlerden de kaçınmak gerekir.
  • Meyveler: Lif bakımından çok zengin olan posalı meyveler mide sorunlarının giderilmesinde de fayda sağlar. Sindirimi kolay olan meyveler, mide asidi üretimini de minimuma indirir. Özellikle kivi, ananas, turunçgiller, ve çilek gibi asit oranı fazla olan meyvelerden kaçınmak daha faydalı olacaktır. Bilhassa portakal meyvesinin asit düzeyi diğer meyveler daha fazla olduğu için mide şikayeti olan kişilere yasak olan meyvelerden biridir.
  • Tahıllar: Magnezyum, B vitaminleri, selenyum ve demir açısından çok zengin olan tam tahıllı gıdalar mide sağlığında olduğu gibi genel sağlık açısından da son derece faydalıdır. Mide de asit oranını en aza indiren tam tahıllı ürünlerden her gün tüketmek gerekir.

Mide Asidi

Yasak Olan Besinler

  • Kafeinli ve gazlı içecekler (kola ve kahve gibi) mide asidinin artmasını sağlamaktadır.
  • Hayvansal yağ içeren gıdalar olabildiğinde en aza indirilmelidir.
  • Sigara kullanılıyor ise en kısa zamanda bırakılmalıdır.
  • Aşırı kilolarınız varsa kilo vermeniz sorunun giderilmesinde fayda sağlayacaktır.
  • Yemek yedikten sonra birkaç dakika dik oturmak gerekir. eğer yemeğin ardından direk yatarsanız mide asidinin artmasına neden olursunuz.
  • Süt ve süt ürünleri mide asidin artmasına neden olabiliyor. Ancak yağ oranı azaltılmış ürünler tercih edilirse mide de sorun teşkil etmeyecektir.
]]>
Amino Asit Kullanımı https://www.asit.gen.tr/amino-asit-kullanimi.html Wed, 31 Oct 2018 15:04:07 +0000 Amino asit kullanımı, vücudun tüm fonksiyonlarının yerine getirilmesinde amino asitler önemli bir rol oynamaktadır. Vücutta tek bir amino asidin eksik olması halinde, diğer amino asitlerin fonksiyonu etkilenebilir. Bu y Amino asit kullanımı, vücudun tüm fonksiyonlarının yerine getirilmesinde amino asitler önemli bir rol oynamaktadır. Vücutta tek bir amino asidin eksik olması halinde, diğer amino asitlerin fonksiyonu etkilenebilir. Bu yüzden vücudun üretmediği esansiyel aminoasit seviyesi önemlidir. Vücutta egzersiz, stres ve dengesiz beslenme gibi etkenler amino asit düzeylerinde dengesizliğe ve düşüşe neden olur. Yapılacak amino asit testi sayesinde, vücuttaki kansızlık, cilt sorunları, anksiyete gibi rahatsızlıkların nedenleri belirlenebilir. Yapılacak analiz laboratuvar koşullarında değerlendirilir. Bu değerler çok kısa sürede büyük değişimlere uğramaz.

İnsan bedeni normalde her yedi senede bir yenilenir. Vücutta sudan sonra en fazla bulunan yapıtaşı amino asitlerdir. Saçlar, kas dokusu, kemikler, cilt, hormonlar, bağ dokusu, antikorlar, nörotransmitterler amino asitlerden oluşmaktadır. Vücutta tek bir amino asidin eksik olması halinde bu oluşumların sorunları meydana çıkar. Vücutta yağlar ve karbonhidratlar gibi depo edilmediği için, genel sağlığın korunması amacıyla yeteri kadar esansiyel amino asit alınmalıdır. HPLC tekniği kullanılarak vücuttaki kanda, idrar ve dokulardaki amino asit düzeyi belirlenebilir. Sekiz saat süren açlıktan sonra, parmak ucu ya da damardan alınan kanla bu test hemen yapılabilir.

Amino asitler neden alınmalıdır

Sağlıklı ve dengeli beslenen kişilerde bile amino asit dengesizliği olabilir. Bunun sebepleri arasında yaşam tarzı, endüstriyel gıdalarla beslenme, çevresel etkenler ve yaşın ilerlemesi sayılabilir. Ayrıca depresyon, kronik stres, bazı ilaçların kullanımı, düşük proteinli beslenme, tek tip beslenme, emilim bozukluğu, sindirim sistemi sorunları, vücuttaki vitamin ve mineral dengesizliğinin olması, kronik hastalıklar, cerrahi operasyonlar, travmalarda amino asit eksikliğine neden olabilir. Amino asitler zihinsel ve fiziksel stresin olduğu dönemlerde oldukça önemli hale gelmektedir. Düzenli egzersiz yapanlarda, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinin gerekli olduğu hallerde, stresli bir yaşamda amino asit kullanımı gereklidir.

Amino Asit Kullanımı

Amino asit kullanımı hastalıkların tedavisinde gerekli olabilir

  • Kilo kontrolünün yapılması ve obezitenin önlenmesi
  • İnsülin direnci ve Tip 2 diyabet
  • Kronik yorgunluk ve kronik ağrılarda
  • Spor yapanların sağlıklarının korunmasında
  • Okul çağındaki çocukların zihinsel ve fiziksel gelişiminde
  • Anksiyete, depresyon ve panik atak tedavisinde
  • Alkol ve madde bağımlılığı için
  • Hiperaktivite ve dikkat eksikliğinde
  • Uykusuzluk için
  • Peniste sertleşme sorununda
  • Alzheimer, demans ve Parkinson hastalığında
  • Fibromiyalji hastalığında
  • Migren baş ağrılarında
  • Huzursuz bacak sendromunda
  • Bağırsak hastalıklarında
  • Yatalak hastalarda, ameliyattan sonra hızlı iyileşmeyi sağlamak için
  • Saç çekme hastalığında
  • Kanser tedavisi sırasında hastaların kas kaybının önlenmesi için
  • Anti aging uygulamalarda, cilt sarkmasının önlenmesi, tırnakların kırılmasının önlenmesi, saç dökülmesi ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi için, amino asit kullanılabilir.

Amino asit kullanımında nelere dikkat edilmelidir

Amino asit kullanımında kişiye özel uygulama yapılmalıdır. Çünkü herkesin ihtiyacı farklıdır. Yaşam tarzı, beslenmesi, biyo kimyası farklı kişilere aynı uygulamanın yapılmaması gerekir. Esansiyel amino asitler bile rastgele kullanılmamalıdır. Bunlar diğer amino asitlerin düzeyini olumsuz şekilde etkileyebilir. Amino asitler bireyselleştirilerek kullanılmalıdır. Bu kullanımdan duygu durum ve ruh sağlığı açısından olumlu sonuçların alınması için 1-2 hafta kadar süre]]> Folik Asit Kullanımı https://www.asit.gen.tr/folik-asit-kullanimi.html Thu, 01 Nov 2018 13:08:01 +0000 Folik asit kullanımı, B grubu vitaminlerinin içinde en önemlisi folik asittir. Ispanak sayesinde keşfedilen folik asit, yeşil yapraklı sebzelerde bol miktarda bulunur. Vücutta hücre gelişiminde ve hücrelerin yenilenmesi Folik asit kullanımı, B grubu vitaminlerinin içinde en önemlisi folik asittir. Ispanak sayesinde keşfedilen folik asit, yeşil yapraklı sebzelerde bol miktarda bulunur. Vücutta hücre gelişiminde ve hücrelerin yenilenmesinde etkin bir rol oynar. DNA yapılanmasında, kırmızı kan hücrelerinin oluşmasında gerekli bir vitamindir. Düzenli beslenen kişiler folik asidi yeteri kadar alabilir. Ancak bazı özel durumlarda vücudun ihtiyacı olan vitamin, beslenmeyle karşılanamaz. Bazı ilaçları kullananlarda, aşırı alkol alanlarda, gebe kadınlarda folik asit doğal yollarla sağlanamaz. Vücuda yeteri kadar folik asit alınmadığında, megaloblastik kansızlık meydana gelebilir. Bu durumda olan kişiler vitamini hap şeklinde takviye almalıdır.

Hamilelikte folik asit kullanımı

Hamilelik döneminin ilk haftalarında bebeğin merkezi sinir sisteminde düzenleme olmaktadır. Daha sonra beyin ve omurilik gelişimi olur. Bu dönemde sorun yaşanmaması, bebekte sakatlık oluşmaması engellenmelidir. Folik asit eksikliği halinde, bebeklerde nöral tüp defektleri oluşabilir. Yani bebeklerde hem bedensel sakatlık, he de zihinsel sorunlar meydana gelebilir. Bu bebeklerin doğumdan hemen sonra ya da doğumda ölü doğması kaçınılmazdır. Bu nedenle hamilelik başlamadan önce folik asit kullanmak ve gebeliğin ilk aylarında kullanıma devam etmek önemlidir. Folik asidin gebelikte kullanımının etkileri ise;

  • Megaloblastik kansızlığın önlenmesini sağlar
  • Bebeklerde beyin gelişimini destekler
  • Bebeklerin kafatası kemiklerinin oluşmasını desteklemek
  • Bebeklerin sağlıklı doğması ve düşüklerin önlenmesi açısından faydalı olur.

Folik Asit KullanımıHamile kalmayı planlayan, yeni hamile kalanlar için folik asit kullanımı faydalı olur. Daha önceden gebeliğinde sorun yaşamamış, sağlıklı bebekler dünyaya getirmiş olan kadınlar bile hap şeklinde folik asit kullanmalıdır. Günde 0,4-0,5 mg folik asit alınmasının gebelere ve bebeğe zararı yoktur. Bunun uzun süre kullanılması bile zararlı olmaz. Özellikle önceki gebeliklerinde sorun yaşayan kadınlar folik asit kullanımını ihmal etmemelidir. Folik asit vücutta B12 vitaminiyle etkileşime girdiğinden, fazla alınmasının yararı olmaz. Bu fazlalık idrarla birlikte dışarıya atılır. Bu nedenle folik asit gerektiği kadar kullanılmalıdır.

Folik asit eksikliğinde vücuttaki etkiler nelerdir

Folik asit vücutta yeteri kadar olmadığında ciltte kuruma, saçlarda kırılma ve dökülme etkisi görülür, saçlar daha hızlı şekilde beyazlar. Bu etkilerin görülmesi halinde, folik asit eksikliği tamamlanırsa, cilt kuruluğu, saç kırılması ve dökülmesi önlenebilir. Ancak saçların beyazlamasının önüne geçilemez. Bu nedenle vücuda gerektiği kadar folik asit alınmalıdır. Alkolü fazla tüketen kişiler, bazı ilaçları kullanan ve gebe olan kadınlar folik asit kullanımına daha fazla dikkat etmelidir.

]]>
Hiyalüronik Asit https://www.asit.gen.tr/hiyaluronik-asit.html Thu, 01 Nov 2018 20:05:08 +0000 Hiyalüronik asit, vücuttaki en yaygın doku bağ dokusudur. Bu dokuda diğer dokulara oranla daha az hücre bulunur. Ancak lif ve ara madde daha fazladır. Vücutta kaslarla, kemiklerle, kan damarları, sinirler gibi dokuların Hiyalüronik asit, vücuttaki en yaygın doku bağ dokusudur. Bu dokuda diğer dokulara oranla daha az hücre bulunur. Ancak lif ve ara madde daha fazladır. Vücutta kaslarla, kemiklerle, kan damarları, sinirler gibi dokuların irtibat halinde olmasını sağlayan bir dokudur. Adeta bedenin çimentosu gibidir. Dokuya bu özellikleri veren farklı organik bileşikler bulunmaktadır. Bu bileşiklerin en önemlisinin hiyalüronik asit olduğu söylenebilir. Bu bileşik bağ dokusunun temel bileşiği olmasının yanında, vücutta nörolojik fonksiyonlar başta olmak üzere çok önemli görevler üstlenmektedir. 

Hiyalüronik asit uzun zincirli polisakkarit olarak, her dokuda, eklem sıvısında bulunan bir moleküldür. Eklem sıvısında, kıkırdaklarda, gözde camsı sıvıda, alt ve üst deride, göbek kordonunda gibi çok sayıda yerde bulunur. Viskoelastik özelliği nedeniyle, kendi hacminden daha fazla sıvı tutabilir. Bebek kordonundan, horoz ibiğinden ve bazı hayvani kaynaklardan, bakteriden fermantasyon, doğrudan ayırma yollarıyla elde edilebilir. Vücutta alerjik reaksiyona neden olmaz.

Hiyalüronik asit eksikliğinde

Vücutta bu molekülün eksik olması halinde, bağ dokusu liflerini oluşturan ana protein olan kalojen ya da bağ dokusu hastalıkları gelişebilir. Bu durumda eklemlerde, kan damarlarından, iskelette, ciltte ve gözlerde fonksiyon bozukluğu olur. Bunların en önemlilerinden biri olan cam kemik hastalığı, Tip 1 kalojen yapı bozukluğu nedeniyle oluşur.

Hiyalüronik asit faydaları

Hiyalüronik asit, dokuların suyla birleşmesi, nemlenmesi, dokulardan madde geçişi, hücre hareketi, bölünmesi, farklılaşması, kan hareketiyle cilde besinlerin taşınması, eklem kayganlığı gibi görevleri üstlenir. Bu etkileri nedeniyle dermatoloji, ortopedi ve kozmetik alanlarında kullanılır. Enjekte edilerek kullanıldığı bölgelerde deformasyon oluşmadığından, yara tedavisinde etkili olur, dolgu maddesi olarak kullanılır. Cildi dış etkilere karşı koruyarak, yumuşatır. Vücutta üretilen hiyalüronik asidin yarısı cilt yüzeyinde üst deride bulunur. Vücutta kısa bir yarılanma ömrü olduğundan, kısa zaman içinde dışarıya atılır.

Hiyalüronik Asit

Ciltteki kalojen yapının bozulmasında en önemli etken, bunu destekleyen hiyalüronik asit deposundaki azalmadır. İnsanlarda yaşın ilerlemesi de üst deride bulunan hiyalüronik asit miktarını azaltır. Cilt yaşlanır, nemi azalır, incelir, gerginliği ve esnekliği ortadan kalkar. Bu maddeyi içeren kremlerin kullanılması halinde cildin nemi artar, cilt yüzeyinde ince bir tabaka oluşur, cilt yumuşar, esnekliğini kazanarak yeniden yapılanmaya başlar. 

Hiyalüronik asidin görevleri ve özellikleri

  • Hücreleri birbirine bağlar
  • Vurma, şok gibi etkilerde vücuda tampon olur
  • Kayganlığı sağlayarak, şokları tolere eder. Esneme durumunda bağ dokusundaki hücrelerin kaymasına yardımcı olur.
  • Bebeklerde cildin yumuşak olmasında, gergin ve nemli olmasında anne karnındayken içinde bulunduğu amnios sıvısındaki hiyalüronik asidin önemi büyüktür.
  • Doğrudan kan temini olmayan kıkırdak gibi yapılarda bu maddenin su tutma özelliği sayesinde, besin sağlanması, atıkların hücrelerden uzaklaştırılmasına yardımcı olur. Cilt altındaki dokuların gelişmesinde, büyümesine ve onarılmasında etkili bir rol oynar.
  • Doku mühendisliği, ilaç taşıma sistemlerinde temel bileşen olur
  • Hiyalüronik asidin derişimi azaldığında, molekül ağırlığı azaldığında eklem sıvısında Viskoelastik özellik kaybolur, eklem kıkırdağı bu nedenle aşınır ve yıpranır. Tedavilerinde hiyalüronik enjeksiyonu yapılır. Böylece kıkırdak yapısı korunur, ağrılar azaltılır. Eklem iltihaplarında da etkili bir maddedir.
  • Burun mukozasında bulunan fizyolojik bir bileşen olduğundan, burun için kullanılan ilaçların içeriğinde yer alır.
]]>
Mide Asidine Ne İyi Gelir https://www.asit.gen.tr/mide-asidine-ne-iyi-gelir.html Fri, 02 Nov 2018 05:10:45 +0000 Mide asidine ne iyi gelir, Mide asidi tüketilen besinlerin midede sindirilmesi ve parçalanmasına yarayan asitli bileşendir. Gıdaları bağırsakta sindirebilir hale getiriyor ve midede parçalanmasına yardımcı oluyor. Ancak mide Mide asidine ne iyi gelir, Mide asidi tüketilen besinlerin midede sindirilmesi ve parçalanmasına yarayan asitli bileşendir. Gıdaları bağırsakta sindirebilir hale getiriyor ve midede parçalanmasına yardımcı oluyor. Ancak mide asidinin fazlalılığı kişide bazı hastalıkların oluşumuna yol açabilir. Midede artış gösteren asit öncelikle gastrit ardından ise ülser gibi hastalıkların oluşumuna yola açabilir. Eğer asit kişide yemek borusuna doğru kaçış yaparsa bu durumda reflü sorunu oluşabilir.

Mide Asidinin Belirtileri

  • Mide de zafiyet
  • Yemek yedikten kısa bir sonra oluşan yanma hissi
  • Ara arada olsa görülen mide ağrısı
  • Şişkinlik ve hazımsızlık

Mide Asidine Ne İyi Gelir

Mide asidi kişide normal fazla düzeylerde oluşuyor ise öncelikle kişinin günlük yaşamda tükettiği besinlere çok dikkat etmesi gerekir. Özellikle sebzeler, meyveler ve lifli besinler mide asidinin fazlalaşmasına yol açmamaktadır. Ancak yağlı, acılı ve bol baharatlı besinler asidin yoğunlaşmasına sebebiyet verebilir. Düzenli bir beslenme programınız ve günlük yaşamda da çok sağlıklı beslenme taraftarıysanız mide asidinizin çok olmasının altına da yatan bir hastalık sorununuz olabilir. Böyle durumlarda doktor kontrolünde mide asidini azaltacak ilaçlar kullanmanızı gerekebilir.

Mide Asidine Ne İyi Gelir

Proteinler: Özellikle taze balık ve baklagiller proteinler bakımından çok zengin gıdalardır. Ancak protein bakamından çok zengin olan dana eti kişilerde protein ihtiyacını karşılarken bir yandan asidin artış sağlamasına yol açabilir. Dana eti veya kırmızı et yerine alabalık, ton balığı, somon, ringa, uskumru ve mercimek, kuru fasulye, barbunya gibi besinler tercih edilebilir. Tavsiye edilen besinler mide asidini dengelemekte çok faydalı olacaktır.

Sebzeler: Lif bakımından ve mineral, vitamin açısından çok zengin olan sebzeler özellikle çiğ tüketildiği zaman mide asidi sorununun giderilmesinde fayda sağlar. Brokoli, marul, patlıcan, enginar, lahana ve şalgam lif aşısından zengin kaynaklı sebzelerdir. Şayet bu sebzelerden bazıları gaz içerikli olduğu için çok aşırı miktarda tüketmemek gerekir.

Meyveler: A,E,C,B vitaminleri ve mineraller açısından zengin olan taze meyveler mide asidi üretiminin artış göstermesini engeller. Mide asidinin denge de durmasına fayda sağlayan bu meyvelerden turunçgiller, çilek ve ananas mide asit oranının artış sağlamasına yol açabilir. Bu meyveler yerine ahududu, böğürtlen, avokado, karpuz ve yaban mersini tercih edilebilir. Önerilen meyveler mide asidine iyi geldiği için kişilerde mide asidi probleminin giderilmesinde fayda sağlayabilir.

]]>
Asit Baz Dengesi https://www.asit.gen.tr/asit-baz-dengesi.html Sat, 03 Nov 2018 00:01:28 +0000 Asit baz dengesi, insan bedeni birbiriyle uyum içinde çalışan, birbirine destek olan sistemlerden meydana gelmiştir. Buradaki sistemlerde ortaya çıkan sorunlarda, diğer sistemlerinde etkilenmesi kaçınılmazdır. Vücutta Asit baz dengesi, insan bedeni birbiriyle uyum içinde çalışan, birbirine destek olan sistemlerden meydana gelmiştir. Buradaki sistemlerde ortaya çıkan sorunlarda, diğer sistemlerinde etkilenmesi kaçınılmazdır. Vücuttaki asit baz dengesini belirleyen temel etken hidrojen atomudur. Vücudumuza her gün belli oranda asit eklenmesine rağmen, asit miktarında bir değişiklik olmaz. Çünkü vücuttaki olayları düzenleyen bazı mekanizmalar bulunmaktadır. Bazen vücudumuzda olan hidrojen oranı 20-160 mmol / l  değerleri arasında değişir. Ancak vücudumuz bu oranları zarar görmeden atlatacak bir düzeneğe sahiptir. Vücuttaki asit miktarları bu değerlerde olursa, insanlar hayati tehlikede olurlar.

Vücuttaki asit baz dengesi nasıl kurulur 

Asit baz dengesi pH değeri üzerinden değerlendirilir. Vücut sıvısı pH değeri 7,38 ile 7,42 arasında değişir. Vücuttaki asit fazlasının tamponlanması için bazı mekanizmalar vardır. Karbonik asit yapısı gereği zayıf bir asittir. Bunun çoğunluğu yeniden hidrojen ve bikarbonata dönüşürken, kalan karbonik asitler su ile karbondioksite dönüşmektedir.

Hidrojen iyonu konsantrasyonu arttırıldığında, hidrojen tarafından bikarbonatların bir bölümü kullanılmaktadır. Bununla vücutta olan HCO-3 oranı düşmekte ve daha fazla karbondioksit üretilmektedir. Bu karbondioksitin kanda olan bölümü basıncı arttırmaktadır. Kalan karbondioksit beyinde olan solunum sistemini kontrol eden merkezi uyarmaktadır. Bununla daha derin, daha hızlı solunum yapılır. Sonuç olarak kanda bulunan karbondioksit solunumla birlikte dışarıya atılır ve normal sevilere inilir.

Vücuttaki diğer mekanizma olan böbrekler ise, bikarbonatın vücudumuzda yeteri kadar kalmasını sağlar. Vücuttan karbondioksitin atılması en çok 3 dakika içinde gerçekleşir. Ancak bikarbonatın yeniden eski seviyesine gelmesi için en az 2 saat gerekir. Bikarbonat böbreklerde yapılmaktadır. Böbreklerde tampon olarak amonyak kullanılır. Amonyak ise vücutta karaciğerde ve böbreklerde üretilir. Bunun kaynağı ise, glutamate adındaki amino asittir. Böbrekler normal olarak günde 35-45 mg kadar amonyak üretebilir. Amonyağın üretilmiş olduğu hücrelerden böbrek kanalına geçmesi için enerjiye gerek duyulmaz. Amonyak basit difüzyonla kanal boşluğuna kolayca geçebilir. Burada hidrojen atomuyla birleşerek, amonyumu meydana getirir. 

Asit Baz Dengesi

Amonyum ise biyolojik zarlardan çok kolay geçemez. Vücuttan atılımı idrar yoluyla olur. Kalan bikarbonat kan dolaşımına geçip, vücuttaki önemini korur. Bütün bu olaylar vücutta olan bikarbonat değerinin normal seviyeye gelmesine yeterli olmayabilir. Diğer tampon mekanizması ise, tek ve çift bazlı fosfatlardır. Vücutta olan bikarbonatın seviyesi karbonik aside göre bire yirmi kadar olmalıdır. Bu değerlerdeki bozulma vücutta ciddi sorunlara neden olabilir. İşte insan vücudunda olan mekanizmalar, yaşanan hastalıklar nedeniyle bozulabilir. Vücuttaki yaşamsal olaylarının devam etmesi için, her şeyden önce asit baz dengesinin korunması gerekir. Metabolizma bozukluğu, solunum yetersizliği gibi sorunlarda bazı hastalıklar nedeniyle ortaya çıkabilir. Akciğerlerden karbondioksit atılımı bozulduğundan, karbonik asit yükselir ve kan pH değerleri azalır. Aç kalınması karbonhidrat metabolizmasında bozukluk yada yetersizlik durumunda ketonların artmasına neden olduğundan, kanda pH değerini düşürerek, nötrlük düzeninin bozulmasına sebep olur. 

]]>
Mide Asidi Fazlalığı https://www.asit.gen.tr/mide-asidi-fazlaligi.html Sat, 03 Nov 2018 06:17:50 +0000 Mide Asidi Fazlalığı, nelere zararlı imiş ve bu sorunun ortadan kalkması için neler yapılmalı bakalım. Mide duvarlarında yaratılışları gereği asit yayan hücreler bulunmaktadır. Bu hücreler asidi üretir ve mide boşluğuna s Mide Asidi Fazlalığı, nelere zararlı imiş ve bu sorunun ortadan kalkması için neler yapılmalı bakalım. Mide duvarlarında yaratılışları gereği asit yayan hücreler bulunmaktadır. Bu hücreler asidi üretir ve mide boşluğuna salar. Yiyeceklerin parçalanmasında kullanılan bu asidin fazlalığı ve azlığı da direkt mide ağrısı olarak geri dönebilmektedir. Mide asidinin fazlalığı midede gastrit, ülser, mide iç kısımlarında oluşabilecek rahatsızlıklara yol açabilir. Aynı zamanda midede asidin azalması hazımsızlık ve birtakım rahatsızlıklar getirebilir.

Mide Asidi Belirtileri:

Kapalı bir kutu olan midenin içerisinde her şeyin yolunda olup olmadığını anlamanın birkaç yolu vardır. Midenizde anlam veremediğiniz bir yanma meydana gelmiş ise mide asidiniz çoğalmış demektir. Yine diğer bir belirti yemek yemeye başladıktan sonraki dakikalarda anlamsız bir ağrı veya kramp baş gösteriyorsa mide asidi ile ilgili sorun var demektir. Aynı zamanda sadece yemeklerden sonraki kısa zaman içerisinde değil yemekten sonraki iki veya üç saat sonra da sorunlar çıkabilir. Aç karna veya strese bağlı olarak da bazı sorunlar oluşabilir. Bu sorunların tamamı mide asidinin azlığı veya çokluğu ile ilgilidir.
 
Mide Asidi Fazlalığı
Mide Asidini Düzenlemenin yolları:

Yukarıda sıralanmış olan sorunlardan birkaçı veya tamamını kendinizde görmüş iseniz ilk yapmanız gereken acil olarak doktora başvurmak ve doktorunuzun verdiği ilaçları düzenli olarak kullanmaktır. Sonrasında ise listede sıralayacak olduğumuz yiyecek ve içecekleri dikkatli ve doğru oranlarda kullanmaktır. 
  • Midenin dolaylı yoldan zarar görmemesi için stresten uzak durunuz. 
  • Ana yemek öncesi meyve vaya salata yemek asit düzeyini olması gereken seviyeye taşır.
  • Yemek yerken lokmaları çok fazla çiğneyip midenin işini kolaylaştırmak.
  • Aynı zamanda sünnet olan davranışı, yani mideyi tam doldurmadan sofradan kalkmak.
  • Yemek öncesinde ve sonrasında su içmemek. 
  • Mide asidi için tüketilen yiyeceklerin ısı düzeyi de çok önemlidir. Yemekler ne aşırı sıcak, ne aşırı soğuk olmalıdır. 
  • Ana öğünlerin saatleri düzenli olmalıdır. 
  • Yatmadan önce yemek yenmemelidir. Bu midenin  ve diğer organların zararına bir davranış olacaktır.
Yukarıda sıralamış olduğumuz hususlara dikkat edildiği ve içki, sigara gibi bağımlılık yapıp vücudu aynı zamanda mideyi yoran içeceklerden de uzak durulduğu taktirde mide kendi vazifesini yerine getirir. Kişinin tamamen kendi elindedir, sağlığını korumak. 
]]>
Laktik Asit Birikmesi https://www.asit.gen.tr/laktik-asit-birikmesi.html Sun, 04 Nov 2018 04:02:05 +0000 Laktik asit birikmesi, egzersiz yapılmasının ardından kaslarda ağrılara neden olan bir durumdur. Glikojen enerjiye çevrilirken, oksijenin azalmasıyla ortaya çıkarak, kaslarda birikim yapar. Kasların alışkın olmadığ Laktik asit birikmesi, egzersiz yapılmasının ardından kaslarda ağrılara neden olan bir durumdur. Glikojen enerjiye çevrilirken, oksijenin azalmasıyla ortaya çıkarak, kaslarda birikim yapar. Kasların alışkın olmadığı şekilde çalıştırılması, kardio egzersizleri ve ağırlık çalışmaları vücutta laktik asit birikmesine neden olur. Düzenli egzersize alışmış olan kasların oksijen ihtiyacı dengelendiğinden, laktik asit üretimi az miktarda olur. Yapılan kardio egzersizlerinden sonra, vücudunuzu soğutma süresi ayırdığınızda, egzersizleri ani olarak bırakmadığınızda laktik asit yüzünden oluşan ağrılar azalabilir.

Laktik asit birikmesi nelere sebep olur

Kaslarda yorgunluk hissine neden olan laktik asit birikimi sonucunda, kas aktivitesi azaltılır ya da bırakılır. Bu sayede kaslarda, bağlarda, kemiklerde ve kirişlerde hasar oluşması engellenir. Vücudumuzda bu sistem olmasa, kas çalışmaları iskelet sistemine zarar verecektir. Bağlarda kopma, kas liflerinde yırtılma, adalelerde kanama gibi olaylar yaşanır. Kas yorgunluğunun olması, kas hücrelerinin iç ortamının dengesiyle alakalıdır. Kas hücrelerinde laktik asit birikimi, glikojen gibi maddelerin azalması bu dengenin bozulmasına neden olur. Bu değişimlerle kaslar uyarılır ya da kasılır. Bu şekilde kişide yorgunluk etkisi görülmeye başlar.

Yapılan egzersizin türüne ve süresine göre gelişen yorgunluğun nedenleri farklıdır. Yani kısa süreli egzersizler ile uzun süreli egzersizlerde oluşan yorgunluk farklı etkilerden oluşur. Kısa süreli egzersizlerde yorgunluk gelişmesi kaslarda laktik asit birikimi nedeniyle meydana gelir. Uzun süreli egzersizlerde ise, kaslarda glikojenin azalması yorgunluğun oluşmasına etki eder.

Laktik Asit Birikmesi

Laktik asit birikimi kaslarda nasıl giderilir

Kaslarda fazla miktarda olan laktik asit birikimi nedeniyle sertleşme ve ağrı geldiği zaman, vücutta laktik asidi yeniden glikojene çeviren metabolik süreç işlemeye başlar. Bu sayede laktik asit yeniden enerji için kullanılır. Uzun müddet spor yapmayan kişiler aniden egzersize başlarsa, ağır kas yorgunluğu olarak ortaya çıkan, halk arasında hamlama, et kırığı denilen durum yaşanır. Bu kaslarda uzun süre kullanılmayan hücrelerdeki enerji santralleri mitokondrilerin azalmasıyla, solunum ve dolaşım sisteminin kaslara oksijen yetiştirememesi nedeniyle oluşur.

Laktik asidin neden olduğu etkiler nasıl giderilir

  • Hangi spor yapılırsa yapılsın, bunun düzenli şekilde yapılması gerekir. Ayrıca her spor için aynı sürelerde egzersiz yapılmalıdır. Arasında fazla süre bırakılması halinde, egzersizlerin ardından laktik asit birikimi nedeniyle daha şiddetli ağrılar olur. Kaslar egzersize alıştığından, oksijen seviyesi dengelenir ve laktik asit birikmesi azalır.
  • Egzersizlerden sonra vücudun soğutulması gerekir. Bu süreç kaslardan laktik asidin atılmasında oldukça etkili olur.
  • Vücudun soğutulmasından sonra, statik esneme hareketlerinin yapılması gerekir. Bunlar kaslardaki laktik asidi azaltır ve kas ağrılarından olabildiğince kurtulursunuz.
]]>
Amino Asit https://www.asit.gen.tr/amino-asit.html Sun, 04 Nov 2018 15:01:34 +0000 Amino asit, kimyada karboksil fonksiyonel gruplarla birlikte amin içeren moleküllere verilen isimdir. Amino asitlerin peptit bağlarıyla birbirlerine bağlanmaları sonucunda oluşturdukları kısa zincirlere peptid adı verilirken uzun Amino asit, kimyada karboksil fonksiyonel gruplarla birlikte amin içeren moleküllere verilen isimdir. Amino asitlerin peptit bağlarıyla birbirlerine bağlanmaları sonucunda oluşturdukları kısa zincirlere peptid adı verilirken uzun zincirlere ise polipeptid ya da protein adı verilir. Oluşturulan bu proteinlerde tüm amino asitlerin bulunması şart değildir ve ya oluşturulan polipeptidlerin yapısındaki amino asitler değişim göstererek farklılaşmayla da sonuçlanabilir.

20 farklı amino asit türü vardır. Bunlar: Glisin, Alanin, Valin, Lösin, İzolösin, Fenilalanin, Triptofan, Metiyonin, Prolin,  Serin, Treonin, Asparajin, Sistein, Glütamin, Tirozin,  Aspartik asit, Glütamik asit,  Lizin, Arjinin ve Histidin'dir.  20 amino asit türünden 10 tanesi temel amino asitler olarak geçer. Temel amino asitler ise İzolösin, Lösin, Lizin, Metionin, Fenilalanin, Treonin, Triptofan, Valin, Arjinin, Histidin şeklindedir. 10 temel amino asidi vücut kendisi üretemediği için dışarıdan alınması gerekmektedir. Temel amino asitler özellikle çocukların büyüme ve gelişiminde etkin rol oynar. 

Amino asit türleri

İzolösin: DNA tarafından kodlanan 10 temel asit türünden biridir. Vücut tarafından üretilemediği için dışarıdan temin edilmesi gerekir. Neredeyse tüm protein yapılarında rastlanan izolösin: et çeşitlerinde, süt ve süt ürünlerinde, yumurtada, baklagillerde bol miktarda bulunmaktadır. 

Lösin: Temel amino asitler içerisinde yer alır. Kasların gelişiminde etkin rol oynar ve hemen hemen tüm protein yapılarında mevcuttur. Baklagil, tahıl ve süt ürünleri içinde bulunur. 

Lizin: Temel amino asitlerden bir diğeridir. Yaralanma sonrası, ameliyatların ardından, sakatlık süreçlerinde iyileşmede etken rol oynadığı düşünülmektedir. 

Metionin: Metiyonin olarak da bilinen temel amino asitlerin vücuttaki yağ yakımına yardımcı olan türüdür. Vücudun kendisi üretemediği için dışarıdan alınması gerekir. Daha çok sebze ve meyvelerde bulunur. 

Fenilalanin: Görünüşü beyaz tozu andıran diğer bir alfa amino asittir. 

Amino Asit

Treonin: Daha çok balıkta ve diğer deniz ürünlerinde bulunur. Tıpkı diğerleri gibi vücut için gereklidir ancak yalnızca dışarıdan alınabilir. 

Triptofan: Serotonin ve melatonin salgılanmasında, karaciğer gelişiminde etkili olan temel amino asittir.  

Valin: Doğada baklagillerde, et ve sütte, susamda bulunan Valin sonradan sigaranın da içine eklenmiştir. 

Arjinin: Hayvansal proteinler içinde yer alan temel amino asit türüdür. 

Histidin: Özellikle çocukların gelişiminde dışarıdan alınması oldukça önemlidir. 

Alanin: Moleküler yapısı en basit amino asitlerden biridir. Neredeyse tüm protein yapılarında rastlandığı için protein içeren tüm besinlerde mevcuttur. 

Asparajin: Sinir sisteminin dengesi için önemlidir. Sakinleşme, rahatlama gibi davranışlarda etkisi vardır. 

Aspartik asit: Vücuttan zararlı maddelerin atılmasına yardımcı olan bu amino asit türü aspartat olarak da bilinmektedir. 

Sistein: Yan zincirinde kükürt içerir. 

Glutamik asit: Sodyum glutamat ya da kısaca MSG olarak da bilinen bu amino asit türü gerekli olmayan ancak en çok rastlanan türdür. Yararlı ya da zararlı olduğu yönünde kesin kanıtlar olmamakla birlikte yiyeceklerde aroma arttırıcı olarak kullanılır. 

Glutamin: Yan zincirinde karboksamit içeren bir amino asitt türüdür. 

Glisin: Merkezi sinir sistemi için önemlidir ve proteinlerin yapısında nadir olarak görülür.

Prolin: Proteinleri meydana getiren prolin, her amino asitte olduğu gibi yapısında amin barındırır. 

Serin: Hayvansal proteinlerde sıkça rastlanan diğer bir asittir. 

Tirozin: İlk olarak peynirde bulunmuş olan asit türüdür. 

]]>
Sülfürik Asit https://www.asit.gen.tr/sulfurik-asit.html Sun, 04 Nov 2018 16:57:47 +0000 Sülfürik asit, formülünün içeriğinde bulunan H2SO4 bileşiminden dolayı oldukça güç ve aşındırıcı bir asittir. Metallerden taşlara ve canlı dokulara karşı temas ettiği birçok farklı malzemeyi aşındırabilece

Sülfürik asit, formülünün içeriğinde bulunan H2SO4 bileşiminden dolayı oldukça güç ve aşındırıcı bir asittir. Metallerden taşlara ve canlı dokulara karşı temas ettiği birçok farklı malzemeyi aşındırabilecek niteliktedir.

Su ve diğer çözücülerde kolaylıkla çözülebilen ve Tarihte vitriol yağı olarak bilinen bu sülfürik asit kesin kokuya sahip olup su ve diğer çözücülerde kolaylıkla çözülebilme özelliğindedir. Sülfürik asit lavabo açıcı olarak kullanabilen bir formül olduğu gibi kurşun ve asit üretiminde de kullanabilen geniş kullanım alanına sahiptir. Su da çözündüğü zaman çok yüksek ısının açığa çıkmasını sağlayan sülfürik asit aynı zamanda elektriği iletmektedir.  Toplumda fayda sağlamak amacıyla kullanım yerlerinden bahsetmemiz gerekirse; petrol arıtımı, atık su işleme, gübre üretimi, kimyasal sentez, patlayıcı madde üretimi ve boyar madde gibi endüstriyel alanlarda kullanılmaktadır.

Sülfürik Asit

Sülfürik Asit'in Kimyasal Özellikleri Nelerdir

Su İle Reaksiyonu

Sülfürik asitin hidrasyon reaksiyonu oldukça ekzotermik olduğundan suyla formül birleştirildiğinde su üzerine asitin dökülmesi tavsiye edilmektedir.  Bu etkileşimde reaksiyon sonucu açığa çıkan ısı suyun buharlaşmasına ve buharlaşan suyun da dışarı çıkma isteğinden dolayı etrafa asit saçılmasına neden olmaktadır. Kimya bilimciler suyun içine asitin dökülmesine "asiti suda boğmak" olarak adlandırmaktadır. Cam kap içerisinde sülfürik asitin üzerine su dökmeye kalkıştığınızda cam malzemelerin parçalanarak ciddi yaralanmalara yol açabilirsiniz. Bu yüzden özellikle dikkat etmeniz gerekmektedir.

Su ile oldukça ilgili olan sülfürik asit birçok endüstriyel işlemde onu dehidrasyon ajanı olarak kullanılmasını sağlamaktadır. Sülfürik asit suyla reaksiyon halinde saf olarak kalırken şeker ve nişasta saf karbon gibi kararabilmektedir.

Asit Baz Reaksiyonu

Sülfürik asit baz ile reaksiyona girdiğinde tuzu oluşturmaktadır.

Asit Sentezi

Zayıf asitleri tuzlarından sentezlemek için kullanılan sülfürik asit, sodyum asetat(CH3COONa) ile reaksiyona girdiğinde asetik asit(CH3COOH) örnek olarak gösterilebilmektedir.

Metal İle Reaksiyonu

Sülfürik asitin seyreltik çözeltileri  metaller ile reaksiyona girer ve hidrojen(H2) ve kullanılan metale karşılık gelen metal sülfat oluşturulur. Seyreltik çözeltilerin aksine derişik çözeltiler farklı reaksiyon tepkileri vermektedirler. Örnek vermek gerekirse; bakır metali ile derişik sülfürik asit reaksiyonu sonucunda sülfür dioksit ile su ve sülfat iyonları oluşmaktadır.

Sülfürik Asit Nasıl Saklanmaktadır

Solunması halinde solunum sisteminde ciddi yanıklara sebep olan bu bileşen son derece tahriş edici ve tehlikelidir. Temas edilen bölge mutlaka göz duşu veya seyreltik baz ile mutlaka yıkanmalıdır. Su ile yıkandığı zaman ısı açığa çıkarak asıl yanmaya neden olan etken olmaktadır.

Bu tehlikeli kimyasalla çalışırken hava alan bir yerde veya çeker ocağın bulunduğu bir yerde koruyucu giysi ve gözlük takarak çalışılması gerekmektedir. Sülfürik asiti saklarken ise koyu camlı şurup şişeleri gibi reaktif olmayan kaplar içerisinde saklanmalı ve üzerine tehlikelidir diye not mutlaka düşülmelidir.

]]>
Hümik Asit https://www.asit.gen.tr/humik-asit.html Mon, 05 Nov 2018 06:57:50 +0000 Hümik asit, pH değeri ikiden küçük asidik özelliği olan sularda çözünmez. pH değeri daha yüksek olan suda ya da alkalik özelliğe sahip çözeltilerde çözünür. Moleküler ağırlığı fazla olan hümik asit, uzun Hümik asit, pH değeri ikiden küçük asidik özelliği olan sularda çözünmez. pH değeri daha yüksek olan suda ya da alkalik özelliğe sahip çözeltilerde çözünür. Moleküler ağırlığı fazla olan hümik asit, uzun zincir moleküler yapıdadır. Koyu kahverengi ve siyah arasında bir renge sahiptir. Organik madde hayvansal ve bitkisel kalıntıların biyolojik ve kimyasal humifikasyonuyla mikro organizmaların biyolojik aktivitesi sonucunda oluşur. Doğal hümik maddenin temel fraksiyonu hümik asitlerdir. Bu asitler bitkiler ve toprağa doğal aynı zamanda organik yolla yaşamsal besin maddeleri, izelementleri ve vitaminleri sağlamanın en iyi yoludur. Hümik asitler, torf yataklarında, toprakta, taze su kaynaklarında, linyit katmanlarında ve leonardit madeninde bulunmaktadır. Bunlar kolloidal maddeler olup, kil gibi hareket ederler.

Hümik molekülünde katyon değişim siteleri hidrojen iyonuyla doldurulduğunda meydana gelen maddenin hümik asit olduğu düşünülür. Ancak bu pH değeri üzerine fazla etki yapmaz. Çünkü bu asit suda çözünmez. Araştırmalarda mantarlarda, yosunlar ve lignin içermeyen çürük meyvelerde yüksek miktarda hümik asit olduğu görülmüştür. Bu asitlerin besleyici özellikleri daha çok makro ve mikro besin elementlerinin bitkiye geçtiği sırada ortaya çıkar. Biyolojik etkileriyse daha çok mikroorganizmaların aktivitelerinin arttırılmasında görülür. Hümik asitler fiziksel ve kimyasal açıdan iyi bir toprak oluşturulmasında, toprağın süzme özelliğinde, havalandırmada, topraktaki iyon değişiminde, nem tutmada, toprağın tamponlanmasında önemli etkiler yapar. Verimli toprak üretmek için, mineralizasyon süresince gereken besin maddelerinin ortaya çıkışını sağlayan hümik asitlerin önemli destekleri bulunmaktadır.

Hümik Asit

Hümik asitin yararları

Yapılan araştırmalara göre toprağın verimliliği içinde bulunan hümik asitle orantılı şekilde belirlenmektedir. Bu asitlerin en önemli özelliği çözünemez metal iyonlarını, hidroksit ve oksitleri gerektiği zaman bitkilere yavaşça ve sürekli olarak verme yeteneğinin olmasıdır. Bu nedenle yararları üç farklı sınıflandırmayla değerlendirilir.

Fiziksel yararları

  • Toprağın yapısını düzelterek, kil mineralleriyle birleşip toprağı tanecikli bir yapıya getirir. Toprağın hava ve su geçirgenliğini artırır, gevşeklik ve işlenme özelliği yükselir ve topaklanma önlenir. Verimsiz olan killi toprakların parçalanmasını sağlar ve toprağı verimli hale getirir. Sıkışan toprağı engelleyerek, kabarık olmasını ve hava almasına yardımcı olur.
  • Toprağın havalanma özelliği arttığından, köklerin havalanmasını sağlar. Yorgun toprağın gençleşmesine yardımcı olur.
  • Hümik asit kendi ağırlığının yaklaşık 20 katı kadar su tutabildiğinden, toprağın su tutma özelliğini arttırır. Su miktarını dengeler, bitkinin kuraklığa karşı direncini arttırır, kurak bölgelerde verimi yükseltir. Az suyla verimli bir sulama yapılmasını sağlar.
  • Tohum yatağı şartlarının uygun olmasına yardımcı olur.
  • Toprağın içindeki küçük parçacıkları birleştirip, topraktaki çatlamayı engeller ve erozyona engel olur.
  • Toprak rengini koyulaştırdığından, güneşten yararlanma özelliğini arttırır.

Kimyasal yararları

  • Bazik ve asidik özellikleri olan toprakları nötralize eder. Fazla miktardaki kireç ve tuzluluk oranını giderir ve pH dengesini ayarlar.
  • Suda çözünen inorganik gübreleri köklerde tutar ve ihtiyaç oldukça serbest bırakır. Kök çevresinde olan besinlerin yıkanarak uzaklaşmalarına engel olur. Fazla gübreyi toprağa yavaş verdiğinden, devamlı verimli olan toprak yapısını sağlar. Fazla gübreleme nedeniyle oluşacak zararları engeller.
  • Toprakta iyon değişimi kapasitesini yüksek seviyeye çıkarır.Toprak parçacıklarının tuttuğu, bitkinin alamadığı besin maddelerini serbest hale getirerek, bitki tarafından kullanılmasını sağlar.
  • Kimyasal olarak aktiftir ve toprakta olan mineralleri, metalleri]]>